Demokrasi ve kadınlar!

Türkiye'de demokrasi yok. Adamlar demokrasiyi tartışıyorlar!.. Radikal İki son zamanlarda resimlerle daha çok konuşur oldu. 29 Nisan, 6 Mayıs tarihlerinin kapak resimlerine bir bakın! İktidarın tüm erkekleri bir arada: Devlet, Meclis, muhalefet, medya...
Haber: TENNUR KOYUNCUOĞLU / Arşivi

Türkiye'de demokrasi yok. Adamlar demokrasiyi tartışıyorlar!.. Radikal İki son zamanlarda resimlerle daha çok konuşur oldu. 29 Nisan, 6 Mayıs tarihlerinin kapak resimlerine bir bakın! İktidarın tüm erkekleri bir arada: Devlet, Meclis, muhalefet, medya... Resimler gazeteden fırlamış gibi üzerinize geliyor. Dur bir dakika oluyor insan.
Kadınlar ise toplumsal cinsiyete uygun biçimde gazetenin kapsama alanında ve bu gerçek insanı daraltıyor, isyan ettiriyor. Gazetecilik dehası bu olsa gerek!
Örneğin gazetenin 8 Nisan sayısında, kadınların, yani nüfusun yüzde 50'sinin, Meclis'te temsil edilmemesini 'kota' çerçevesinde inceleyen ciddi bir yazı, başörtüsü ve bıyık takan kadınların eşliğinde gülümsenerek okunabiliyor. Kadınların bu önemli konuyu dile getirmek için başlattığı kampanyalarda kullandığı kadınsı dil, resimlerle eril toplumun eleştiri odağına yerleşiveriyor.
Önce kadınların feryadı 'bıyık' altından veriliyor, dikkat çekmek tamam derken, ne ölçüde işin amacını sergilediği kuşku uyandırıyor.Bir başka fotoğraf, kadınların dayanışması gerekli ama bu 'başörtüsü' mesafesinde mi olmalı, diye düşündürüyor. Gösteri toplumu tüm hızıyla sürüyor arka planda.
Ortak nokta fotoğraflar ama birbirinden ne kadar farklı! Ne yazık ki, toplumumuz kadınları her şekilde görünür kılıyor ama iş hakları kullanmaya gelince kota 'nota'ya dönüşüveriyor.
Erkek egemen sesler hemen yükseliyor. Erkek ya da kadın cinsiyetinden olma, tek sesli koroyu değiştirmiyor: İnsan hakları arasında kadın hakları da var gibi, asıl sorun demokrasidir gibi, pozitif ayrımcılık akla zarar gibi... Bastırma ve aşağılama ile üste çıkılıyor. Meclis'te kadın olsa ne fark eder diye 'Tansu Çiller' örneği veriliyor sonunda ve kadınların atağı hepten etkisiz kılınıyor. Medya denetleyicilik görevini hakkıyla tamamlıyor. Kadınları gösteriyor, konuyu dilediği gibi işliyor ama sonunda yok sayıyor.
Bu iktidar ve hiyerarşi oyunu tarihte sürekli yineleniyor. İktidar oyunlarını gözardı edersek, Cumhurbaşkanı seçiminden çok daha önemli olan, toplumun yarısını doğrudan ilgilendiren, kadınların demokratik temsil sorunu mizah konusundan öteye gidemiyor. Vitrin düzenlemesinin dışında tartışılamıyor.
Mitingler birleştiricidir
Yoğun haksızlık dönemlerinde kadınlar hep öne çıkar ve toplumu bir adım öteye taşır. Tıpkı günümüzde Tandoğan ve Çağlayan, Manisa, Çanakkale, İzmir mitinglerinde olduğu gibi. Topluluğun çoğunluğunun kadın olması demokrasinin saklı gücünü ortaya çıkarıyor. 'Kadın devrimi' adına layık bu girişimlerin sonuca varması için feminist kazanımların altı iyice çizilmelidir.
Mitinglerde 'Türkiye laiktir, laik kalacaktır' söylemi ile iktidarın sosyal boyutuna işaret edilmektedir. İslam aynı zamanda farklı bir 'yaşam biçimi' olarak algılanırsa, toplum bölünür. Anayasada yazılı sosyallik vurgusunun birleştirici olması için özel yaşamın dinsel yaşanmasının 'ayrımcılık' yapıldığının farkına varılmalıdır. Komşu komşuya 'günaydın' yerine 'selamün-aleyküm' demek zorunda kalmamalıdır, özetle. Biri bana ayrı, diğerine ayrı biçimde selam veriyorsa, ötekilik başgösterir. Bizden, sizden ayrılır. Din bahanesiyle ayrımcı yapıp etmeler, bilinmezi çağrıştırıyor, sosyal yaşam ilişkilerini bozuyor, geriye dönüşü heveslendiriyor... El sıkmanın günahla ilgisi, mini etekli defilede normal yaşamın aksaması... İktidarda olanın kendi yaşamını baskılamasıdır.
Ataerkil bir toplumda, demek ki, cinsiyet farkının işbölümü ile iktidarı şekillendirdiği bir toplumda, kadınla erkek arasındaki eşitlik kuralı uygulaması bir yanılsamadan ibarettir. Önce toplumsal eşitsizlik vardır, sonra yasal eşitlik! Tıpkı 'türban'la ayrımcılığın kurulup sonra eşitlik istendiği gibi. Türban toplumsal cinsiyetin üretim sembolüdür en önce. Çünkü yasal eşitlikten söz edilirken, yaşamda cinsiyet farklılığına vurguyu öne çıkarır, üstelik bunu öbür dünya adına yapar.
