Deccal ile Tanrı yer değiştirirse

The Arcade Fire ilk albümü Funeral'ı 2004 sonbaharında çıkardığı zaman yarattığı etki, umduklarının çok ötesindeydi. Albüm sadece 500 bin satmasına rağmen popüler müziğe sağladığı alternatif ama...
Haber: MERT EMCAN / Arşivi

The Arcade Fire ilk albümü Funeral'ı 2004 sonbaharında çıkardığı zaman yarattığı etki, umduklarının çok ötesindeydi. Albüm sadece 500 bin satmasına rağmen popüler müziğe sağladığı alternatif ama daha da ötesi samimi, inançlı ve isyankâr bakış açısı The Arcade Fire'ın bir anda günümüzün, belki de yeni gruplar arasında, en önemli müzikal oluşumu haline gelmesini sağlamıştı. Müzik yazarları uzun zamandan beri ilk defa bir grup etrafında böylesine birleşmiş, müzikseverler ise yine uzun zamandır ilk defa inanarak takip edebilecekleri bir yandaş topluluğu bulmuştu. Bu açıdan aslında Velvet Underground'un ilk albümüyle benzer bir kaderi paylaşır Funeral. O albüm de bir anda popüler müziğin temelleriyle oynamış, büyük kitlelere ulaşamamış olsa da ciddi bir hayran kitlesi edinmiş, karanlık ve gaddar yapısıyla dengeleri bozmuş ve günümüze geldiğimizde gelmiş geçmiş en iyi albümler arasında üst sıralarda yerini almıştı. Funeral'a bir 30 sene sonra baktığımızda albümün önemi daha da iyi ortaya çıkacaktır.
Haliyle The Arcade Fire'ın memleket olarak belledikleri Kanada'da bir kiliseye kapanıp yeni albümlerini hazırladıkları duyulunca bundan nasıl bir sonuç çıkacağını merakla beklemeye başladık. Merakla bekledik çünkü grubun had safhadaki ketumluğu yüzünden albüm hakkında öncesinde ipucuna sahip olmanın imkânı yoktu.
Arzulu, tutkulu, müdahil
Ne var ki grubun yeni albümü Neon Bible çıkar çıkmaz sis perdesi büyük ölçüde aralandı. The Arcade Fire kerametini henüz ilk albümde göstermişti. Karanlık, iflah olmaz bir acıyla beslenen, arzulu, tutkulu ama son kertede inançlı, dürüst ve çatışmadan kaçmayan, müdahil olan bir dünyaydı onlarınki. Neon Bible da bu açıdan bir farklılık arz etmiyor. Ancak ilk albümle kıyaslandığında çizginin öbür ucunda oldukları da açıkça görülüyor. Funeral (adından da anlaşılacağı gibi) iç dünyalarının bir hesaplaşmasıydı. Albümü kaydettikleri sırada peşpeşe gelen aile içi ölümlerin damga vurduğu, birey, mahalle ve aile kavramlarını esas alan bir konsept albümdü neredeyse. Neon Bible'da ise The Arcade Fire yüzünü dışarıya dönmüş durumda. Bu sefer öfkelerini, her an nükleer bir patlamaya neden olacak o inanılmaz enerjilerini dünyaya çevirmiş durumdalar. Bunu daha ilk şarkıda, Black Mirror'da hissedebiliyoruz. Statik bir piyano vuruşu üzerinden orta tempoda seyir eden şarkıda Win Butler "Ayna ayna söyle bana, bombalar nereye düşecek göster bana" derken Arcade Fire'ın yeni savaş meydanının neresi olduğu açıkça görülüyor. Kurulu düzen, savaş ilahları, ilik emiciler bu albümün düşman tarafında yer alanlar.
Öte yandan Arcade Fire'ın aldığı pozisyon sadece bir çığlıktan ibaret değil. Çok ciddi bir korku var ortalıkta. Ve grup bu korkuyu Deccal'in rolüne soyunmak pahasına dillendirip kıyametin haberciliğini yapıyor adeta. Albümün öne çıkan şarkılarından Keep The Car Running'de "Çok derinlerde sakladığım bir korku var, adını ta konuşmaya başlamadan bildiğim" derken işte buna işaret ediliyor. Ve açıkçası bir umut ışığı da göstermiyor Butler ve çetesi. Neon Bible, "hayatta kalmak için bir şans yok, eğer neondan İncil haklıysa" diyerek, Tanrı'nın insanı terk ettiğini, insanın Babil gibi lanetlendiğini iddia ediyor. Bu ruh hali Building Downtown'da (Antichrist Television Blues) kendini tescil ediyor. Springsteen şarkılarını andıran bu epik şarkı işçi sınıfından birisinin Tanrı ile olan hesaplaşmasını aktarırken, yanlışların doğru sayıldığı bu dünyada, inançlarından giderek uzaklaşan ve bunu da albümün genel temasını oluşturan "korku" fikrinden yola çıkarak ortaya koyan bir adamın hikâyesini anlatıyor. Kilise orglarının hakimiyetinde geçen ve Arcade Fire ruhunu en iyi ortaya koyan şarkılarından biri olan Intervention'da kaybolmuşluğun dehşetini Win Butler, karısı Reginé'nin de desteğiyle, o kendine has bir şekilde yakarırken Windowsill'de bu sefer gruptan beklenmedik bir şekilde yavaş, sakin ama içinde her türlü öfkeyi ve protestoyu barındıran bir ağıt ortaya koyuyor.
Ancak iki şarkıya özellikle değinmek gerek. İlki, Ocean of Noise. Şafak vakti ürkek bir şekilde esen meltemin üzerinden Latin ritimlerin olabildiğince yumuşak ama bir o kadar da sert ve hiddetli bir şekilde hükmettiği şarkı bugüne kadar yazılmış en karanlık ama bir o kadar da insanı delik deşik eden ağıtlardan biri. Her aşk şarkısı gibi başka anlamlara da çekilebilecek bir modern zaman cenaze ayini adeta. "Şimdi aramızdan hangimiz tercih hakkına inanır? Ben değil!" derken hayatın karşısındaki acizliğinizi gözlerinizin önüne getiriyor, "Senin de nedenlerin var, benim de. Ama benim nedenlerim hep zaman kazanmak adına söylenmiş yalanlardı" dizesinde kendi basiretsizliğiniz, yüreksizliğinizle yüzleşmek zorunda kalıyorsunuz. Albümün kapanış şarkısı, My Body Is A Cage ise bu 11 parçadan oluşan siyahlı gelini en tutarlı ve güzel bir şekilde taçlandırıyor. Sadece bir kilise orgunun üzerinden Butler'ın acılı sesiyle başlayan şarkı bir anda bütün grubun katıldığı bir patlamaya dönüştüğünde, Arcade Fire'ın ne demek istediğini artık net bir şekilde anlıyoruz; "ruhun özgürlüğünü" talep ediyor grup. Bütün bu kirlilikten, karanlıktan ve de en önemlisi korkudan arınmayı.
İlahi bir albüm Neon Bible. Şarkıların içeriği, albümün zaten bir kilisede kaydedilmesi, enstrüman ve vokallerin kullanımı hep bu amaca yönelik. İddialı doğru, vaaz verdiği de. Ama ruhlarını özgürleştirmek için bütün bunlar. Cenazeden bir diriliş yaratmak, korkudan ışığa varabilmek için bunu yapmak zorundalar.
Neon Bible/The Arcade Fire/Topkapı Müzik