Cumhuriyet halk muharebesi

Bugün Ankara'da "Cumhuriyet Halk Muharebesi" yaşanıyor. CHP Genel Merkezi ve Sarıgül'ün davetleri üzerine partililer Ankara'da hesaplaşmaya geldi. 9 Eylül kuruluş yıldönümünde CHP sancılar içinde.
Haber: YALNIZ TÜTELOĞLU / Arşivi

Bugün Ankara'da "Cumhuriyet Halk Muharebesi" yaşanıyor. CHP Genel Merkezi ve Sarıgül'ün davetleri üzerine partililer Ankara'da hesaplaşmaya geldi. 9 Eylül kuruluş yıldönümünde CHP sancılar içinde. Genel Merkez, Anıtkabir Aslanlı Yolu adres gösterdi, Ata'ya selam yola devam niyetinde. Sarıgül ise partilileri, 999 S parolasıyla (9. ayın 9'u, saat 9'da Söğütözü'nde) Genel Merkez'in önünde toplanmaya ve yönetimi istifaya çağırıyor. Ortalık toz duman, göz gözü görmüyor. 22 Temmuz seçimleri sonrası ilk büyük hesaplaşma yaşanıyor.
Görünen o ki "CHP'de deniz bitti" ve/fakat değişim talebi de "sokak muharebeleri" sığlığından öte bir derinlik, anlamlandırma, yaratı süreciyle şekillenemiyor. CHP örgütü üstündeki yıllardır süregelen istibdat refleksleri zayıflatmış, örgüt yorgun ve bıkkın. Baykal ve Sarıgül isminin yarışına indirgenen bu süreç, sağlıklı politik sonuçlar doğurmak noktasında umut vermiyor. Sol politikaların işlevi ve amacı, liderlerin, isimlerin çatışmasından çok, insanlara kendi kararlarını alırken güç kazandırmak, demokratik süreci daha az temsiliyetçi ve daha çok katılımcı bir anlayışla yeniden örgütlemektir.
Sol çözümler kerameti kendinden menkul "büyük isimler"in sihirli dokunuşlarında değildir. Sol için tek çözüm "yeni"dir. Yeni düşünceler, yeni yöntemler, yeni yüzler. Yeni bir gelecek projesi.
CHP yönetimi bırakın "yenileşmeyi", parti kurumsal yapısı içinde "demokratik tartışma kültürünü" dahi içselleştiremedi. Parti içindeki farklı seslerin hiçbirine hoşgörü gösterilmedi, tamamına yakını tasfiye edildi. Oysa demokratik ve solcu örgütlerde, çatışmayı, bireysel ve grupsal farklılıkların, örgütsel hiyerarşinin kaçınılmaz sonucu olarak görmek gerekir. Çatışmalar sağlıklı yönetilirse, siyasal örgütte esnekliğin ve bireysel yaratıcılığın güçlenmesine katkı sağlar, düşünsel zenginleşmeye, üretime neden olup yaratıcılığı tetikler.
Çatışmaları yönetmenin ilk koşulu farklı görüşlerin varolabileceğini kabul etmek, olağan karşılamaktır. Farklı düşünceler arasındaki çelişkilerin örgütün amaçları yönünde çözümlenmesi demokratik ve çağdaş siyasal örgüt yönetimine özgü bir yaklaşımdır. Örgüt içi güven duygusunun ve açık iletişim ortamının etkin işlediği yönetim modelleri çatışmaları sağlıklı yönetebilir. Çatışmalarını yönetemeyen örgütler, bloklaşmaya, hızla atomize olmaya, dağılmaya başlar. Bu örgütler için yokoluş kaçınılmazdır.
Ya yokoluş ya diriliş
Baykal'ın II. Abdülhamit tarzı yönetimi partiyi yokoluşun eşiğine getirdi. Biri Yıldız Sarayı'na kapanmıştı, diğeri Söğütözü'ndeki plazaya. II. Abdülhamit bütün muhaliflerini "yetkisi"ni kullanarak sürgünlere gönderdi, Baykal Genel Başkanlık yetkileriyle bütün muhalifleri ihraçlar, cezalarla sindirdi, siyaseten bitirdi. Osmanlı en büyük toprak kaybını II. Abdülhamit döneminde yaşadı, CHP Baykal'ın genel başkanlığında kurucusu olduğu parlamentonun dışında kaldı, seçim barajlarında boğuldu, en büyük yenilgiyi yaşadı. II. Abdülhamit'in İslamcı Hilafet rejimi kendi tebaasına zulmü reva görürken Hıristiyan azınlıklara her türlü hakkı tanıyordu. Baykal kendi örgütünü, parti emekçilerini yok sayarak, sağ kadrolardan aday devşirdi.
