Cumhurbaşkanı 'veto' etmez

Bir iki gün önceki gazetelerde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, Dışişleri Bakanlığı'nın beş müsteşar yardımcısının atamasını veto ettiği bildiriliyordu.
Haber: MURAT SEVİNÇ / Arşivi

Bir iki gün önceki gazetelerde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, Dışişleri Bakanlığı'nın beş müsteşar yardımcısının atamasını veto ettiği bildiriliyordu. Habere göre bu vetonun gerekçesi de yoktu ve Bakanlık'ta büyük şaşkınlık yaratmıştı.
Bazı bulmacalarda, anlatılan olaydaki hataların (sayısı belirlenmiş) bulunması istenir. Eğer yukarıda söz edilen gazete haberi bu bulmacalardan birine konu olsaydı, 'cümledeki hataları bulun' başlığıyla yayımlanabilirdi. Gazeteler belki de daha doğru bir deyişle gazetelerin konuyla ilgilenen muhabirleri, işin içine tüzel (hukuki) sorunlar girdiği zaman çoklukla hatalı bilgiler verir. Yine, çoğu zaman kullandıkları terminoloji de hatalarla doludur. Bu nedenle söz konusu haberleri okuyanlar ya hiçbir şey anlamaz ya da yanlış anlar. Örneğin kısa bir süre önce gazetelerde, İngiltere'de Avam Kamarası'nın, Lordlar Kamarası üyelerinin seçimle geleceğine ilişkin kararından söz eden haberler yayımlandı. Haberlere göre günümüzdeki sistem tarihe karışıyordu. Ancak konuyu inceleyince anlıyorsunuz ki yapılan, Avam Kamarası'ndaki bir anketten ibaret. Avam Kamarası üyeleri Lordların, Kamara'ya seçimle gelmeleri yönünde görüş belirtmiş, hepsi bu.
Bazı kavramların hatalı kullanımı ise doğrusunu unutturacak ölçüde yaygınlaşmış durumda. Örneğin, Süleyman Demirel'in dilimize armağanlarından biri olan 'Türkiye Cumhuriyeti Devleti' gibi. Bilindiği gibi, cumhuriyet bir devlet biçimidir. Devlet başkanlığı makamının doldurulmasını belli ailelerin tekeline bırakmayan devletlere verilen isimdir. Dolayısıyla devletin biçimiyle ilgili bir olgudur ve Türkiye Cumhuriyeti dendiğinde, Türkiye'nin devlet biçiminin cumhuriyet olduğu anlaşılır. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti Devleti, gereksiz, hatalı bir adlandırmadır ve Murat Sevinç insanı, pasta tatlısı demekten bir farkı yoktur.
Veto değil, 'geri gönderme'
Bu yazının kaleme alınmasına neden olan en vahim hatalardan biri de, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın 'veto' yetkisiyle ilgilidir. Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın böyle bir yetkisi yoktur. Veto, devlet başkanının hayır/reddediyorum demesi anlamına gelir. Bu yetki güçler ayrılığının bizden çok daha belirgin olduğu ABD'de devlet başkanına tanınmıştır ve o ülkeye özgü fren-denge mekanizmasının işlemesini sağlayan araçlardan biridir. ABD'de Başkan, Kongre'den gelen yasa ve kararları veto edebilir yani reddedebilir. Başkan'ın veto ettiği yasada ısrar edebilmesi için Kongre'nin her iki kanadında (Senato ve TM) üçte iki çoğunlukla ısrar edilebilmesi gerekir ki bunun gerçekleşmesi çok güçtür. Örneğin, dört kez seçilerek ABD tarihinde en uzun süre başkanlık yapmış olan Roosevelt, 12 yılın üzerinde sürdürdüğü görevi sırasında 600'ün üzerinde yasayı veto etmiş ve bu yasalardan sadece 10 kadarı Kongre tarafından yeniden kabul edilmişti. Dolayısıyla veto devlet başkanının elini çok güçlendiren, son derece etkili bir araçtır. Türkiye'de, Cumhurbaşkanı'na tanınan yetki veto değil, 'geri gönderme'dir. 1982 Anayasası'nın 104. maddesinin a bendine göre Cumhurbaşkanı, kanunları tekrar görüşülmek üzere TBMM'ye geri gönderebilir. Eğer Meclis geri gönderilen metni aynen kabul ederse Cumhurbaşkanı tarafından yayınlanmak (yayınlanmak üzere Başbakanlığa gönderir) zorundadır. Görüldüğü gibi Türkiye'de devlet başkanına tanınan yetki, yasanın sadece bir kez daha görüşülmesini istemektir. Eğer Meclis, geri gönderilen metinde bir değişiklik yaparsa, Cumhurbaşkanı bir kez daha geri gönderebilir.
Cumhurbaşkanı'nın kararnameler konusundaki yetkisi ise bambaşka bir konudur ve geri gönderme yetkisi ile uzaktan yakında ilgisi yoktur. Öncelikle, kararnameler söz konusu olduğunda ki gazete haberinde adı geçen bir atama kararnamesidir, yasa ve kararname ayrımı yapılması zorunludur. Yasa, TBMM'nin yani yasama organının bir işlemidir. Yürütme organının iki başından biri olan Cumhurbaşkanı'nın bu tasarrufa ilişkin yetkisi sadece bir kez daha düşünülmesini istemek olabilir. Oysa kararname, yürütme organının birlikte yarattığı bir metindir. Örneğin yukarıda söz edilen atama kararnamesi, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ilgili bakan tarafından oluşturulan üçlü kararnamedir. Kararnameyi oluşturanlardan birinin imzası olmazsa o metin kararname değil sadece taslak metin olabilir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı'nın imzası, o taslağı kararname haline getiren tamamlayıcı unsurdur. Bu nedenle devlet başkanının imzası olmadan varlığından söz edilemeyecek bir metnin, yani 'olmayan' bir kararnamenin geri gönderilmesi olanaksızdır. Cumhurbaşkanını kararnamelere (daha doğrusu henüz kararname olamamış taslaklara) imza atmaya zorlayacak bir düzenleme de bulunmuyor. Bu konunun, parlamenter sistemde cumhurbaşkanının sorumsuzluğu/yetkisizliği ve 'karşı imza' (yürütmenin iki başından biri olarak yaptığı işlemlerinin, başbakan ve ilgili bakan tarafından imzalanması) bağlamında çokça tartışılmakta olduğu söylenebilir.
Ne yazık ki medyada, anayasal/yasal sorunlara ilişkin haberlerde ve köşe yazarlarının değerlendirmelerinde kullanılan terminoloji, yalan yanlış klişelerin tekrarlanmasından ibaret. Bu sorun, haber peşinde koşan muhabirlerin haberini yaptıkları 'alanlar' konusunda bilgilendirilmesi, eğitilmesiyle aşılabilir. Adı sanı duyulmuş köşe yazarları konusunda neler yapılabileceğini bilemiyorum. Belki, yazılarını kaleme almadan önce konuya ilişkin bir iki kitap karıştırabilirler.

MURAT SEVİNÇ: Dr., Mülkiye