Defonun estetiği

Bir Tarantino filminden ne beklersiniz? Her biri ayrı birer filmin başkahramanı olacak kadar keskin ve eğlenceli karakterler, çekim/karşı...
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

Bir Tarantino filminden ne beklersiniz? Her biri ayrı birer filmin başkahramanı olacak kadar keskin ve eğlenceli karakterler, çekim/karşı çekim düzeneğine farklı boyutlar katacak ironik diyaloglar, pop tarihinin unutulmuş hit'lerinden derleme bir soundtrack ve ufak göz kırpışların boyutunu aşıp hikâyenin belkemiği haline gelen göndermeler.
İkidir, Tarantino bu göndermeleri filminin yüzeyine kadar çıkardı. Hiçbir sahnesine kıyamadığı için ikiye bölüp peşpeşe gösterime soktuğu Kill Bill, anime, spaghetti western'ler ve 1970'lerin kung-fu filmlerinin köklerine saygı duyan bir karışımıydı. Yönetmenin, 'kankası' Robert Rodriguez'le kotardığı ikili proje Grindhouse'daki bölümü Death Proof/Ölüm Geçirmez, 1970'lerde veya 1980'lerde unutulup kalmış, gecenin bir yarısında televizyonda karşınıza çıkacak türden B filmlerine bir öykünme. Jenerikten kamera hareketlerine, film kopyasındaki çiziklerle noktalardan film öncesi uyarılara ve stüdyo logolarına varıncaya kadar...
Aslında 'İki film birden' ruhunu günümüze getirmek amaçlı bu proje, ne yazık ki gişeye kurban gitti. Arada, iki yönetmenin yanı sıra Eli Roth, Rob Zombie ve Edgar Wright'ın da kotardığı sahte fragmanlar da dahil, toplam 191 dakika süren Grindhouse ABD'de gişede yatınca, çare, Avrupa'da Quentin Tarantino ile Robert Rodriguez'in filmlerini ayrı ayrı gösterime sokmakta bulundu. (Artık aradaki fragmanları da Grindhouse DVD'sinde göreceğiz muhtemelen) Türkiye'de Tarantino'nun bölümü Ölüm Geçirmez bu hafta, Robert Rodriguez'in bölümü Planet Terror/Dehşet Gezegeni de 27 Temmuz'da gösterime giriyor.
Köhne enerji
Tarantino'nun bölümünün esin kaynağı 'slasher'lar. Olaylar, 13. Cuma, Korku Bayramı ve Çığlık'ın psikopat katillerinin mirasçısı 'Dublör Mike'ın (Kurt Russell) icraatları etrafında gelişiyor. Dublör Mike, filmlerden edindiği araba sürüş tekniklerini genç kadınları öldürmek için kullanan bir seri katil. Karakterin dublör olmasının bir sebebi var. Ya da bir getirisi... Kurbanları da, katilin kendisi de hikâye boyunca diğer filmlere yapılan göndermelere zemin sağlıyor.
Aslında Tarantino'nun B sinemasına yaptığı bu saygı duruşu, katil kahramanı Mike'a yansıyor. Diğer karakterlerden birinin nitelendirdiği gibi "zaman makinesinden düşerken yüzünü yaralamış"a benzeyen Mike, artık modası geçmiş bir dublör. Yine başka bir karaktere kendi kariyerini açıklarken, CGI (sanal ortamda yaratılmış özel efektler) öncesi dönemden kaldığının üstünde özellikle duruyor. Tarantino'nun niyeti de CGI öncesi ham enerjiyi perdede yeniden diriltmek olsa gerek. Tabii Tarantino'nunki, kaynağını bire bir bugüne uyarlayan bir tarz değil. Daha çok o devirde, ikinci sınıf korku, macera, aksiyon filmlerinin yarattığı hissiyatın peşinde. Bu yüzden stüdyo logolarına kadar 1970'lerin köhne sinemalarından fırlamışa benzeyen bir seyirlik kotarıyor.
