Değiştir beni!

Elizabeth Taylor'ın, Humphrey Bogart'ın estetik ameliyata ihtiyaç duyacakları akla gelir miydi? Ama bu sinema ikonları da film icabı bıçak altına yatanlardan. Aslında sinema tarihine şöyle bir bakmak, rolü icabı bıçak altına yatan karakterlerin bolluğunu...
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

Elizabeth Taylor'ın, Humphrey Bogart'ın estetik ameliyata ihtiyaç duyacakları akla gelir miydi? Ama bu sinema ikonları da film icabı bıçak altına yatanlardan. Aslında sinema tarihine şöyle bir bakmak, rolü icabı bıçak altına yatan karakterlerin bolluğunu ve estetik ameliyatlı hikâyelerin ne kadar sık perdeye geldiğini görmek için yeterli.
Estetik ameliyatla sinemanın içli dışlı ilişkisini hatırlamaya vesile olan ise bu hafta gösterime giren Kim Ki-duk'un son filmi 'Shi Gan/Zaman'. Güney Koreli yönetmen 'Zaman'da estetik cerrahiyi eksene alarak sıradışı bir aşk hikâyesi anlatıyor. Erkek arkadaşının kendinden sıkıldığı paranoyasına kapılan Seh-Hee, estetik ameliyat olmaya karar veriyor ve hiçbir not bırakmadan birdenbire ortadan kayboluyor. Böylece Duk, ülkesindeki estetik ameliyat çılgınlığından (İstatistikler Güney Kore'de bıçak altına yatan, genç kadınların oranının dudak uçuklatıcı olduğunu gösteriyor) tam kendine uygun bir hikâye çıkartıyor.
Gençlik ve güzellik iksiri
Kim Ki Duk'un 'Zaman'ı da, estetik ameliyat konulu diğer filmler de güzellik takıntısının ya da değişme isteğinin nasıl elverişli birer malzeme olduğunun kanıtı. Kahramanını estetik ameliyata iten sebepler itibarıyla 'Zaman'ı anımsatan bir örnek, 1973 tarihli 'Ash Wednesday/Unutulan Hatıralar'. Elizabeth Taylor'ın canlandırdığı Barbara, tıpkı Seh-Hee gibi partnerini elinde tutmak için bıçak altına yatıyor.
Tarih bakımından 'Zaman'a en yakın örnek ise televizyondan. Ama bizde CNBC-e'de yayınlanan 'Nip/Tuck' estetik ameliyat meselesiyle o kadar içli dışlı ki, televizyon dizisi olmasına rağmen onun bahsi geçmeden olmaz. Birbiriyle zıt karakterdeki iki ortak estetik cerrahın inişli çıkışlı maceraları, televizyon tarihinin de muhtemelen en karanlık dizilerinden birine zemin sağlıyor ve 'Nip/Tuck', her hafta türlü hikâyecikleriyle güzellik takıntısının hayatımızdaki kapsamının zannedildiğinden çok daha geniş olduğunu gözler önüne seriyor.
Güzellik takıntısını karikatürize eden sinema yapıtları arasında akla ilk gelenlerden biri ise distopik komedi 'Brazil'. Gerçi film, doğrudan estetik ameliyatla ilgili değil. Ama kahramanın gençlik heveslisi annesinin hiç çıkmadığı, anesteziye gerek duymadan yüzünü gerdirdiği klinik, konuyla ilgili en akılda kalan sinemasal öngörülerden. Güzellik takıntılarıyla alay konusu olanlar arasına 'Death Becomes Her/Ölüm Kadına Yakışır'da canlandırdıkları karakterleriyle Meryl Streep ve Goldie Hawn'un ise yeri ayrı. Robert Zemeckis'in efekt harikası filminde Meryl Streep, bünyesi daha fazla ameliyatı kaldırmayan bir aktris. Estetik cerrahlardan ümidi kesince o da gizemli bir kadının (Isabella Rosejlini) verdiği gençlik iksirinden medet umuyor. Rakibesi Goldie Hawn'un da aynı iksirden içmesi, ikilinin bedenlerinin, -dönemi için çığır açıcı efektlerle-, eğilip bükülmesine, delinmesine fırsat sağlıyor.
