Çürüyen solun mezar kazıcılığı mı?

Değişen koşullara göre kendini yenileyemeyen, referanslarını ulvi ve mistik bir tarih anlayışından alan siyasi yapıların emekli olma zamanı çoktan geldi ve geçiyor.
Haber: HALİL GÜVEN / Arşivi

Değişen koşullara göre kendini yenileyemeyen, referanslarını ulvi ve mistik bir tarih anlayışından alan siyasi yapıların emekli olma zamanı çoktan geldi ve geçiyor. Bu tür sol anlayışların emekli olmasını istemek, "solun mezar kazıcılığına soyunmak" değil, çürüyen solu hak ettiği yere, tarihin çöp tenekesine atmak ve özgürlükçü solun önünü açmanın yol ve yöntemlerini aramaktır. Solu, sağdan ayıran önemli özelliklerden bir tanesi de muhafazakârlığı aşmak, statükoyu parçalamak, değişim ve dönüşümün motor gücü olmaktır. Kaldı ki sol, kendi muhafazakârlığını aşamıyor ve toplumsal mücadelenin önünü tıkıyorsa "onun mezarını kazmak da" sosyalistler için tarihi bir görevdir. Dünün, dünle beraber geçip gittiğinin farkına varamayanlar, bugün yeni şeyler söylemenin gerekliliğini kavrayamadıkları gibi geçmişi de sorgulayamazlar. Geçmişi sorgulamayanlar, bugünü tahlil edemez ve yarını kurgulayamazlar. Tarihin bir döneminde kalanlar, devrimciliği dogmatizme dönüştürerek sol düşünceyi donmuş bir kadavraya çevirdiklerinin farkına varmalıdırlar. Kadavranın da bir dayanma süresi vardır. Artık çürüyor ve çevredeki herkesi rahatsız ediyor. Bu kadavranın etrafa yaydığı kokunun farkına varanları "mezar kazıcılıkla" suçlamak, bu kadavranın çevrede yarattığı tahribatı görmemektir.
Bir bina düşünün ki çevresel koşullar düşünülmeden yapılmış, zamana dayanamamış, her yanı dökülmüş, yıpranmış ve yıkılmaya yüz tutmuş. Bu binada anılarımız saklı diye oturmaya devam etmenin ne anlamı var? Eğer olanaklarımız o binayı yıkıp, yerine daha dayanıklı, daha güzelini yapmaya elveriyorsa, duygusallık yaparak hem kendi hayatımızı hem de başkalarının hayatını tehlikeye atmak, felaketlere davetiye çıkarmaktan başka ne işe yarar?
Özeleştiri
ÖDP, 11 yıllık tarihi ile övünebilir ve hatta sol siyasi tarihte, "sayısız başarıya" imza da atmış olabilir. Ama geldiği son nokta itibarıyla toplumsal muhalefeti kucaklamak ve kapsamaktan uzaktır. İzlemiş olduğu politik hat ile ilk kuruluş döneminde yarattığı coşku ve heyecanı sönümlendiren, "umudu umutsuzluğa" çeviren, çoğulculuğu, çoğunluğa kurban eden ve partiyi parlamenter organ haline getiren bir yapıya dönüştü. Savunduğu ilke ve değerlere uygun davranmayanlar, bırakalım toplumu örgütlemeyi kendi üyelerini bile örgütleyemezler. Bir siyasal parti kendini nasıl örgütlüyorsa, nasıl bir parti içi yaşam kuruyorsa, halkına layık gördüğü siyasal rejim de öyle olur. Kuruluş sürecinde "özgürlükçü sosyalizm" anlayışının filiz verdiği "demokratik damarlar" içermesine rağmen, kurumsallaşan parti aygıtı yüzünden insani varoluş biçimleri yok sayıldı ve çürüme başladı. Son seçim sürecinde bizzat yaşadıklarımız partinin içinde bulunduğu "ruh halini" açık bir şekilde gözler önüne serdi. ÖDP, seçim sürecinin dayattığı istek ve ihtiyaçlara bırakalım cevap vermeyi, çoğu bölgelerde sol etiğe aykırı bir siyasal yönelim içerisine girdi. Ahmet İnsel'in deyimi ile; "Türkiye'de bir ilke imza attı ve seçime girmeyerek Meclis'e giren, seçime girerek müttefiklerine seçim kaybettiren bir parti" unvanını kazandı. Kürt halkının kimlik temelli demokratik haklarını önceleyen bir siyasal yönelim içerisinde olan DTP bile, İstanbul ikinci bölgede yaptığı yanlışlığın farkına vararak, Türk ve Kürt halkından özür diledi ve siyasette etik bir sınav verdi. Pekala, Mersin'de, Adana'da, İzmir'de ve daha başka birçok bölgede seçime girerek seçim kaybettiren ÖDP, özeleştiri için daha neyi bekliyor? Yine birinci bölgede bağımsız aday çalışmasında ÖDP ne kadar etkili ve etkindi. Bizzat benim de içinde bulunduğum Üsküdar bölgesinde partili olmayan yüzlerce insan bu sürecin içinde yer alırken ÖDP kısmi olarak vardı. Bazı arkadaşlar eski zihniyet dünyası ile hareket edebilirler ama her şeyden önce süreci objektif değerlendirmek zorundadırlar. Tüm bu olaylar gösteriyor ki sorun eleştiri ve özeleştiri ile çözülecek kadar basit değil. Sorun zihniyet sorunudur.
