Damarlarında zehir akıyor

Hindularca kutsal kabul edilen Ganj, bugün artık fabrikaların işgali altında, kirlilikle mücadele ediyor. Bir bölümünde hayatın tamamen yok olduğu nehirde Hindular, ölü yakma ve yıkanma törenlerini atık maddelerin arasında yapmak zorunda.
Haber: ZAFER KANTAR / Arşivi

Hindularca kutsal kabul edilen Ganj, bugün artık fabrikaların işgali altında, kirlilikle mücadele ediyor. Bir bölümünde hayatın tamamen yok olduğu nehirde Hindular, ölü yakma ve yıkanma törenlerini atık maddelerin arasında yapmak zorunda.
Himalaya dağlarından Bengal körfezine kadar uzanan 2500 km. uzunluğundaki Ganj nehri Hintlilere göre hayat, saflık ve tanrıça anlamına geliyor. Bu isim ve hikâyesi tüm ülkede biliniyor. Hinduizm'e göre Ganga'nın annesi, cennetten Kral Sarga'nın oğullarının küllerinden oluşmuş halde nehir boyunca gelir. Zamanla onun suyu barış içinde tekrar cennete geri dönecektir. Tabii ki sadece bu su değil, aynı zamanda bu suda yıkanan veya külleri bu suya dökülen her Hintli de cennete gidecektir.
Başkent Yeni Delhi'den Hinduizm ve Budizm turumuzun bir ayağı olan kutsal kent Benares'e giderken yol boyunca Ganj kıyılarının gizemli havası ve güzellikleriyle soluğumuzu kesen diğer kutsal şehirler Agra ve Jarpur'un büyüsünden etkilenmemek imkansız. Bu resimde bir tek Ganj boyunca sıralanmış sanayi tesisleri huzursuz ediciydi. 200 km.'lik bu yolu beş saatte alarak yedi kutsal şehirden biri olan Benares'e ulaştığımızda yolun tozu, teri ve yorgunluğu tamamen kayboldu. Karşımızda dünyanın en eski ve otantik yapısı hiç bozulmamış yerleşim birimi duruyordu. Nehrin belki de en önemli noktası da bu Benares, bizim daha çok bildiğimiz diğer adıyla "Varanasi". Ganj kıyısında yükselen kendine has mimari, bine yakın tapınak ve saray Varanasi'yi dünyanın özel kentlerinden biri yapıyor. Hinduizm ve Budizm başta olmak üzere birçok dinin kesişme noktası olan bu kent, inançlarına göre giyinmiş binbir çeşit insanla renkleniyor. Nehrin kendisi de kent kadar canlı, hareketli. Hacı adayları ve arınmaya gelenlerin bir kısmı nehri kayıklarla aşıp kente ulaşıyor. Burası her Hintlinin hayatında en az bir kere olsun ziyaret ederek aklanmak istediği törenlerin gerçekleştirildiği yer. Farklı kültürler, renkler, inançlar, mezhepler her mevsim, günün ilk saatlerinde Ganj'ın sularında buluşuyor. Bu sular kadını, erkeği, genci, yaşlıyı, Sih'i, Hindu'yu ayırmadan ruhları arındırıyor. Burada tanık olunan her sahne, insanın hayatı boyunca zihninde taşıyacağı bir fotoğrafa dönüşüyor.
Tüm bu güzelliğin içinde biz Batılılara anlaması güç gelen belki de tek bir şey vardı: ülkenin dört bir yanından Benares'e gelen Hindular, ölü yakma ve yıkanma törenlerini sanayi tesislerinin Ganj'a saldığı atıkların arasında yapıyordu.
"Ganj bizim annemiz"
Çok geçmeden nehir boyunca hava ve suyu kirleten 5,000 fabrika olduğunu ve nehrin büyük bir kısmında hayatın tamamıyla bittiğini öğrendik. Hindistan hükümeti insanların ibadet için sularına sarıldığı bu nehre zehirli atıklarını saçan fabrikalara arıtma tesisi zorunluğu getirmiş; hatta 142 milyon dolar harcayarak acil "Ganj Aksiyon Planı"nı uygulamaya koymuş. Ama hâlâ tam anlamı ile başarılı olamamış. Hindistan'daki çevreciler artık halktan da yardım bekliyor. Zaten ölü külleri ve yıkadıkları hayvanların pislikleri içinde ibadet eden halk, nehrin iyice mikrop yuvası olmasına neredeyse yardımcı oluyor. Dini kuruluş ve liderlerden nehri ziyaret eden hacıların daha dikkatli davranmasını ve nehri daha fazla kirletmemesini istiyorlar. "Ganj bizim annemiz ise onu nasıl kirli tutabiliriz" diyorlar. Ganj temiz olsun olmasın kutsallığını koruyor ve bir ibadet damarı olarak Hindistan'ın içine akmaya devam ediyor.
Acaba Hintlilerin bile kirlenmiş bir nehirde gösterdiği farklı kültür ve inançları birarada tutma becerisini biz Türkler ülkemiz gibi şimdilik tam kirlenmemiş bir okyanusta ne zaman gösterebileceğiz?