Damlaydı, okyanus oluyor

Geçen haftasonu Diyarbakır sokaklarını, görmeye alışkın olmadığımız türden bir afiş süslüyordu: "Kadınların şiddetten kurtulmak için geliştirdikleri yöntemlerin yeni bir dünya hayal etmeyi mümkün kılacağına inanıyoruz" KAMER, 10. yıl kutlamalarını bu sözlerle duyuruyordu.
Haber: AYŞE GÜL ALTINAY / Arşivi

Geçen haftasonu Diyarbakır sokaklarını, görmeye alışkın olmadığımız türden bir afiş süslüyordu: "Kadınların şiddetten kurtulmak için geliştirdikleri yöntemlerin yeni bir dünya hayal etmeyi mümkün kılacağına inanıyoruz" KAMER, 10. yıl kutlamalarını bu sözlerle duyuruyordu.
Sadece Diyarbakırlı kadınlar ve erkekler için değil, tüm Türkiye için kutlanası bir gündü KAMER'in 10. doğumgünü. Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu'nun bir görüşmemizde çok güzel ifade ettiği gibi KAMER pek çok ilki başarmıştı: Diyarbakır'da şiddetle mücadele için kurulmuş ilk kadın örgütüydü. Şiddetin hakim olduğu bir dönemde herkese mesafeli durmayı başarmış bağımsız bir kuruluştu ve Diyarbakır'da kurulup da Türkiye'de, hatta dünyada, kendi alanının aranan bir temsilcisi, sözcüsü, öncüsü olmuş ilk oluşumdu. Feminist araştırmacı Cynthia Cockburn'ün KAMER'e yazdığı 10. yıl yazısında, "Sergilediğiniz feminist tahayyül, beceri ve emekle, bulunduğunuz bölgenin sınırlarını çok aşan bir model sunuyorsunuz" demesi bunun en güzel örneğiydi.
1997'de küçük bir grup kadının yaptıkları yemeklerle ayakta tutmaya çalıştıkları Diyarbakır Kadın Merkezi'nin, 23 ile yayılmış, 30 bin kadına ulaşmış muazzam bir kadın ağına dönüşeceğini kim hayal edebilirdi? Sadece son iki yılda 1 milyon 500 bin km. yol katedilerek oluşturulmuş bu ağ, KAMER'in 'ben varım' kitabında "Hayatımda devrim yaptım, eşim devrik kral" diyen Kardelen'in ifade ettiği türden binlerce "devrim"le örülüyor. Aynı kitapta Solin, KAMER'in hayata geçirdiği feminist devrimleri şöyle özetliyor: "Bir şeyleri fark etmek için önce kendinle başlamalısın. Canını yakmadan imkânı yok bir şey olmuyor. O içerideki duvarı yıkmadıkça olmuyor. Damdan düşenin halinden ancak damdan düşen anlar diye bir tabirimiz var. Bizim durumumuz bu. Önce Diyarbakır'daydık, sonra üç ilde daha çalışmaya başladık. Şimdi bu sayı 23'e çıktı. Demek ki gerçekten çok büyük ihtiyaç varmış. KAMER bir damla su olarak başladı, şu anda okyanus gibi..."
Okyanus ki ne okyanus! Dile kolay Adıyaman, Ağrı, Ardahan, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Hakkari, Iğdır, Kars, Kilis, Malatya, Mardin, Muş, Siirt, Şırnak, Tunceli, Urfa ve Van'daki KAMER'lerde, "feministim" diyen ve feminizmi her gün yeniden tanımlayan, hayata geçiren, zenginleştiren, derinleştiren KAMER'li kadınlar, -"özgür" Batılı kadınlara "zavallı" Doğulu kadınlar için gözyaşı döktüren Sıla ezberini altüst ederek-, Türkiye'nin en başarılı feminist örgütlenmesinin, belki de herhangi bir alandaki en başarılı taban örgütlenmesinin mimarları.
KAMER okyanusunun dalgaları yalnızca Türkiye'nin merkez çevre ezberlerini bozmuyor, Diyarbakır'da da taşları yerinden oynatıyor. 7 Eylül Cuma akşamı, 16. yüzyıldan beri bir erkek mekânı olan Hasanpaşa Hanı, içecek ve hafif yiyecek servisi yapılan "KAMER'in Avlusu" ile birlikte kadınlarla tanıştı. Nebahat Akkoç'un deyimiyle, han han olalı böyle bir şey görmemişti! Kadınlar artık evsahibi, söz sahibi olarak şehrin merkezine yerleşiyor ve "başka bir Diyarbakır mümkün" diyorlardı. KAMER'in doğumgünü etkinliklerinin doruk noktası Kardeş Türküler'in verdiği konserdi. KAMER'le dayanışma için geldikleri Diyarbakır'da binlerce kişiyi bütün bir gece boyunca yerlerinde zıplatan Kardeş Türküler, KAMER'li kadınlarla birlikte seslendirdikleri iki kadın türküsü, Gülsüm ve Kürtçe seslendirilen Hoy Meşkê ile özel ilgi topladı. Evet, KAMER'in devrimi kadınların istedikleri her dilde türkü söylediği, dans ettiği, halay çektiği türden bir devrim.
