Çöpe düşmek...

2005 yılında Ankara'da 500 dolayında atık kağıt ardiyesi, bunlara bağlı olarak çalışan 10 binden çok insan vardı. 2007'de bu rakamların sırasıyla 50-60'a ve 6-7 bine düştüğü tahmin ediliyor.
Haber: AYTEN ALKAN / Arşivi

2005 yılında Ankara'da 500 dolayında atık kağıt ardiyesi, bunlara bağlı olarak çalışan 10 binden çok insan vardı. 2007'de bu rakamların sırasıyla 50-60'a ve 6-7 bine düştüğü tahmin ediliyor. "Rakamlar"ın buz gibi elini kaldırıp altına bakacak olursak, şeytan azapta gerek şiarlı baskı ve yıldırmalarla, kentlinin atığından çıkardıkları katıklarından edilen insanlar var. Kimlerin derdi var bu insanlarla: ITC Invest Trading & Consulting AG ile SİMAT İnşaat Makina Gıda Taahhüt ve İhracat İthalat Pazarlama ve Ticaret Ltd. Şti. (ahtapot gibi maşallah kollu budaklı her bir işten anlar firmalar bunlar), Büyükşehir Belediyesi ile Çankaya Belediyesi (bu ikisi de her fırsatta birbirini yerken, alanda büyük bir rantın ayırdına varıp "atığı da, kağıdı da, gecekondu alanlarını da dönüştürelim" ahdinde aynı cümlelerde uzlaşmış iki kamu tüzel kişisi. Yineliyorum: Kamu, tüzel. Biraz zorlarsak anımsarız anlamlarını belki. Yalnızca son altı yedi ay içinde binin üzerinde çöp toplama aracına zabıta ekiplerince el konmuş durumda (Her bir aracın, yani atık işçisinin "sabit" sermaye yatırımının maliyeti 100-150 YTL). Buna depo yıkımları, M. Gökçek'in "kaçak çöp avcıları" beyanları, doğrudan fiziksel saldırı, tehdit, ITC "halk"la ilişkiler ekibinin "Bırakın bu dernek mernek işlerini gelin şefkatli kucağımıza" yollu "ikna" faaliyetleri gibi yöntemleri de ekleyin.
Kümeste yaşayanlar
Ne için bütün bunlar? Kağıt toplama işini sadece lisans belgesine sahip firma elemanlarının yapabilmesi için. Niye? Çöpten geçinen yüz binlerce insan için tek bir sosyal önlem dahi öngörmeyen Ambalaj ve Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği'nin (2002) geri kazanım hedeflerine göre (md. 18) 2015'e değin "sorumlu ekonomik işletmeler ambalaj atıklarının ağırlık itibari ile en az yüzde 60'ını geri kazanmakla yükümlüdürler" diye. Niye, niye? E, çünkü çerçöp işlerinin dünyadaki pazar büyüklüğü yüz milyarlarca dolar diye. Kendi adına çalışanlar, boğaz tokluğuna bu şirketlerde çalışsınlar diye. Buyurun bakalım nasıl çalışıyorlar: Mamak çöplüğündeki "ayrıştırma ve geri kazanım tesisi"nde çalışan 100'den fazla işçi, Sivas'tan iş uğruna evlerini barklarını bırakıp gelen adamlar. Ve bu adamları, İzmir Harmandalı depolama alanında hiçbir sağlık önlemi olmaksızın çalışan Menemenli işçiler gibi her gün getirip götürmek mümkün olamayacağına göre, Engels'in konut sorunu çözülüyor: Bu işçiler kümeslerde yaşatılıyor. Evet, tam anlamıyla kümeslerde.
"Bir büyük firar, esaretten kurtulmak için..." Ankara Katı Atık İşçileri Derneği Başkanı M. Ali Mendillioğlu, çıkardıkları gazete kAtık'ın ilk sayısında örgütlenmeye başlamalarını böyle muştuluyor. İstekleri çok açık: "Bugün geri dönüşümün atık kağıt işçilerinden başlayarak, fabrika aşamasına kadar bütünlüklü bir sektör olarak kabul edilmesi, bu alanda çalışan tüm emekçilerin sosyal güvenliklerinin sağlanması, çalışma koşullarının düzeltilmesi ve örgütlenme hakkının tanınması."
