Cumhuriyetin kadınları

Daryush Shayegan, bundan 20 yıl önce "tarihte geri kalmış ve değişimler şenliğine katılmamış uygarlıklardaki zihin çarpıklıkları üzerine bir deneme" diye tanımladığı Yaralı Bilinç kitabının girişinde şöyle diyordu: "Biz periferi insanları...
Haber: YILDIRIM TÜRKER / Arşivi

Daryush Shayegan, bundan 20 yıl önce "tarihte geri kalmış ve değişimler şenliğine katılmamış uygarlıklardaki zihin çarpıklıkları üzerine bir deneme" diye tanımladığı Yaralı Bilinç kitabının girişinde şöyle diyordu: "Biz periferi insanları, farklı bilgi blokları arasındaki çelişkilerin zamanında yaşıyoruz. Birbirlerini iten ve karşılıklı olarak biçimsizleştiren bağdaşmaz dünyalar arasındaki çatlağa düşmüşüz. Zihin açıklığıyla ve hınç duymadan üstlenildiğinde bu ikiyanlılık bizi zenginleştirebilir, bilgi sicillerini geliştirebilir ve duyarlılık yelpazesini genişletebilir; oysa bilginin eleştirel alanından dışlandığında, aynı ikiyanlılık duraklamalara neden olmakta, bakışı sakatlamakta ve tıpkı kırık bir aynada olduğu gibi, dünya gerçekliğini ve tinsel imgeleri biçimsizleştirmektedir."
Bu çatlağın yarattığı gerilimin memleketimizde en çarpıcı tezahürü doğal olarak kadınların üstünden yürümektedir.
Bir yanda Cumhuriyet'in ve Atatürk ilkelerinin izinde aceleye gelmiş bir feminizan dilin de cilasına sığınıp toplumun 'saygın' kadınlarına bıyık-kravat taktırıp Meclis'teki erkek çoğunluğu eleştiren bir kampanya ile hemen akabinde yine kimi fikir kadınlarını türbanla poz vermeye kışkırtan kampanya, kanımca üstünde devindiğimiz gerilim hattını fevkalâde yansıtıyor.
Tandoğan mitinginde kalabalığın coşkusunun yanı sıra ilgimizi çeken vurucu unsurlardan biri, kadınların ön safta ve çoğunlukta oluşuydu.
Buradan yola çıkarak iktidar partisinin alması gereken dersleri işaret eden, kadınların bu iktidara yönelik genel bir mutsuzluk paylaştıklarından dem vuran akil yorumcular oldu.
Günümüzde keyfi bir jimnastik olarak sivrilmiş yorumlama sanatı, bulunduğunuz noktadan hiç kıpırdamadan dünyanın görebildiğiniz kadarı üstüne, sizin varoluşunuzun koşullarını hafifleten bir okuma yapmaktır.
Nitekim Tandoğan Meydanı'ndaki kalabalığı 'ulusal şahlanış' olarak da 'bindirilmiş kıtalar' olarak da okumanın mümkün olduğunu biliyoruz.
Askerini gördüğü yerde çığlık çığlığa üstüne atılıp ona el sürmeye çalışan, ondan kurtuluş dilenen kadının ürkütücü görüntüsü, kadınla hayatın arasında duruyor.
Gözlerinden coşkulu yaşlar akarak Atatürk'ün resmini sallayan bu kahraman Cumhuriyet kadını resmi siyasi bir okumadan çok fazlasını hak ediyor.
Bu yücelme halinde, kendini silip bir inanca adanarak yok olmanın sevinci var.
Hıçkırmadan, göğsü kabarmadan 10. Yıl marşını söyleyemeyen bir neslin kadın gücü olarak simgelere tapan, iffetli kadının haline maalesef Macciocchi'nin faşizmin kadınlardan beklediği 'mazoşist katılım' tanımlamasını hatırlamadan yaklaşmak mümkün görünmüyor.
Varlığını Türk varlığına armağan edip rahatlamış, ölümcül bir imge.
Darbeci paşaların cibilliyetini sorgulamadan, yakın tarihimizin zulüm uygulamalarını gecekondu bir antiemperyalist söylemle dış mihrakların marifetine indirgeyerek yabancı düşmanlığını körükleyen bu duruşun herhangi bir aydınlık tasavvuruyla ilişkisi kurulabilir mi?
İffet-kefaret ilişkisi bir yandan AB'ye girmenin yollarını kurcalayan Türkiye Cumhuriyeti'nin kadınlarına sunduğu yegâne meşru alan.
Özgürleşmek adına, demokrasi adına, kadın olmanın imkanlarını zenginleştirmek adına sokaklara dökülmeyen, sesini çıkarmayan Cumhuriyetçi fanatik kadın, çoğunlukla milliyetçi-militarist bir histeriyle sesini gürleştiriyor.
Çalıkuşu'nun tembeli apoletli Jan Dark'lar Cumhuriyet'i koruyor.
Öte yandan siyasi İslam'ın kadınlara biçtiği kefen de farklı değil. Bütün varoluş nedenini, toplumsal kimliğini türban mücadelesine kilitlemiş İslamcı kadının daha iyi, daha özgürlükçü, daha paylaşımcı, daha eşitlikçi bir dünyadan ses getirmeye mecali yok.
Cumhuriyet'in yüz yaşına fazla kalmadı.
Kadınlara kazandırdıkları üstüne iyice bir düşünmek gerek.