Gelmeyen kadınlar
Ne yazık ki, yalnızca Diyarbakır'ın değil bölgenin dört bir yanından gelmiş binlerce kadının Meclis'teki ve belediyelerdeki (bir kısmı kadın) temsilcileri KAMER'in iki günlük etkinliklerinin hiçbirinde yoklardı. Ne Ankara'nın kendisine karşı ayrımcılık uyguladığından (haklı olarak) yakınan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, ne Bağlar Belediye Başkanı Yurdusev Özsökmenler ne de DTP'nin yeni milletvekilleri... KAMER'in antimilitarist feminist dili miydi onları bu muhteşem halaydan uzak tutan, yoksa "bağımsız" örgütlenmelerden hoşlanmıyor olmaları mıydı bilmiyorum ama eksiklikleri dikkat çekiciydi.
Buna karşın sürpriz katılımlar vardı KAMER'in feminist halayına! Boston'dan Muğla'ya, Los Angeles'tan İzmir'e, Lefkoşe'den Budapeşte'ye dünyanın 13 ayrı şehrinden, aralarında Cynthia Enloe, Cynthia Cockburn, Yeşim Arat, Elif Şafak, Fatmagül Berktay, Aksu Bora, İlknur Üstün, Jülide Aral, Ufuk Sezgin, Selma Acuner, Ümit Boyner, Sibel Asna, Şahika Yüksel, Stella Ovadia, Hülya Adak, Özlem Dalkıran ve Müge Gürsoy Sökmen'in de bulunduğu 55 kadın (ki yaklaşık yarısı geçen haftasonu Diyarbakır'daydı) 'adınız aklımızda, yüreğiniz yüreğimizde' başlığıyla yayımladıkları sürpriz anı-kitapta KAMER'li kadınların kendilerine nasıl derinden dokunduklarını anlatıyorlardı. Nadire Mater'in "yeni bir dil, sürekli bir tersyüz etme durumu, inanılmaz bir yaratıcılık, çok cesaretli bir tabu yıkıcılık" olarak özetlediği KAMER'i İnci Kerestecioğlu da benzer kelimelerle anlatıyordu kitapta: "Bana 'KAMER nedir?' diye sorulsa her şeyden önce bir dildir derim. 'KAMERce' diye bir dil... Hem içeriden, kalbinden, hem dışarıdan, aklından konuşmak... Aynı anda."
Nebahat Akkoç, bu dilin oluşma sürecini 'KAMER'in Feminizmi' yazısında şöyle özetliyor:
"Yeni bir dünya hayal etmenin, kendimizi yeniledikçe mümkün olabileceğini fark ettik. Yargılamayan, aşağılamayan, emretmeyen, reçete vermeyen, empatiye dayalı bir dil ve davranış ile yeni bir insan olmak için çaba harcamaya başladık. Bu süreci gerçekleştirirken yaşadığımız farkındalıklardan utanmadık. Onların bize biçilen rollerin sonucu olduğunu, sorgulamadan kabul ettiğimizi, sorgulama sürecinin feminizm ile mümkün olduğunu fark ettik... Fark etmenin ve değiştirmenin büyüsüne kapılarak, giderek çoğaldık ve büyüdük. Şiddetin biz güçlendikçe çözüleceğini, dünyanın biz değiştikçe değişeceğini öğrendik... Konuştukça cinsiyetçiliğin dünyayı saran bir büyük politika olduğunu fark ediyoruz. Militarizm ve cinsiyetçiliğin bu büyük politika içinde nasıl iç içe geçtiğini, birbirini besleyerek yeniden yarattığını görüyoruz... Hiyerarşinin, ayrımcılığın, şiddetin olmadığı, paylaşım ve dayanışmanın, şeffaflığın, katılımcılığın, haktan ve haklıdan yana olmanın esas olduğu bir dünya için feminizmin vazgeçilmez olduğunu biliyoruz". (1)
10 yılda bir damladan okyanusa dönüşen ve bu arada feminist dili, feminist umudu, feminist dayanışmayı, feminist sevgiyi yeniden tanımlayan ve yepyeni biçimlerde hayata geçiren KAMER, feminist hareket için olduğu kadar Türkiye'deki yeni siyaset arayışları için de taze bir soluk.
İyi ki doğdun, KAMER!
1. Nebahat Akkoç, 'KAMER'in Feminizmi', KAMER Vakfı Yayınları, Diyarbakır, 2007.