Kadınlar insan olma mücadelesi verirken, kadınlığı ikinci cins baskısından kurtarmak isterken, kadınlık modelini din kavramına hapsediyor türban ve de ninelerimizin başörtüsü. Bu çelişki, kadınların özgürlüğüne zarar veriyor.
Yasalar da bu cins ayırım vurgusunu gidermekten uzak. Uygulamada, eşitlik karşıtlığı yani 'farklı uygulama' garantisini sağlıyor. Ayrımcılığın adını, cinsiyet farkı koyuyor. Anayasa Mahkemesi bile toplumsal cinsiyet tezini vurgulayarak, "konum ayrılığı" kavramı ile kadının kocasının soyadını almasının eşitliğe aykırı olmadığını karara bağladı. Neyse ki bu karar AİHM kararıyla bozuldu.
İşte kadınlar, AKP iktidarının kadınlara bu bakışından korktu. Eşleri istese de başlarını açamayacaklarından korktu. Türkiye'nin en büyük sorunu 'kadın' sorunudur. Üstelik başörtülü, başörtüsüz tüm kadınlar, sosyoekonomik koşulların dışında salt cinsiyetleri nedeniyle eziliyor.
Feminizm demokrasidir
Hiç kuşkusuz, kadınlar Meclis'te çoğalmalıdır. Kader'in yüzde 30 kota oranının her parti tarafından kabulü, bu tartışmaların başlangıcı olmalıdır. Demokrasinin gücü eşitler arası yarışı desteklerken, eğitimsiz bırakılan ve şiddet kültürüne kurban edilen kadınları, azınlıkları dışarıda bırakır. Kadınların doğru sayıda Meclis'te temsili yüzde 10 barajı eylemsel biçimde etkisiz bırakabilir ve Meclis'in eril iktidarını değiştirebilir. Bağımsız aday listelerinde kadın adları da seçilebilirliği kolaylaştırır. Kadın seçmenlerin oyları kadınlara olmalıdır.
Meclis'te feminist kadınlara gereksinim var. Çünkü feminizm demokrasinin kendisidir.
Önceleri feminizm denince 'erkek düşmanlığı' anlaşılırdı. Şimdi ise ülkeleri demokrasiye ulaştıran yol. Feminizm herkes içindir. Kadın, erkek, gey, lezbiyen, Müslüman, Hıristiyan, Ermeni, Kürt... Feminizm kısaca herkese 'kendi olma' hakkının ve ifade özgürlüğünün tanınmasıdır.
Kadın kotası tartışmaları sürerken, bu istek ham hayal değil. Hukuk eleştirilerinin en önemli kaynağı, feminist hukuk kuramına dayanıyor. Soyut hukuku, gerçek adalete doğru aşma zamanıdır. Son dönem bir kadının başkanı olduğu Anayasa Mahkemesi'nin, Cumhurbaşkanı seçmek için Meclis toplantı sayısının '367' olduğunu karara bağlaması, uzlaşmaya verilen önemin yanı sıra yeni bir hukuk anlayışını da vurgular. Dengeleri kollar, postmodern hukuk kavramına girişi simgeler.
Ülkemizde feminizm resmi ağızlarda bir tabu olmaktan kurtulmalıdır. Barajı aşmak için yalnız sağ ve sol partiler değil, kadın hakları savunucuları ile feministler de Meclis'e aday sokmak için birleşmelidir. En azından 'aile hukuku' dikkate alındığında, hükümeti-muhalefeti tüm iktidar odaklarında süren politikalar kadına yönelik değildir. 2002'de yürürlüğe giren TMK ile aile yapımız değişti. Kadınla erkeğin eşitlenmiş ev ortaklığı sorumluluğu, ev işlerinde cinsiyet ayırımını kaldırdı. Yasalara uygun bir zihniyet değişikliğini Meclis'e taşımak için seçimlerde kadınlara kota tanınması, bu yasanın doğal uzantısıdır. Denildiği gibi erkekler patates soymaya, kadınlar da siyasete girmeye başlamalıdır. Feminist demokrasi, kadın açısından değiştirilen yasalara uygun bir zihniyet değişikliğinin adıdır. Pornografi, cinsel istismar, taciz, tecavüz erkek egemen düzenin ürünleridir. Toplumsal cinsiyet, etnik kimlik, güç, sınıf, ırk, ayrımcılık, cinsellik, eşitsizlik, hiyerarşi ve siyasetsizleşme sorunlarını aşmak için kadınlar Meclis'e girmelidir.
Kadınlar evden çıktı. Küreselleşme karşısında yerelin parçalanmadan güçlenmesi ve dünya ile demokratik bir bütünleşme için meydanlardalar. Cumhuriyet kazanımları, kadınlara TBMM'ye girmenin zorunlu kotasını başlattı, kadını hukuk öznesi yaptı. Şimdi kota demokrasiyi kucaklayacak. Nisan ve Mayıs ayları, başladı kadınların demokrasi bağları! Unutulmamalı ki, Türkiye dünya ile birleşmeden Türkiye'deki kadın mücadelesinin dünyaya örnek olacağı, dünya kadınlarıyla birleşeceği günler yakındır. Son kertede, iktidar olmadan sözünü söyleyebilme sanatıdır, demokrasi.