Değirmen hâlâ dönüyor

Fransa, Paris, Montmartre. Sene 1889. Eiffel Kulesi'nin de dikildiği bu yılın eğlence dünyası için en önemli olaylarından biri...
Haber: GÜLDEHAN NENG / Arşivi

Fransa, Paris, Montmartre. Sene 1889. Eiffel Kulesi'nin de dikildiği bu yılın eğlence dünyası için en önemli olaylarından biri, sonradan ülkenin en popüler müzikholü olacak Moulin Rouge'un kapılarını açması. İnsanlara hayal ettiklerinin ötesinde bir eğlence sunan müzikhol bunun yanı sıra ressam Henri de ToulouseLautrec'in de aralarında bulunduğu bir grup bohemin de uğrak yeri. Bir yüzyılın bitişine doğru yaklaşırken Fransa'da en çok konuşulan müzikhol, Baz Luhrmann'ın yeni filmi "Moulin Rouge" ile yeniden gündemde. Daha önce de birçok defa beyazperdeye konu olan Moulin Rouge bu sefer, Nicole Kidman ve Ewan McGregor'lu bir aşk hikâyesini anlatmak için kullanılıyor. Ancak Moulin Rouge'un büyülü atmosferi ve bir Yunan mitolojisiyle harmanlanınca ortaya Luhrmann'ın "Red Curtain/Kırmızı Perde" üçlemesinin sonuncusu çıkıyor: Christian (McGregor) genç bir İngiliz yazar. Paris'e geliyor ve Toulouse-Lautrec sayesinde Moulin Rouge için bir oyun yazmaya başlıyor. Bu sırada orada cancan dansı yapan kızlardan birine, Satine'e (Kidman) âşık oluyor. Tabii herşey bu kadar basit değil, Christian "All you need is love" (Gereken tek şey aşk) derken Satine "Diamonds are a girls best friend" (Pırlanatalar bir kızın en iyi arkadaşıdır) diye mırıldanıyor. Hal böyleyken Satine, müzikhole yatırım yapan Worcester Dükü ile evlenmeye karar veriyor. Onlar aşk mı para mı diye tartışadursunlar bizim asıl ilgilendiğimiz bu hikâyenin yer aldığı Moulin Rouge'un gerçekleri.
Sinematograf'ın görücüye çıkmasına altı yıl kala kapılarını açan Moulin Rouge, yani "Kırmızı Değirmen" adını, XIV. Louis zamanında Montmartre'da bulunan otuzdan fazla değirmen nedeniyle alır. İçerde aynalı duvarları olan bir dans pisti, bahçesinde ise açıkhava sahnesi ve muhteşem ahşap bir fil vardı. Ancak arka bahçeden görülebilen filin sırrı göbeğinde saklıydı. Bir frank veren her beyefendi bacaklarından birinde bulunan merdivenlerden yukarı çıkıp filin göbeğinde kendini bekleyen hanımla buluşabilirdi. Ancak bu fil Moulin Rouge deyince ilk akla gelenler arasında değil. Moulin Rouge'un olmazsa olmazları cancan dansı, dansçı kızları ve ressam Henri de Toulouse-Lautrec.
Posterler Lautrec'den
Moulin Rouge'un gösterileri için posterler çizen Toulouse-Lautrec aristokrat bir aileden geliyordu. Ancak çocukken geçirdiği bir kaza bacaklarının sakat kalmasına sebep oldu. Sık sık bu müzikhole gelen Toulouse-Lautrec'in burası için çizdiği ilk poster açılış gecesine aitti. Zamanın ünlü dansçılarından La Goulue ve partneri Valentin le Desosse (Kemiksiz Valentin) dans ederken resmedilmiş bu posterde. Bundan sonra da hem resimlerine konu olmuş Toulouse-Lautrec'in Moulin Rouge, hem bir çok poster hazırlamış gösteriler için. Lautrec'siz bir Moulin Rouge veya tam tersi, olur muydu hâlâ bir soru işareti.
Yeni yüzyılın başlamasıyla bir gecede elde ettiği popülaritesini kaybedecekti Moulin Rouge, ama o zamana kadar birçok ünlü sahne aldı. Mesela, cancan kızları arasında kırmızı iç çamaşır giymesine (tüm kızlar beyaz giymek zorundaydı) izin verilen tek dansçı Jane Avril en başarılılar arasındaydı.
La Goulue'dan çok daha farklı bir tarzı vardı Avril'in anlatılanlara göre, o çok daha doğal ve duyarlı dans ediyordu.
İç çamaşırlardan bahsetmişken, o zamanki polislerin Moulin Rouge'da enteresan bir görevleri vardı. Dansları izleyip cancan kızlarının iç çamaşır giyip giymediğini kontrol ediyorlardı. Evet, doğru söylüyoruz. Herhalde tüm polisler bu görev için can atıyordu o zaman. Bu küçük dipnottan sonra diğer önemli dansçıları ise şöyle sıralayabiliriz: La Goulue'nun partneri ve bugüne kadar "ondan daha iyi cancan dansı yapan bir erkeğe rastlanmadığı" söylenen Valentin le Desosse, Yvette Guilbert ve Nini Pattesenl'Air. I. Dünya Savaşı'nın ardından Moulin Rouge'un yönetimi el değiştirdi ve Mistinguette'in danslarıyla yeniden canlandı.
Müzikholün bir diğer ayrılmaz parçası, hatta Moulin Rouge'u Moulin Rouge yapan Fransız Cancan Dansı'nın tarihi 1850 yılına kadar gidiyor. Cancan'ın temelini Celeste Magador'un, Jacques Offenbach'ın bestesi için yarattığı 'Quadrille' dansı oluşturuyor.
Bildiğimiz halini alması ise 1861 yılında Charles Morton tarafından gerçekleştiriliyor.
Her seferinde izleyicileri heyecanlandırmayı başaran dans için zamanın gazetecilerinden biri şöyle diyor: "Quadrille onu unutulmaz kılan çeşitli meziyetlere sahip: Kadınların soğukkanlı edepsizlikleri, sahnenin etrafında oluşan yoğun kalabalık, onların kaydadeğer bir şeyler görmek için çabalamaları ve bu heyecanı dansçılarla paylaşabilmeleri".
Ünlüler Moulin Rouge'da
Bugün hâlâ tüm şaşaasıyla ayakta duran Moulin Rouge'da Edith Piaf'tan Yves Montand'a, Marlene Dietrich'ten Frank Sinatra'ya, Liza Minelli'ye her dönemin ünlüleri sahne aldılar. Bu ünlüleri seyretmeye gelenler arasında da meşhur isimler yer alıyordu. Mesela, Elvis Presley'nin Paris'e geldiğinde Moulin Rouge'a gitmeden Paris'i terk etmediği söyleniyor.
Bugün Moulin Rouge hâlâ, 1962'de gelen Jacki Clerico tarafından yönetiliyor. Dansçıların başında ise 1961'de aileye katılan Miss Doris var. 60 kişilik Doris Kızları'yla sahnelediği en son göterisi ise "Feerie" isimli dört bölümden oluşan bir şov.
İşte 110 yıllık efsane Moulin Rouge. Hâlâ ayakta, hâlâ değirmen dönüyor.