Değişim soldan başlamalı

Değişim soldan başlamalı
Değişim soldan başlamalı

Yeni sol parti üstten bir bakış getirmemeli ve ?halkın takımı?nı çok iyi anlamalı.

Türkiye'de solun ilkeler etrafında beraberliğini sağlayacak bir girişim, üstten konuşanların, geleneksel sol siyaset eşrafının kendilerini içinde rahatsız hissedeceği ve kendini değiştirme ihtiyacı duyacağı bir yolda yürümelidir
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

Türkiye’de solun Kemalist kökenlerinden kaynaklanan özelliklerinden biri, kendine öğretmen konumunu atfetmesidir. Halk cahildir. Eğriyi doğruyu bilmez. Hurafelerin peşinden koşar. Halkı eğitmek, ona doğru yolu göstermek gerekir. CHP’de, CHP’nin türevleri olan diğer partilerde, yeterince eğitildiğine kani olunana kadar halkı koruma ve kollama görevinin kendi omuzlarında olduğu inancı egemendir. Bu misyonun bir dinsel dogmaya dayanarak değil, bilginin ve bilimin rehberliğinde hayata geçirildiği iddia edilir ve buna inanılır. Türkiye’de “çağdaş” sıfatının siyasal alanda kullanımı genellikle böyle bir tavrı çağrıştırır.

Kısıtlı demokrasi
Bu sadece Türkiye’de ana akım sola özgü bir tavır değil. Aydınlanmacı düşünün bir dizi olumlu ve insanlık tarihinde son derece önemli hamleler yaratan niteliklerinin yanında, bilenlerin veya bildiklerini zannedenlerin bilmeyenler veya bilmediklerini zannedenler üzerinde kurdukları tahakkümün de kaynağıdır. Bunun siyasal yaşamdaki karşılığı, kısıtlı demokrasidir. Katılımcılığın önündeki en önemli engellerden biridir.
Bu anlayış toplumsal sorunları teknokrat bir zihniyetle kavramaya, siyaseti esas olarak yönetenler katından tasarlamaya son derece müsaittir. Kendilerini doğal yöneticiler olarak görenlerin ağırlık merkezini oluşturduğu bu partiler, zaman içinde toplumsal tabanlarıyla, seçmenleriyle yabancılaşır. Hele iktidara gelmişlerse, bu yabancılaşma son derece hızlanır.
Batı ülkelerinde, güçlü sendikalarla, yaygın kitle örgütleriyle tarihsel organik bağları devam eden sosyal demokrat/sosyalist partiler arasında bu yöneticiler zümresi partisi olma eğilimine karşı güçlü frenler vardır. Buna rağmen Almanya’da Sosyal Demokrat Parti’nin çok güçlü sendikal ilişkilerine rağmen geçtiğimiz 20 yılda böyle bir dönüşümü engelleyemediğine şahit olduk. Thatcher’ın sendikaları tozduman etmesinin ardından Britanya’da İşçi Partisi’nin savrulduğu yer ortada. 13 yıldır iktidarda kalmış olmasını kendi başına yeterli bir başarı olarak göreceksek, o zaman sol iddialı bir partiye ne gerek var?
Türkiye gibi otoriter geleneklerin, hiyerarşinin, sosyal bölünmelerin çok daha etkili olduğu bir toplumda, “önde gelenler” partisi olmak ana akım solun kendini doğal olarak içinde bulacağı bir konum. Türkiye toplumu esas olarak bir statü toplumudur. Doğal yöneticiler sınıfının partisi olma potansiyeli, CHP geleneğiyle göbek bağını kesememiş Türkiye solunda çok güçlüdür. Devlet eşrafı partisi olmaktan, okumuş orta sınıf eşrafı partisi olmaya dönüşmek, bir dönüşüm elbette ama geniş bir halk kesiminin bu partiyle temsil ve özdeşlik ilişkisi kurması açısından yeterli değildir.
Böyle bir siyasal ve toplumsal konumlanış, geniş katılımlı bir kitle partisi olmanın önündeki önemli engellerden birini oluşturur. Çünkü yöneticiler eşrafı, tabanda değil tavanda bulunmayı doğal olarak kendi hakkı görür. Parti merkez yönetiminin güçlü olması arzulanır. Hele Türkiye’de olduğu gibi, devletin siyasal örgütlenmesinin son derece merkeziyetçi olmasının yarattığı siyasal yaşamın merkezde yoğunlaşması olgusu, sosyal demokrat gelenekten gelen partileri daha da merkeziyetçi yapar. Dar bir “bilenler” kadrosu, “önde gelenler” topluluğu partisi olma eğilimi güçlenir. Bu ise toplumun farklı katmanları, toplumu oluşturan değişik kimlikler, farklı bölgelerin farklı sorunlarıyla içiçe olma yetisini köreltir. Buna bir de Türkiye siyasal-toplumsal tahayyülüne maalesef hâlâ güçlü biçimde damgasını vuran lider tapınmasını ilave ederseniz, karşınıza popülist bir lider ve yönetici eşraf partisi çıkar.
Böyle bir partinin toplumun kılcal damarlarına ulaşamamasının, toplumda bu biçimde yer alamıyor oluşunun yarattığı eksikliği, demagojik bir halkçı söylemle ve kamu kaynağı merkezli rant dağıtmaya öncelik vererek telafi etme eğilimi güçlü olur. Halkı ürkütmemek adına, asli siyasal ve sosyal sorunların kaynağını oluşturan tabulara karşı akıllı ama bir o kadar da cesur bir sorgulamadan kaçınma eğilimi de. Örneğin milliyetçilikle uzlaşmaya, başını okşayarak onu yumuşatmaya, ehlileştirmeye çalışmak ister istemez ağır basar. Fincancı katırlarını ürkütmeme endişesi genel olarak siyasal tavır alışına, politika önerilerine hakim olur.
Örneğin böyle bir partinin Kürt sorununa ilişkin tavrının kalkınmacı teknokrat çözümlere öncelik tanıma eğilimi yüksek olacaktır. Yürürlükteki sorunlu yurttaşlık kimliğini sorgulamadan, sorunun kaynağında bunun yattığını açıkça dile getirmeden, kimlik sorunlarına eşit mesafede durma demagojisinin arkasına sığınarak, sorunun çözümü için “aş ve iş” formülünü önümüze koymayı tercih edebilecektir.

