Demokrasi için açık ve yakın tehlike

Demokrasi için açık ve yakın tehlike
Demokrasi için açık ve yakın tehlike
Egemen dinin günah olarak tanımladığı ama yasaların yasaklamadığı her türlü eylem gayri meşru mührüyle damgalanır
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

İslami hareketler konusunda uzman Fransız siyaset bilimci Olivier Roy, takriben 10 yıl önce birlikte katıldığımız bir doktora jürisinde, AKP ’yi Bavyera’da güçlü olan Birleşik Hıristiyan Sosyal Partisi’ne benzetmişti. Ben ise daha çok Amerikan Cumhuriyetçi Partinin muhafazakârlığına benzediğini ileri sürmüştüm. Olivier Roy, bu ay başında yayımlanan bir söyleşisinde (Books, Kasım 2013) şöyle diyor: “AKP’nin gücü, islami devlet ve şeriat referanslarını terk ederken, dini normları muhafazakâr değerlere çevirmesinde yatıyor. AKP modeli, Müslüman Kardeşler’den çok Amerikan Hıristiyan sağının modeline yakın. Zaten evlilik ve ailenin savunulması, kürtaj, hatta yaratılışcılık, kamusal alanda alkol tüketiminin sınırlandırılması gibi konularda onların temalarını benimsiyor. Erdoğan, Selefilerden çok Mormonlara yakın, kravat dahil olmak üzere.”
Başbakan’ın üniversite öğrencilerinin kız erkek birlikte ev kiralamalarını ahlak polisi olarak denetleme ve engelleme yetkisi olduğunu ilan etmesinden sonra, bunun özel yaşama müdahale anlamına geldiği konusunda söylenecek her şey söylendi. Böyle bir niyetin temel hak ve özgürlükleri nasıl tehdit edeceğini bilen ve haberin külliyen yalan olduğunu hemen iddia ederek ya da bunun ruhsatsız pansiyon işletenlerle ilgili olduğunu söyleyerek tehlikeyi savuşturmaya çalışan AKP’lileri Tayyip Erdoğan ’ın üstüne basa basa yalanlamasının hemen ertesinde karşılaştığım bir AKP’li şaşkınlığını, “Başbakan çıldırdı! Kimse artık onu tutamıyor” cümlesiyle ifade ediyordu.

“Kan dondurucu”

Başbakan’ın bu girişiminin eski bir emelin, bu dünyadan göçmeden toplumu kendi ahlaki değerlerine göre tanzim etme arzusunun tezahürü olması ihtimali yüksek. İlk tezahürü bu değil. Bunların listesi basında çeşitli biçimlerde yer aldı. Bunlar, Tayyip Erdoğan’ın gündem kendi denetiminden çıktığında ortaya attığı, taktik hamleler midir? Ya da yaklaşan seçimlerde muhafazakâr seçmeni kendi etrafında kenetlemeyi amaçlayan araçlar mıdır? Her iki soruya da hayır demek mümkün değil. Ama bu yanıtlar yeterli değil. Tayyip Erdoğan’ın kendini toplum nazarında konumlandırışına da bakmak gerekiyor.

