Demokrasi tehlikede mi?

Son yıllarda, hem 1980'lerden bugüne giderek yayınlaşan, derinleşen ve hızlanan küreselleşme süreçleri ve sonuçları hem de 11 Eylül terörü sonucunda oluşan "terörizme karşı küresel mücadele" anlayışı ve stratejisinin...
Haber: E. FUAT KEYMAN / Arşivi

Son yıllarda, hem 1980'lerden bugüne giderek yayınlaşan, derinleşen ve hızlanan küreselleşme süreçleri ve sonuçları hem de 11 Eylül terörü sonucunda oluşan "terörizme karşı küresel mücadele" anlayışı ve stratejisinin dünya ve ülke siyasetlerindeki sonuçları üzerine yapılan tartışmalar içinde öne plana çıkan önemli bir tartışma alanı da "demokrasi tehlikede mi" sorusu oldu. Bugünün dünyasında, demokrasi sorusu bağlamında önemli bir ikilem yaşıyoruz. Bir taraftan, son yıllarda çokpartili siyasi sistem ve düzenli seçimler temelinde tanımlanan demokrasinin tercih edilen bir siyasi rejim ve siyasi söylemi olarak yaygınlaştığını, dünya siyasetinde yer alan ülkeler içinde yüzde 60'ları geçen bir orana ulaştığını, bu temelde de küreselleştiğini görüyoruz. Diğer taraftan da, gerek "bireysel, kültürel ve sosyal hak ve özgürlüklerin korunması ve genişletilmesi" gerek şiddet ve baskı yerine "demokratik müzakere ile toplumsal sorunların ve taleplerin çözümü"; gerekse de farklı kültürel kimlikler arası ilişkilerde ötekileştirme yerine "eleştirel anlama ve diyalog-temelli tartışma" ortamının yaratılması içinde düşündüğümüz demokratik toplum ve demokratik siyasal kültür olgularında ciddi tahriplerin, ciddi aşınmaların, ciddi sorunların olduğu bir dünyada yaşıyoruz.
Demokrasi ve yaşadığımız ikilem
Demokrasi, son yıllarda, siyasi partiler ve seçimler temelinde "formal" hareket tarzı içinde küreselleşiyor. Ama aynı zamanda, eğer demokrasiyi sadece biçimsel bir siyasi rejim olarak değil, aksine ve daha önemli olarak, "devlet-toplum/birey ilişkilerinin haklar-özgürlükler-sorumluluklar düzenlenmesinin gerçekleştiği bir toplumsal yaşam" ve "farklılıklara karşı şiddet ve ötekileştirme yerine, toplumsal sorunların ve taleplerin demokratik müzakere ve diyalog yoluyla çözümü üzerine kurulmuş bir siyasi kültür" olarak düşünürsek, demokrasinin küreselleşeme süreçleri ve 11 Eylül sonrası dünyada "ciddi bir tehlike" içinde olduğunu da görüyoruz.
Bu nedenle de, son yıllarda bir taraftan demokrasi referansının kullanımı, devlet seçkinleri, siyasi aktörler ve sivil toplum içinde giderek yaygınlaşıyor ve popülerleşiyor -aralarındaki ideolojik ve dünya görüşü temelindeki farklılıklara rağmen herkesin demokrasi referansını kullandığı bir dünyada yaşıyoruz- ama aynı zamanda bu küreselleşen dünya içinde, "demokratik değerlere ahlaksal ve siyasi bağlılık", "demokrasiyi demokratikleştirmek", "demokrasiyi derinleştirmek", "demokrasiyi toplum içinde yerleşikleştirmek" vb. çağrıların yapıldığını ve giderek yaygınlık kazandığını görüyoruz.
Bu anlamda da, "demokrasi tehlikede mi" sorusu önem kazanıyor ve bu soruya yanıt "evet" oluyor. Bugün yaşadığımız dünya, demokrasinin küreselleşmesiyle, içerdiği özgürlük, eşitlik, farklılıklar arası birarada yaşama, demokratik müzakere, diyalog vb. normların ve kuralların, ciddi bir aşınma ve ihlal tehlikesinin eşzamanlı yaşandığı bir dünya. Hem dünya siyaseti içinde, hem farklı ekonomik gelişmişlik ve kültürel yapılara sahip farkı ülkeler içinde hem de ülkemiz Türkiye içinde bu ikilemi yaşıyoruz, demokrasinin tehlikede olduğunu görüyoruz ve bu nedenle de, demokrasinin ve demokratik normların derinleşmesi ve yerleşikleşmesi çağrılarının giderek yaygınlaştığına tanık oluyoruz. Bu çağrılar, dünyada akademik ve kamusal söylem içinde, "postdemokrasi", "demokrasi eksiği", "neoliberal yıkıcı küreselleşme ve demokrasi", "güçlü demokrasi", "demokrasinin derinleşmesi ve yerleşikleşmesi" vb. ciddi ve önemli tartışmaları ortaya çıkarıyor. Bu çağrıların ve tartışmaların Türkiye için de çok önemli olduğunu düşünüyorum: İster Türkiye-AB, Türkiye-IMF ve Türkiye-ABD ilişkileri, ister PKK terörüne karşı mücadele ve Kürt sorununa çözüm, ister "türban takanların sayısı artıyor mu ve bu bağlamda Türkiye muhafazakârlaşıyor mu?" soruları, ister yoksulluk, işsizlik, dışlanma, eşitsizlik, yoksunluk temelli sosyal adalet sorunlarına çözüm, isterse de hükümetin kamuoyuna sunmasıyla en önemli tartışma ve gündem maddelerinde biri olacak "yeni ve sivil anayasa" tartışması eksenlerinde bakalım, "Türkiye'nin iyi ve adaletli yönetimi" için "demokrasi tehlikede mi?" sorusu temelinde yapılan tartışmaları ciddiye almamız ve bu tartışmayı Türkiye örneğinde de yapmamız gerekiyor.
