Çuvaldızınız var, iğneniz yok mu?

Baskın Oran'ın adaylığı etrafında şekillenen tartışmalar seçim tarihi yaklaştıkça birbirinden farklı konuları da bu tartışmalı alanın içine çekiyor. Bunun belirtilerini şimdiden görmeye başladık.
Haber: AHMED GÖKÇEN / Arşivi

Baskın Oran'ın adaylığı etrafında şekillenen tartışmalar seçim tarihi yaklaştıkça birbirinden farklı konuları da bu tartışmalı alanın içine çekiyor. Bunun belirtilerini şimdiden görmeye başladık. Bugüne kadar yazılanlar ve söylenenler bir yana, 01.07.2007 tarihli Radikal İki'de Özcan Baripoğlu'nun "Mayın tarlasında ezber bozma" başlıklı yazısı, aslında bu tartışmaların bir kısmının nasıl da farklı bir alana kanalize olduğunun önemli bir belirtisi.
"Oluşumun ana kaynağı biziz, kendi oylarımızla Türk adaylarını neden Meclis'e gönderelim" diyen Kürt milliyetçi söylemini hangi nedenlerle eleştiriyorsak -Baripoğlu'nun savunduğu- DTP ile oluşturulan ortak liste protokolünün (İstanbul 2. bölgede) bozulmasına ve yine aynı bölgedeki ayrışmanın memnuniyetle karşılanmasına ve bu memnuniyetin "sol eksenli bir bağımsız adaylık" adıyla açıklanmasına da bir o kadar güçlü bir şekilde karşı çıkmak, gerçek bir birliktelik için önemlidir. Ve tabii ki, "Kürtleri, tüm bu olan bitenlere karşı homojen bir sol grup olarak kabul ederek, böylesi bir yığına sırtını dayayarak seçim stratejisi geliştirmeyi doğru bulmayanlardanım" diyen Özcan Baripoğlu'nun -2. bölgede- sol birlikteliği övdüğü(!) sözlerinin ana dayanağı olan "DTP'siz siyaset" anlayışına da...
Sadece "iktidar"a veya "muhalefetin iktidarı"na karşı çıkmak, kazançlı bir "muhalefet" yöntemi değildir. Muhalefet etmeyi de "doğru" yollarla yapabilmek önemlidir. Muhalefet etmenin/olmanın en muhtemel akılcı kurallarını/taleplerini yerine getirerek muhalefet edilebilir ve bu durum muhalefeti güçlendirebilir. "Bağımsız aday" oluşumunu sadece sol/sosyal demokrat gruplara yönelik bir çalışma olarak görmek bu oluşumun amaçlarına ters ve kısıtlayıcı bir söylemdir. Oluşum içinde yer almayan grup/gruplar için "memnuniyet" duymak bir yana üzülmemiz ve halen bunca darbeye, acıya, cinayete rağmen biraraya gelinemediği için milyon kez düşünmemiz ve hatta utanmamız gerekir. Dolayısıyla Türkiye'nin son 30 yılına damgasını vuran şiddetten/çatışmalardan -ister kabul edin ister kabul etmeyin- en fazla etkilenen Kürtleri ve Kürtlerin Meclis'e girebilecek tek siyasal partisi olan DTP'yi dışarıda bırakan bir oluşumun/muhalefetin etkili olacağını düşünmek hayal olur.
Amaç sol/muhalif oluşumları bir veya birkaç çatı altında toplamak ise elbette var olan ezberleri bozmak gerekiyor. Fakat nasıl ki sadece solculardan, sosyal demokratlardan, Ermenilerden, İslamcılardan vs. ezberlerini bozmalarını istemek yetersiz bir iletişim söylemiyse, sadece Kürtlerden ezberini bozmalarını istemek de, bir o kadar ezberci söylemin bir parçasıdır.
Ne yazık ki bugün Kürt milliyetçiliğinin sadece 30 yıldır süren çatışmalardan değil, bir kısım Türk-Kürt aydınının yanlış, yanlı ve küçümseyici söyleminden de beslendiğini unutmamak gerekir. DTP ve kadrolarını bir bütün olarak yargılamak ve yok saymak yerine, DTP içindeki "ikna edilemeyen gruplar"ın ana dayanağı olan milliyetçi -yani milli şuur kaybı-, bölgeci söylemlerin nasıl değiştirilebileceğini tartışmak gerekiyor. Ve bu tartışmalar sırasında Kürtleri "yığın" olarak tanımlamak, kurulmaya çalışılan oluşuma hiçbir ivme kazandırmayacak.
Temsiliyet düzeyinde DTP'nin Kürtler üzerindeki etkisi, gücü yadsınamaz. Bu güç halının altına süpürülmemeli. Değişim ve dönüşüm üzerinden eleştiriler yapmayıp DTP'yi dışlayarak veya bunu amaçlayarak Türkiye'nin demokratikleşme sürecine faydalı ve büyüyen milliyetçi yaklaşımlara karşı durulmasını sağlayacak bir ortam oluşturamayız.