Abdülhamit istibdadının en göze çarpan yanlarından birisi hafiye ve jurnalci örgütünün çalışmalarıydı. Ülkede Padişah'ın iktidarına zarar verebilecek herkes sıkı bir takip altındaydı. Bir süre sonra iş öyle bir noktaya vardı ki, düğün ve sünnet törenleri bile saray tarafından denetlenmeye başlandı. CHP de Genel Merkez tarafından mahalle delege tespitlerine kadar müdahalelere varan bir paranoya ile örgüt istibdat altında tutuldu. Bilindiği üzere Meşrutiyet'le ve Meclis'i Mebusan'la başlayan II. Abdülhamit devri kısa süre içinde gerici bir iktidara dönüştü. Abdülhamit ilk iş olarak Meşrutiyet'le gelen Meclis'i ve Kanuni Esasi'yi de rafa kaldırdı. Gerçi resmi olarak Anayasa hâlâ yürürlükteydi ancak fiilen işlevsiz hale getirilen Anayasa ile birlikte Meşrutiyetçilerin özlediği hürriyet ortamı yerine 33 yıl sürecek ağır bir gericilik ve istibdat rejimi başladı. CHP ve SHP birleşmesiyle büyük umutlarla genel başkan koltuğuna oturan Baykal üyelik hukukunu, parti içi demokrasiyi, önseçimi, üye inisiyatifini tamamen yok etti. Parti literatüründen çıkardı. Osmanlı'yı yok eden yönetsel anlayış CHP için aynı hazin sonu hazırlıyor.
Proje lazım
Mevcut CHP yönetimi, Recep Peker''in Mussolini İtalya'sından devşirdiği siyasa ile 21. yy parti politikalarını şekillendiriyor. Siyasal örgütler için en tehlikeli durum bildiklerini mutlaklaştıran, kendilerini örgütün merkezi sayan, demokratik tartışma süreçlerinin işleyişine tahammülsüz "üst" düzey kadrolardır. "Fikirler ve projelerin" özgürce ifade edildiği, özgüveni gelişmiş, farklılıkları bir zenginlik kabul eden, bireylerle geleceğin toplumu yaratılabilir. CHP solculuktan uzaklaştıkça siyasal iddiasını tümüyle yitiriyor. CHP'nin halka dayanmayan ve halkı siyasal irade sahibi kılmayan yönetim ve politikaları başarısızlığa mahkûm.
CHP derin bir yapısal kriz ve kimlik bunalımı yaşıyor. Kendisini "sağın sağıyla" özdeşleştiren ideolojik yeniden konumlanma çabası içindedir. CHP, sol çözümler üretmek, geniş emekçi yığınlarıyla organik bütünlük kurmak, işsizliğe, yoksulluğa, halkın somut yakıcı, yaşamsal sorunlarına akılcı, uygulanabilir, açık çözümler, "projeler" üretmek noktasında tam bir yetmezlik ve acz içine düştü. Sol, CHP tarihinin 70'li yıllarında kalan nostaljik bir anıya dönüştü.
Sol, verili siyasal ve toplumsal yapıları ayakta tutan "gerici", "tutucu" ve "geleneksel" politikaları devrimci duruşuyla değiştirerek insanlaştırmanın, uygarlaştırmanın öyküsüdür. İnsanın "aklın aydınlığında" geleceği şekillendirme cesaret ve iradesine dayanır. Gelinen noktada CHP, sol kulvarı tamamen terk etti. Tek çözüm sol ilkelerle, kadrolarla CHP'yi yeniden buluşturmak. CHP, sol farklılaşmayı "üye inisiyatifini" başta genel başkanlık seçimi olmak üzere, milletvekilliği, belediye başkanlığı vb. bütün kamusal mevzilere aday belirlemede etkin kılarak sağlayabilir. Aday belirleme, kayıtlı tüm üyelerin katılımı, hakim denetimi ve YSK gözetiminde yapılacak "önseçimlerle" gerçekleştirilmeli. CHP, "doğrudan demokrasi süreçlerini" sahiplenmeli, içselleştirmeli, örgütsel, demokratik kurallara dönüştürmeli. CHP'de örgütsel yapılanma, devrimci, bütünleştirici, yenilikçi olmalı. Solcu yaklaşım katılıma, farklı görüşlere ve eleştiriye açık ekip liderliği gerektirir.
CHP, solun geleneksel erdemi olan dayanışma olgusunu içselleştirmeli, "sol birliğe tahvil edilmeli". "Sol birliğin" yaratacağı sinerjiyle, tabanın istek ve beklentilerinin 'yönetsel yapıya' yansıtılabildiği, 'iyi yönetişim' unsurlarına dayanan politika üretme ve uygulama süreçleri oluşturulmalı. Değişime ve dayanışmaya direnen statükocu yaklaşımlar, sol olarak nitelendirilemez. CHP'nin halkın taleplerinin koordinatlarını tespit etmesi, reel sorunların farkında olması, yoksulluk, işsizlik, eğitim, çevre vs. somut yaşamsal sorunlara ilişkin net, açık, anlaşılır çözüm önerileri ortaya koyması gerekiyor. Bu temel yurttaş taleplerine ilişkin tespitlerin üzerinden sofistike projeler üretilebilir. Unutulmamalıdır ki, siyasette salt determinist süreç işlemez. Basit karşıtlıklar, basit diyalektikler çerçevesinde dolanan siyasal sarmaldan, toplumsal yaşamı derinden etkileyen ve kuşatan sorunlara ilişkin çözümler üreten siyasal kurumsallaşmaya evrimleşmek gerekiyor. Ülkemiz için "sol birlik orijinli, bütünlükçü bir siyasal dayanışma" kaçınılmaz zorunluluk. CHP bu misyonu üstlenmeli ve gerçekleştirmelidir.

YALNIZ TÜTELOĞLU: Hukukçu, ekonomist