'Ölüm Kadına Yakışır'da Meryl Streep'in gençlik iksiri temin ettiği gizemli yolların daha gerçekçi ve karanlık muadili, yeraltını mesken tutan estetik cerrahlar. Kara filmlerin yıldızı Humphrey Bogart da estetik ameliyatlara haliyle buradan bulaşıyor. Yıldız, 1947 tarihli filmi 'Dark Passage/Karanlık Geçit'te hapisten kaçtıktan sonra tanınmamak için illegal estetik ameliyatlarla suratını değiştiren mahkum rolünde. Filmin en ilginç yanı, ameliyat olana kadar kahramanın suratını tam olarak göstermemesi. Biz, mahkumu, ameliyat olduktan sonra yani Humphrey Bogart haline büründükten sonra görebiliyoruz. Pek su yüzüne çıkmamış 1980 yapımı 'The Man with Bogart's Face/Bogart Yüzlü Adam' ise suratını Bogart'a benzetmek için bıçak altına yatan emekli polisin hikâyesini anlatarak yıldızı yine estetik ameliyat konulu filmlerin yörüngesine sokuyor.
Yolu estetik ameliyat masasından geçen tek sert adam Humphrey Bogart değil. Michael Caine, başrolde olduğu Soğuk Savaş gerilimi, 'The Jigsaw Man'de suratı KGB tarafından değiştirilip Britanya'ya yollanan ajan rolündeydi. Michael Caine'den 14 sene sonra, 1997'de Nicolas Cage ile John Travolta 'Face Off/Yüz Yüze'de karşılıklı suratlarını değiştirdi. Aksiyon auteur'ü John Woo'nun yönettiği filmde başta John Travolta iyi, Nicolas Cage kötü adamdı. Ama ileri tıp teknikleri, daha sonra ikisinin de birbirlerinin yerine geçmesine olanak sağlıyordu.
Estetik dehşet
Haliyle surat nakilleri, hem korku filmleri için zengin bir damar hem de türün kült yönetmenlerinin es geçmek istemeyeceği bir maden. Frankenstein'dan beri kesip biçmeye meraklı korku sineması, estetik cerrahiye de değinmeden edemiyor. Kültlerin yaratıcı isimlerinden Jesus Franco'nun 'Faceless'ı da estetik ameliyatı, korku unsuru olarak kullanan filmlerden. Kaçırdığı modelin suratını kendi isteği dışında kardeşine nakletmeye çalışan cerrahın öyküsünü anlatıyor. 1960 tarihli Britanya yapımı 'Circus of Horrors/Dehşet Sirki', konuyla ilgili kült filmlerden bir diğeri. Suratları deforme olmuş kadınları ameliyat ettikten sonra güzel sirk yıldızlarına çeviren doktor, korku sineması tarihinin en çok sözü edilen plastik cerrahlarından. Alejandro Amenabar'ın 'Abre los ojos/Aç Gözlerini' ve ondan neredeyse birebir uyarlanan Cameron Crowe filmi 'Vanilla Sky', estetik ameliyatı hikâyedeki tekinsizlik dozunu artırmak için kullanan daha yakın tarihli örnekler. Birinde Eduardo Noriega, diğerinde Tom Cruise, yakışıklı suratlarının hayal ürünü mü, gerçek mi olduğunun farkına varamayan karakterleri canlandırıyor. Seyircinin onların bakış açısını paylaşması ise, filmlerin tedirgin ediciliğinin temeli.
Lafın kısası estetik cerrahi, tür ayırt etmeksizin sinemaya zengin malzemeler sağlayan elverişli bir zemin. Görünüşte komediler de, korku filmleri de konunun güzellik takıntısı boyutuyla ilgili. Ama filmler, tıpkı kendileri gibi görüntüye odaklanan estetik cerrahiyi konu edinince iş, ister istemez dallanıp budaklanıyor. Örneğin 'Aç Gözlerini', estetiği, hayal ile gerçek arasındaki sınırı bulandırmak için kullanıyor, 'Ölüm Kadına Yakışır', güzellik ve gençlik takıntılı karakterlerinin üzerinden absürdlüğüyle hâlâ belleklerde. Şimdilik son örnek 'Zaman' ise bu elverişli zeminden sıradışı bir aşk hikâyesi çıkartıyor.