Ankara Tabip Odası'nın (ATO) 21-22 Nisan'da düzenlediği Kent-Çevre ve Sağlık Sempozyumu'nun konuşmacılardan biriydi Mendillioğlu. ATO, bir dizi meslek odası, sendika, konfederasyon, Ankara Barosu ve kimi akademisyenlerin işbirliğiyle uzunca bir süredir Çöp Çalışma Grubu faaliyetlerini yürütüyor. Katı atık işçilerinin seslerini duyurması ve örgütlenmelerinde bu grubun katkıları büyük. Vakt-i zamanında Gökçek'in ATO yönetimini istifaya davet etmesinin nedeni de bu çalışma grubunun "burnunu soktuğu" alandı. Oysa çalışma grubunun başlangıçtaki niyeti ve çabası, atık kağıt toplayıcılarıyla olduğu kadar belediyeyle de işbirliğine gitmekti. Fakat tam da Mendillioğlu'nun konuşmasında söylediği gibi, "STÖ'lerle işbirliği diyorlar... Kim STÖ? Meslek odaları değilse, sendikalar değilse, çöp işçilerinin örgütü değilse kim? Ankara Ticaret Odası!.." (Burada, M. Gökçek'in çağrısıyla oluşan ve ilk toplantısını Ocak 2007'de yapan Kent Konseyi'nin Yönetim Kurulu'na Meslek Kuruluşları adına Sinan Aygün'ün getirildiğini belirtmeli.)
Oysa, tam da bu siyaset ile hem alanda son derece kalifiye bir işgücü yok sayılıyor hem de bir kentin yönetiminin o kentte yaşayanlara, o kentte geçinenlere hizmet etmeyecekse kime, neye hizmet edeceği sorusu iyiden iyiye belediyeciliği "çöpe düşüren" yanıtlarda karşılığını buluyor. "Toplanan atıkları depolamak için gecekondu gerekiyor" diyor Mendillioğlu (Gökçek'in, kentsel dönüşüm, nam-ı diğer kentsel temizleme, direnişlerine katılanları "yasadışı örgüt militanı ya da provokasyona gelenler" olarak afişe ettiği şu günlerde), "yani yaya olarak gidip gelebileceğiniz yerlerde atık toplamanız gerekiyor. Bugün atık toplayıcıları Türközü, İskitler, Yahyalar ve Hamamönü'nde yerleşik. Mahallelerin, sokakların bölüşümü de buna göre." Sempozyuma katılan bir başka toplayıcı ekliyor, "30 yıldır bu işin içindeyim. Yeni biri çöpe düştüğünde presçiler uyarır zaten, gidilen sokağa gidilmez." Dolayısıyla, alanın haritasını en iyi bilen de bakış trafiğimizde hep teğet geçtiğimiz toplayıcılar. Velhasıl şehrin çöp akışıyla, depolama ve geri kazanımla ilgili bir projelendirme yapılacaksa birincil ortaklar da bu kesim olmalı. "Ama" diyor Mendillioğlu, "Bir tek arkadaşımız bile bu projenin dışında kalırsa kabul etmeyeceğiz! Biz kendimizi Büyükşehir'in ve şirketlerin ihtiyaçlarına göre planlayamayız. Gelsin belediyeler bizden talep etsin hem, sokak sokak profilini çıkaralım."
Öğrenci
Biri atık kağıt işçisi ikisi profesör, çöple, bizim, hepimizin çeriyle çöpüyle haşır neşir insan, Mehmet Ali Mendillioğlu, Ahmet Soysal (9 Eylül Üni.), Neşe Özgen (Ege Üni.) konuşmalarını bitirdikten sonra bir sigara yakmak, içimi durgunlaştırmak için İbn-i Sina'nın bahçesine çıktım. Sempozyum katılımcılarından biri, 15-16 yaşlarında ceylan gözlü bir genç adam da oradaydı. "Sen de çıkıyor musun çöpe?" diye sordum, "Haftasonları" dedi, lise öğrencisi çünkü. Bir daha baktım gözlerine, "Nereden?" derken tam, karşılıklı şaşırdık: "Abla ben sana pide getirdiydim." Yazın bir vakti, akşamın 10'u mu ne, çalışıyorum hala, basmışım telefonun tuşlarına, çıkıp geliyor bu öğrenci, çöp işçisi, komi ela gözlü oğlan karşıdaki kebapçıdan. "Sonra alırım ben paranın üstünü, gitme şimdi nereden bozduracaksın?" diyorum, "Olmaz abla" diyor, koştur koştur gidiyor geri getiriyor paranın üstünü. Yazları da kebapçıda çalışıyormuş. Öyleymiş. Gökten üç elma düşmüş.
Dernekle ve gazete kAtık'la iletişim için: katik_aki@mynet.com

AYTEN ALKAN: Dr., Ankara Üni., Siyasal Bilgiler Fakültesi