Günah engelleme

1994’te Alper Görmüş’ün sorusuna Erdoğan’ın verdiği samimi yanıt, kendine atfettiği tarihi toplumsal misyonu tarif ediyordu. Görmüş, 2012’de Taraf gazetesinde bunu bir kez daha hatırlattı. Yeni seçilmiş İstanbul Belediye Başkanı’na, tüm belediye mekanlarında içki servisini yasaklaması üzerine sorduğu, “Neden insanları günahlarıyla baş başa bırakmıyorsunuz?” sorusuna verilen yanıt, Alper Görmüş’ün “kan dondurucu” olarak nitelediği türdendi: “Çünkü ben aynı zamanda bu şehrin imamıyım. İnsanların günah işlemesine engel olmak da görevlerimin arasındadır.” Namaz kıldıran camii imamı değil, söylediği söz içtihat olan, dini otorite olarak kabul edilen, kimisi mezhep kuran kişiler için kullanılan tabirdi kastettiği.
Tayyip Erdoğan’ın aklı hep o yerde! Bugün, “Halkımızın özel yaşamı bizim teminatımız altındadır. Meşru yaşam vardır. Gayrı meşru yaşam vardır. Bu noktada da tabii ki bizim üzerimize düşen görevler vardır” derken ifade ettiğinin 1994’te söylediğinden hiçbir farkı yok. Erdoğan’ın üzerine görev düştüğünü iddia ettiği konu, yasadışı bir yaşam değil, “gayri meşru yaşam”. Gayri meşru demek, yasanın yasaklamadığı ama egemen ahlakın uygun görmediği eylemlerdir. Medeni Kanun değişmeden önce, evlilik dışı doğan çocuğa “gayri meşru ilişkiden doğan çocuk” dendiği gibi. Bu durumda, zina, içki, reşit kişilerin evlilik dışı cinsel ilişkisi, kadınların yeterince örtünmemesi, aile üyeleri dışında kadınlı erkekli ortamlarda birlikte olmak, evli olmadan birlikte yaşamak, reşit kişiler arasında eşcinsel ilişkiler, kısacası o ülkedeki egemen dinin günah olarak tanımladığı ama yasaların yasaklamadığı her türlü eylem gayri meşru mührüyle damgalanacaktır. Bu damgayı vuran mahalle imamı ya da evanjelist rahip değil de, o ülkenin başbakanı ise, bu durumda kısmen yasal yollarla kısmen toplumsal ve idari baskı yoluyla ahlakçı otoriter müdahalecilik yürürlüğe girer. Türkiye ’de imam kabahat işlediğinde cemaatinin ne yapacağı iyi bilinir. Nitekim, daha Tayyip Erdoğan’ın sözünün üzerinden iki gün geçmeden, başta Adana valisi olmak üzere, sağlık bakanlığı danışmanı, apartman yöneticisi, emlak komisyoncusu talimatı alıp harekete geçti. Üstelik Tayyip Erdoğan bu ahlakçı baskıyı komşuları ihbarcılığa teşvik ederek yaptırmayı tasarlıyor. İhbarcılığı özendirmesi ilk değil. Yasal olarak ve şimdilik pek bir şey yapamayacaklarını bilen AKP milletvekili Nurettin Canikli, mesajı alıp durumu açıklığa kavuşturdu: “Aynı evde yaşayan karşı cinsler komşuların uyarısıyla tespit edilirse polis bu gençlerin ailelerine telefon açacak.” Kürtaj yapmak isteyen ya da hamilelik testi pozitif çıkan kadınların eşlerine, anne babalarına telefon edilmesiyle başlayan bir uygulamada çıta yükselmiş olacak. Binnaz Toprak, İrfan Bozan, Tan Morgül ve Nedim Şener’in 2008 tarihli ‘Türkiye’de Farklı Olmak, Din ve Muhafazakarlık Ekseninde Ötekileştirilenler’ çalışmasının dikkatimizi çektiği durum, ülke çapında gerçekleşecek. Bu ‘Mahalle Baskısı’ çalışması o zaman epey taşlanmıştı.
Tayyip Erdoğan, kendini icraatlar açısından Türkiye Büyükşehir Belediye Başkanı olarak görmekle kalmıyor; aynı zamanda “Türkiye İmamı” olarak da görüyor. Kendisinin ve ait olduğu muhafazakâr zümrenin günah olduğuna inandığı şeylerin başkaları tarafından yapılmasına müsaade etmemeyi ona verilmiş bir ilahi görev olarak algılıyor izlenimi veriyor. Dolayısıyla hem halk hem Allah tarafından seçilmiş olduğuna inanıyor olabilir. Tebliğ görevini yerine getiren sıradan vatandaş olarak buna inanıp yapmasında sakınca olmaz. Ama bir ülkenin başbakanı hem de parlamentoda geniş bir çoğunluğa sahip, yargıyı, medyayı, eğitim ve güvenlik kurumlarını doğrudan veya dolaylı olarak bütünüyle denetimi altına almış bir yürütme gücünün başı olarak bunu yaptığında, Başbakan şahsen demokrasi için yakın, açık ve büyük tehlike haline geliyor.