Cumhurbaşkanı Hristofyas mı?

Şubat 2008'de Güney'de başkanlık seçimleri yapılıyor. Bir bakıma Rumlar yeni liderlerini seçiyor. Elbette Kıbrıs Türklerini bugüne kadar yapılmış hiçbir seçim ilgilendirmediği gibi bu seçim de ilgilendirmiyor.
Haber: MEHMET HASGÜLER / Arşivi

Şubat 2008'de Güney'de başkanlık seçimleri yapılıyor. Bir bakıma Rumlar yeni liderlerini seçiyor. Elbette Kıbrıs Türklerini bugüne kadar yapılmış hiçbir seçim ilgilendirmediği gibi bu seçim de ilgilendirmiyor. Sanki seçim Uganda'da da yapılıyor. Tıpkı "özgür bölge" dışındakilerin Rumları ilgilendirmediği gibi. Kıbrıs'ın iki tarafında yaşamlarını adalı olarak sürdüren kitleler aslında dış güçlerin dünyada en kolay idare ettiği bir topluluktur. Kuzu gibiler. Önlerine koyarsan yerler, vermezsen sinerler ve beklerler. Şimdi burada aslında enternasyonal tutum ve tavır almaktan söz etmek isterdim. Ama nereye ve kime anlatmak muradındasın!?
Kabaca Annan planı referandumuyla birlikte ve belki öncesinden de başlayan ve iki toplumun diri güçlerindeki politik dejenerasyon irdelenmeye değer. Bu yanıyla Kıbrıslı Türklerin ve bir ölçüde Kıbrıslı Rumların aslında döneceği sağlam bir ütopyası olmadığından her toplum gibi çürümeye mahkûm olduğunu unutmamak gerekir. Bir kere kuzeydeki Rum mallarını yağmalayarak "dirifil eker gibi" inşaat dikenlerin önde gelenleri iki toplumu birleştirmeye inanmış ve yıllarca gönül vermiş "yiğitler". Bu "yiğitleri" hangi deformasyon etkileri böylesine açgözlü ve iştahlı yaptı? İnsan geriye dönüp baktığında, barış yapmak istediğiniz insanların gayrimenkullerine el koymak ve sonra da onların üzerine inşaat yaptırmak hangi ahlaka sığıyor? Bunun insani bir yanı olmadığı gibi, en basit değişim değeri yaratma ilkesine de aykırıdır. Kısaca bu zihniyetlerin, Kıbrıs'ta barış ve çözüm konusuna gönül koymuş tüm partilerde hâlâ en ön sıralarda kabul görmelerini anlamak ve izah etmek çok mümkün değil. Elbette bu tip durumda güneydeki ilişkileri de sorgulamak ve anlatmak bir görevdir.
Güney'deki seçimin önemi
Yukarıdaki iki küçük nottan sonra Güney'deki seçimlerin anlam ve önemini tartışmak istiyorum. Bir kere Kıbrıs'ta 1963-1964, 1967-1968 ve 1974'te yaşanan toplumsal felaketleri seçim kampanyalarına dökecek bir siyasi düzey henüz ufukta görünmüyor. CTP ve Mehmet Ali Talat, en basitinden Denktaş'ın ve UBP'nin uzun iktidarlarına ilişkin ciddi bir bilanço ortaya dökemediler. Dahası Denktaş özellikle Talat'ın sıkıştığı anlarda en büyük destekçisi durumunda. En son AKEL-CTP işbirliği konusunda ortaya atılan iddiaların ardından Talat'a ilk sahip çıkanlardan biri Denktaş olmamış mıydı? Veya Türk basınında şahinlerin iddiaları karşısında kendini siper edercesine Talat'ı ve CTP'yi savunan yine Denktaş'tı. Her iki olayda da aslında Talat ve CTP'nin Denktaş'ın desteğine hiç de ihtiyaçları yoktu. İnsan sormadan edemiyor: Talat gerçekten Denktaş'ın adamı mı? Tekrar Güney'deki seçimlere döndüğümüzde sadece Dimitris Hristofyas'ın küçük da olsa bir umut yeşertebileceğini söylemek mümkün. Zaten Papadopulos'un, bütün klasik EOKA'cılar gibi, milliyetçilik konusunda kendisini aşabilecek bir inisiyatifi ve politik tutumu göstermesi mümkün değil. Olsa bile enternasyonal olup da Kıbrıslı Türkleri kitlesel olarak anlayacak ve kabul edecek politik kapasitesi yok. Aynen Kuzey'deki milliyetçiler gibi. DİSİ'li adayın, Kleridis'in mirasını bile benzer bir kişisel