Yoktur farkları
Teknokrat solcu bakışının, özünde .pragmatik sağcı bakışla arasında pek fark yoktur. İkisi de her işin başının hızlı kalkınma olduğuna inanır. İnsanların çıkarlarına yönelik konuşur. Bu nedenle kimlik tanınması, eşitlik, özgürlük talepleri karşısında, bu taleplerin özünü anlayan yanıtlar üretmekte zorlanır. İktisadiyatın her şeyin temeli olduğu inancından da güç alarak, önce iktisadi sorunu çözelim, sonra sosyal sorunu çözeriz, nihayetinde de siyasal sorun doğal olarak çözülür türünden bir sorunlar hiyerarşisi benimsemeye eğilimlidir. Bunu da ağırbaşlı, sorumlu yönetici tavrı olarak tanımlar. Amaç, siyasal ve toplumsal dönüşümü gerçekleştirmek için rejimin kadim dokunulmazlarına dokunacak parti değil, uygun ve uyumlu bir parti görünümü vermektir. Bir dizi asli konuda suya sabuna dokunmayan yanıtlar üretilmesinin nedeni, bu uyumlu ve uygun parti imajını zedelememe endişesinden kaynaklanır.
Türkiye’de böyle bir uyumlu ve uygun sol veya sosyal demokrat eşraf partisinin hedefi, hızla parti yöneticilerine makam sağlamaya dönüşme tehlikesini içinde barındırır. “Önce iktidar sonra ilke” anlayışı pragmatizm adına kendini dayatır. Halk ise zannedildiği kadar cahil, zannedildiği kadar eğriyi doğruyu bilmez olmadığı için, böyle bir uyumlu ve uygun okumuş eşraf partisi yerine daha özgün, daha halktan bir “işbilir parti”ye yüzünü döner.
Eşitlik, özgürlük, dayanışma ilkeleri ışığında demokrasinin bir araç olarak değil, bir siyasal-toplumsal varoluş tarzı olarak yerleşmesini hedefleyen bir sol hareket, siyasal planda demokrasinin bilen bilmeyen ayrımının geçerli olmadığına dayandığını kabul eder. Bilmemenin yüceltilmesi demek değildir bu. Bilgi elbette somut durumun değerlendirilmesi için başvurulacak temel kaynaklardan biridir. Ama bilgi mutlak değildir. Demokrasi ise, istisnasız bütün toplumsal ve siyasal konularda doğrunun mutlak olmamasına dayanır. Demokraside doğrunun kesin ve mutlak olmasını sağlayan işaret noktaları yoktur. Bu anlamda demokrasi semavi ve dünyevi dinlerin dogmalarına dayalı mutlak doğrular üretmez. Çünkü toplumsal olanın ve siyasal olanın insana içkin olduğunu kabul eder.
İş, toplumu dönüştürme iddiasında olanların, geçmiş pratiklerinden ve alışkanlıklardan kendilerini ne ölçüde kurtarabilecekleri sorusunda düğümleniyor. Solun iddiası, tarihin motorunun insanlar olduğu inancına dayanarak, toplumsal dönüşümün aktörlerinin de salt seçkinlerden oluşmadığıdır. Toplumda yaygın ve güçlü bir değişim heyecanı yaratmak ve bunu solun ilke ve idealleri yönünde gerçekleşmesi için fikri üstünlüğü sağlamaktır. Bu fikri üstünlüğü, “biz biliriz” tavrıyla değil, siyasal-toplumsal konuların toplumun ortak konuları olduğu ve bunları herkesin bilebileceği, bu alanda herkesin sözünün eşit olduğu ilkesi çerçevesinde hayata geçirmektir. Bu ise, Türkiye’de solun her şeyden önce kendini değiştirmesini, tarihsel reflekslerini sorgulamasını, üstten konuşma tavrını terk etmesini ön koşul olarak önümüze koyar. Uyumlu ve uygun parti olma çabası taşımamasını da.
Türkiye’de solun ilkeler etrafında beraberliğini sağlayacak bir girişimi, üstten konuşanların, geleneksel sol siyaset eşrafının içinde kendilerini biraz rahatsız, biraz yabancı hissedeceği ve kendini değiştirme ihtiyacı duyacağı bir yolda yürümelidir. Aksi takdirde gerçekleşenin adına solda tarihsel buluşma dense de, bu buluşmanın makyaj tazelemiş bir CHP’ye eklemlenmeye hazır bir sol siyaset eşrafı buluşması olmaktan öteye bir anlamı olmayacaktır.