Çuvaldız kendimize, iğne...

Hak ve özgürlükleri 'herkes' için savunanlar; yok sümüğünü tutamaz o, yok onun fularının rengi yeterince kızıl ya da mor değil demezler! Ustalığın tuzaklarından sıyrılmış acemi bir kalbi, ufku açık akla eklemek gerekir.
Haber: NALAN TEMELTAŞ / Arşivi

Hak ve özgürlükleri 'herkes' için savunanlar; yok sümüğünü tutamaz o, yok onun fularının rengi yeterince kızıl ya da mor değil demezler! Ustalığın tuzaklarından sıyrılmış acemi bir kalbi, ufku açık akla eklemek gerekir. Ki 'yol' almak mümkün olsun. Bir gün kesintisiz barış talebinin gerekli ve gerçekleştirilebilir oluşuna inananlar valizlerindeki kırgınlıklarını 'müsaitseniz açacağım' derler böyle! Öfkelenmek ne denli haksa, dinlemek eşbaşkan sayılır!
Bir paragraf dahi sürmeyecek 'iş'ler için kaç karakter harcandığını iyi bildiğimiz mekânların, daha fazla oksijene, daha fazla karar mekanizmalarında eşit söze ihtiyacı olduğunu hepimiz az çok deneyimledik! Hangimiz itirazlarımıza okkalı çelmeler yemedik! Neden minnet duygusuyla perişan olunması gerekiyor? Hayret etmek daha faydalı. En azından felsefe böyle diyor. Ortak hafıza havuzumuzda epey 'kırgınlık' birikti. Zaman zaman 'pat' diye çıkacaktır karşımıza, niçin eleştiriyi eşit düzlemde dinlemek, mümkünse akla uygun yerlerini cımbızlamak varken, böylesi bir alınganlık kankalar? Vay tavuğumuza kışt! diyen sen misin demeler! Madem bize bunu dedin kardeşlikten attık seni demeler! Bugüne değin de zaten hiç emek harcamadın, beyaz Türklerden misin mübarekler! Daha düne kadar karşı yakanın "PKK'lı Cariye'' olarak tanımladığını bu yakadan "Prenses Perihan'' yapmalar!
İçselleşmemişse antimilitarizm, hep art niyetli okumalar olacak. Şiddetin tezahürü bu, kaderimse çekerim mi denmesi gerek? Kimlikleri kutsamadan, tabulaştırmadan, tüm kimliklerin hak ve özgürlüklerini savunmak safdillikse evet böyle hatırı sayılır bir 'saf' kitle var! Derginin, gazetenin başına 'özgür' eklemeyle olmuyor bu işler! Misal bir zapatistin 'meslek' riskleri arasında muhafazakârlaşmak da var!
Neden dostlarımız hep aynı koordinatlarda olsun ki? Neden asker olsunlar içtimada? İtiraz haklarını kullanamasınlar? Var mı böyle dostluk?! Kayıtsız şartsız beni destekleyeceksin kardeşim, yoksa sen şusun busun demek dostluğa sığar mı? Ne geldiyse zaten kendimize dönüp bakmayı adet edinmememizden başımıza geldi. Alınganlık had safhada! Kırıp dökmek cabası. Bir kalemde yaşanan aşkın tüm mektuplarını silmek, iyi günleri hatırlamaz olmak, 'küçük' dünyaların işi. Kimi zaman hak etmeyenlere dahi abartılı övgüler düzen de bizdik! Şimdi 'milliyetçiliğinizi beğenmiyorum' diyenlere ölçüsüz eleştiri kullananlar da! Kimler akraba kimler değil karar verelim artık! Kalbimizin ve aklımızın tam ortasından vefa geçsin hiç değilse! Hırçınlıkla zedelenen dayanışmanın kime hayrı olur ki?
Sivilleşme haritasında, örgütsel kimliğin önüne geçen, aktivistlerin gönüllü çalışmalarını itekleyip yerine profesyonelleşme ya da proje uzmanlarını yaratan aşınmayı da bu dostlarımızdan mı bilelim?! Hiç mi günahımız yok! Sivil siyasette alttan gelen doğrudan bir denetleme mekanizması var da, saydamlık ve eşitlik söz konusu da biz mi görmedik? Aslan payı kendimize çıksa iyi olur!
Düşünsel tarihimizin her dilde eleştiriye ve özgür ruhlara ihtiyacı var. Ki Mete Tunçay hocanın yalancısıyım; aydın dediğin üstüne vazife olmayan işlerle uğraşan kişidir, der! Hani sen benim partime, derneğime, sendikama 'yeşil yeşil baktığında' aydın değilsin demek, aptal sarışın muamelesi yapmak olmaz!
Hilary Clinton, 'Kürtleri dış güçlerin saldırılarından koruyacağız' dediğinde "sallama bacım'' demek daha doğru ziyadesiyle!