deneyimi olmadığından yeşertmesi mümkün değil. Kaldı ki Kleridis'in aslında tarihsel anlamda toplumsal barış ve huzur konusunda ciddi sabıkaları oldu. Sonradan bazı dersler çıkarması onun azılı "antikomünist" geçmişini affettirmesine yetmiyor. Uzun lafın kısası zaten Türk veya Rum siz bana bir kişi gösterin "antikomünist" olsun ve barış konusunda ciddi bir faydası olsun... Elbette bir sosyalist geçmişi olan ve aynı zamanda halen bir komünist partinin genel sekreterliğini yapan birinin Kıbrıs'ta devlet başkanı olması, sadece kuzeydeki Türklere dönük masum denilebilecek konumu olması itibarıyla değil, aynı zamanda dünyadaki eğilimin de tersine bir duruşun gösterilmesi açısından oldukça önemli. Elbette AKEL ve Hristofyas'ın gerek Annan planı oylamasında gerekse uzun vadede klasik Helen milliyetçiliğine dönük tutumlarında düşündürücü noktalar var. Örneğin seçildikten sonra Kıbrıs konusunda Talat ile görüşmesi elbette önemlidir. Lakin kendisinden önceki liderlerden farklı olarak neler yapmayı planlıyor? Örneğin yaklaşık bir ay önce Hürriyet gazetesi, CTP'nin AKEL ile anlaştığını, yine bir AKEL yetkilisinin ağzından haber yapmıştı. Ardından CTP yöneticileri sanki EOKA, CIA veya MOSSAD ile anlaşma yapmış gibi yalanlama yapma gereği duydular. Elbette Hürriyet gazetesinin haberinin amacı da zaten bunu yoklamaktı. Ama gerçeği söylemek gerekirse, AKEL ile CTP'nin herkesten önce bu anlaşmayı yapması gerekmiyor mu? Yani bu durumun 40 küsur yıldır gündemde olmasının sebebi zaten iki toplumun da en diri güçlerini temsil eden bu iki partinin anlaşmaması değil mi? Bu durumda AB ve BM'den önce aslında bu iki partinin anlaşması gerekmiyor mu? O zaman neden AKEL ve CTP anlaşma konusunda kamuoyundan bu kadar korkuyor ve kolayca provokasyona geliyor? Sanırım AKEL, CTP'ye göre daha uygun koşullarda ve özgür bir pozisyondadır. Bu iki partinin ciddi sıkıntılarının başında güney için milliyetçilik ve kuzey için militarizm geliyor.
Oyum Hristofyas'a!
Şimdi bu koşullar altında Güney'de oy kullanabilirsem neden Hristofyas'a oy vereceğimi anlatayım. Papadopulos Kıbrıs'ın bölünmesine sebep olan politikaları izleyen bir hareketin lideri olduğu gibi pratikte de bunu kendisine tarihsel misyon edinmiş bir kişi. Klasik olarak söyledikleri ve yaptıkları bilinen, azı dişleri dökülmüş bir Enosisçi. Bu vakitten sonra değişmeyeceği açık. Hristofyas ise Kıbrıs'ta aktif olarak diğerleri kadar suçlu değil. Dahası Kıbrıs Türkleri bakımından Hristofyas'ın ırkçılık suçu yok. Oysa diğer iki adayın siyasi geçmişlerinde ve partilerinde ırkçılık var. Kasulides günümüzde liberal tezler ileri sürse bile, beslendiği hareketin Kıbrıs'ta ırkçılık suçları tarihsel olarak henüz silinmiş değil. Elbette Hristofyas da bütünüyle ideal bir aday değil. Şahsen benim üzerimde güvensizliğe yol açan yönleri var. Bunların başında da ideolojik düzeyde özeleştiriden uzak ve kibirli olması geliyor. Öte yandan Kıbrıs'ın en eski partisi ve Avrupa ve Ortadoğu'da komünist partiler arasında en güçlü olanı AKEL'in, 48 yıl sonra ilk defa kendi adayını ilan etmesi de ciddi bir çıkıştır. Kısaca bu seçimler "Hristofyas'la bu Kıbrıs bölünecekse zaten burayı kimse birleştiremeyecekmiş" anlayışını doğrulama şansı sunuyor. Bir bakıma Hristofyas'ın bu seçimlerdeki gizli gücü de bu özelliğinde yatıyor. Sırf bunun için bile Hristofyas'ın seçilmesi gerekir.

MEHMET HASGÜLER: Öğretim üyesi