İşin bir başka boyutu ise, küreselleşme ile birlikte tarih sahnesine çıkan yeni siyasal özne, hiyerarşi ve otoriteyi tanımıyor, akılsız, sahte birimlerin (partilerin) yönetimine girmek istemiyor. Karıncalar, termitler gibi sürü zekasına sahip. Emir-komutasız ama yanındaki, önündeki ve arkasındaki ile omuz, omuza, el ele dayanışma içerisinde hareket ediyor. Ortak baskı ve sömürü biçimlerine maruz kaldığı için, özgürlük ve demokrasi için ortak imkanlar yaratmanın yol ve yöntemlerini arıyor; devrimci mücadelenin teorik tartışmalarla, örgütsel yapının kurulması ile değil, gündelik hayatın dayattığı ilişkiler içinde eylemlilik ile yürütüleceğine inanıyor.
Örgütsüzlük mü?
Günümüz koşullarında geleneksel sol bir siyasi parti, toplumsal muhalefetin gelişmesinin, özgürlükçü ve yaratıcı olmasının önünde duran en büyük engeldir. Böyle partiler düşün toplumlarının sahte, yapay ve ruhsuz birimleridir. Bu birimler, gündelik hayat ilişkilerinin sanallaştırdığı insanları daha da sanallaştırmaktan öte bir işe yaramazlar. Burjuva hukuk formatına uygun örgütlenmek zorunda kalan bu yapılanmalar, hayatın hiçbir gerçeğine tekabül etmeyen politik merkezi tutumları ile bizzat hayat tarafından dıştalanır ve marjinalleşirler. Kurumsal yapının örgütlenmesi ve mücadelesi gereği, özneleri nesneleştirerek varolan yaratıcı potansiyelleri ortadan kaldırırlar. Parti öznelerin partisi değil, öznelerin nesneleştirildiği bir yapı haline gelir ve insanlar arası ilişkiyi zenginleştirmenin önünü keserek yapay çelişkiler üretirler. Hiyerarşi ve otoriteyi besleyerek iktidarın kötülüklerini bağrında toplarlar. Tüm bu gerçeklikler, insanın özgürleşmesinin önünü tıkar. Yani parti veya örgüt kurumsallaşır kurumsallaşmaz insani varoluş biçimlerini yok sayar. Oysa aslolan insani varoluştur.
Pekala, asıl olan örgütsüzlük mü? Kesinlikle hayır. Örgütlülüğe evet ama hayatın içinde yeni bir hayatı, yeni bir üretim ilişkisini, yeni nitelikli insanı içeren, mutlak demokrasinin (herkesin herkesi yönettiği) değerlerinin ve ilkelerinin içselleştiği, mücadelenin yarattığı ve ortaya çıkarttığı, yeni iletişim teknolojilerini de kullanarak, tüm "dünyanın barbarları" ile buluşmayı hedefleyen bir siyasi harekete evet. Bu oluşuma illa ki bir ad bulmak istiyorsanız, "parti olmayan parti" diyebilirsiniz.