Hissiyatın peşine düşünce, hikâyenin gelişiminde önem verilenler de farklılaşıyor. Ölüm Geçirmez'de ne katil o kadar korkutucu, ne fettan kadınlar o kadar 'kirli' ne de cinayetler (seyirciyi koltuktan fırlatacak kadar tuhaf olmalarına rağmen) o kadar vahşi. Her şeyin üzerine bir absürdlük tozu serpilmiş gibi. Bir B filmini tüm 'defolarıyla' bilinçli bir şekilde kotarmanın sonucu bir absürdlük bu. Ama bu defolar da 'leş' filmlerin en zevkli yanları. Düşük yapım koşullarının sonucu kirli estetik, filmin kopması, perdeden hiç eksik olmayan çizikler, ikinci sınıf bir filmden alınan keyfin olmazsa olmazları. Tarantino da B filmlerinin seyircilere çekici gelen tüm bu unsurlarını sektirmeden kullanıyor.
İroni üstadı
Dolayısıyla bu defosu bol filmlerin seyirciyle kurduğu özel ilişkiyi yeniden kuruyor. Klişeliğinden utanmayan karakterler, mantıksız olay örgüsü, her yandan dökülen ucuzluk, seyirciye de kendini katabileceği geniş bir alan bırakıyor. Filmlerin seyirciye sunacak tutarlı bir evren yaratmaya çalışmadığı zaman ortaya çıkan bir alan bu. Anaakımın gözlerinden uzakta seyircinin hayatının farklı unsurları da B filmlerinde kendine yer bulabiliyor. Siyah karakterlerin pek önemsenmediği 1970'ler ABD'sinde bu köhne sinemalarda türeyen ve yoğun klişe kullanımına rağmen hedef kitlesi tarafından sahiplenilen siyah sömürü filmleri ilk akla gelen örnek.
Aynı farklılık kadın karakterlere tutumda da geçerli. Çoğunluk, korku alttürlerinde kurban statüsüne getirilmesini seyircinin sadist fantezilerini doyurmanın bir yolu olarak görse de bir kısım da bu filmlerde kiminle özdeşleştiğimize dikkati çekiyor. Kadınlarla özdeşleşilmesi, bu filmleri de sadist fantezilerden farklı bir yola sokuyor. Hapsedildikleri klişelere, seksi kıyafetlere sığamayan kadın kahramanlar ortaya çıkıyor. Yapımcıların ve yönetmenin niyeti ne olursa olsun! 1990'larla beraber eski üsluplar tekrar ziyaret edilmeye başlandığında, yapımcı ile yönetmenlerin niyetlerini aşıp seyirciye ulaşan uçuklukların da değeri bilindi. Örneğin kült dizi Buffy the Vampire Slayer'ın, çoğu akademisyeni mest eden bir yönü, genelde vampirlerin ilk kurbanı olan sarışın genç kızın bu sefer kahramanlığa getirilmesiydi. 1990'lardaki ana eğilimlerin baş müsebbiblerinden Tarantino da bu imkanları en sık kullananlardan.
Kendi kendinin farkında tür filmleri çekmek 2000'lerde çoktan gözden düşmüş bir tarz olabilir. Ama kamera arkasında Tarantino olunca ironi, eğlencesine tekrar kavuşuyor. Bu ironi de kendini, Tarantino'nun ustası olduğu alanda, diyaloglarda gösteriyor. Ölüm Geçirmez'de kadın kahramanların heteroseksüel erkekleri tahrik etmesi gereken konuşmaları, onları güçlü birer karaktere çeviriyor. Zaten 'aşağı' türlere hakkını veren yönetmenler, yazarlar onların sundukları imkanlardan daha sağlam şekillerde yararlanmasını biliyor. Tarantino, tüm eleştirilere rağmen bunu layıkıyla yapan bir sinemasever. Yoksa önceki filminin dublörünü (Kill Bill'de Uma Thurman'ın dublörü Zoë Bell, Ölüm Geçirmez'de kendisini oynuyor) hikâyesinin odağı yapabilmek, her yıldız yönetmenin harcı değil.