Bu nedenle de, bu hafta ve gelecek hafta "demokrasi tehlikede mi" sorusuna yanıtımı okurlarla paylaşmak istiyorum. Yukarıda yaptığım girişten sonra, aşağıda, bu soruya yanıtımı ilk önce kuramsal ve içerdiği ana temaları içinde sunacağım. Gelecek haftaki yazımda da, bu soruyu, Türkiye örneği özelinde tartışacağım.
Tehlikenin üç boyutu
Demokrasinin karşılaştığı tehlikenin ya da vurguladığımız ikileminin üç kaynağı olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi, özellikle de 11 Eylül sonrası ve terörizme karşı küresel mücadele üzerine şekillenen dünyada yaygınlaşan ve güç kazanan "siyasetin güvenlikleştirilmesi" (the securitization of politics) diye adlandırabileceğimiz bir olguyla karşı karşıyayız. Güvenlikleştirilme olgusu, siyasetin güvenlik temelinde sınırlanmasını ve yeniden şekillenmesini içeriyor. Güvenlik gereksiniminin haklar ve özgürlükler alanın önüne konması ve siyasetin giderek "dost-düşman ilişkisi" temelinde tanımlanmasını ortaya çıkarıyor. Son dönem ABD dış politikasına anlam veren "yeni muhafazakârlık ideolojisi", Avrupa'da çokkültürlülüğe ve göçmenlere, özelde de İslami kimliğe karşı gelişen korku ve dışlama eğilimi; dünyada medeniyetler-arası çatışma tezinin kabulü ve kendisine İslami kimlik ve cihadı, kurucu nitelik olarak alan küresel terör düzlemlerinde, siyasetin güvenlikleştirilmesi olgusunun önemi ve belirleyiciliğini görüyoruz. Güvenlik adına demokrasinin ertelenmesi ve demokratik normların aşındırılması, demokrasinin önündeki önemli bir tehlike.
Fakat bu tehlikenin 11 Eylül teröründen daha önce başladığını biliyoruz. Bu bağlamda da, 1980'lerde başlayarak yaygınlaşan, derinleşen ve hızlanan küreselleşme süreçlerinin belirgin kıldığı, ama ülkeler içinde bu süreçlere içsel yaşanan üç önemli gelişmenin de, demokrasi üzerinde ciddi olumsuz etkiler yarattığını söylemeliyiz. Bu gelişmelerin/boyutların başında, "siyasetin pazarlaştırılması" (the marketization of politics) diyebileceğimiz, siyaset yapma zihniyet ve eyleminin serbest pazar olgusu ve değerlerine, özellikle de bireycilik ve "para sahibi olmanın bireysel, statü temelli konumsal ve siyasal güç sağlayacağı" düşüncelerine indirgenmesi olgusu geliyor. Serbest pazarın güçlendirilmesinin her sorunun çözümü olduğu, bu bağlamda devletin küçültülmesi ve bireyciliğin güçlendirilmesinin siyasette verimlilik ve etkililik yaratacağı düşüncesi siyasete hakim oldukça, sosyal adalet, dayanışma, özgürlük, katılım vb. demokratik normlarının serbest pazar mantığına indirgenmesi sorunu ortaya çıkıyor. Böylece de, demokratik normların içi siyasette verimlilik, etkinlik ve etkililik adına boşaltılabiliyor.
Siyasetin "güvenlikleştirilmesi" ve "pazarlaştırılması" olgularının yanı sıra 1980'lerden bugüne giderek artan, "kamusal olanın ve kamusal tartışmanın gerilemesi" (the decline of the public) diyebileceğimiz bir sorunla da karşı karşıyayız. Bu dönem içinde, tüketimin ve eğlence kültürünün popüler kültür içindeki gücünü artıran pazar stratejilerine ve "girişimci bireycilik-para kazanmak-güç elde etmek denklemine" giderek mahkum olan modern toplum içinde, kamusal tartışmanın, kamu yararının, kamusal alanın öneminin giderek aşındırıldığını görüyoruz. Kamusal olanın gerilemesi, tüketim ve eğlence kültürünün güçlenmesi, bir taraftan bireycilik ya da cemaatçilik diyeceğimiz sosyal yaşamın atomlaşmasını ortaya çıkarıyor, diğer taraftan da siyaseti toplum için iyi ve adaletli olanı bulma eylemi yerine, bu atomlaşmanın aracı haline sokuyor. Bu da, demokratik norm ve kuralların içinin, tüketim, eğlence, pazar stratejileri ve bireycilik/cemaatçilik tarafından boşaltılması anlamına geliyor. Kamusal olanın ve kamusal tartışmanın gerilemesi de, bu bağlamda demokrasinin önündeki en önemli tehlikelerden bir tanesi.
Bu üç boyutlu çözümleme bizi şu gerçeğe götürüyor: Bugün demokrasinin küreselleşmesiyle içinin boşaltılması süreç ve tehlikelerini eşzamanlı yaşıyoruz.

E. FUAT KEYMAN: Koç Üni.