Demokratik açılım yeniden mi?

Öcalan'ın 1999'da bitirmek istediği ama devletin bitirmediği savaşı, bugün devlet bitirmek istiyor fakat bu defa da PKK karşı çıkıyor
Haber: HÜSEYİN YAYMAN / Arşivi

Geçenlerde açıklanan yeni Kürt stratejisini ve oluşan havayı doğru anlayabilmek için 25 yıllık hikayenin çözümlemesini doğru yapmak gerek. Dün yapılmayanlar ile bugün yapılanlar, bir bütün olarak değerlendirildiğinde Ankara ’da ihtiyatlı bir iyimserliğin olduğu görülüyor. Bu iyimserliğin beş ana nedeni var. Her şeyden önce bu defa sürece Başbakan’ın dahil olması umutları yükselten bir efekt yaratırken aynı zamanda yeni bir irade beyanını da ortaya koyuyor. İkincisi Ortadoğu’daki gelişmeler Türkiye ’yi karar anına zorluyor. Üçüncüsü artık ihmal edilemez hale gelen toplumsal baskı, çözümü zorunlu hale getiriyor. Dördüncüsü Başbakan Erdoğan’ın pozitif tavrı kadar önemli olan BDP ’nin süreci kategorik olarak reddetmemesi ve bekle gör tavrı içine girip olumlu mesajlar vermesi. Beşinci olarak birinci açılım sürecinden tarafların gerekli dersleri çıkarması, olumlu havayı pekiştiriyor. 

İnisiyatif Erdoğan’da...
Başbakan Erdoğan’ın geçen ay yaptığı il başkanları toplantısında yaptığı konuşmadan bu yana son 30 gün içinde yaptığı açıklamalar alt alta dizildiğinde, Ankara’daki resim daha da netleşiyor. Farklı isimlerin beyanatları bir yana, Ankara’da derinden ama yavaş yürüyen bir trafik var. Hafta içinde yaptığım görüşmelerde ve son on günde Ankara-Diyarbakır-Halfeti hattında edindiğim izlenimde yeni plan hakkında pozitif bir algının olduğu yönünde. 

Güven krizi
Bu olumlu havayla birlikte çözümün gündeme geldiği her tarihsel dönemeçte yaşandığı gibi bir görünmez el, süreci sabote etmez ve olağanüstü bir kriz yaşanmazsa, bu defa yavaş ama güven artırıcı somut adımlar görebiliriz. Taraflar, karşılıklı kaygılardan beslenen ‘güven krizinin ve sağırlar diyalogunun’ farkındalar ve dolayısıyla oldukça yavaş, beklentiyi yükseltmemeye gayret eden açıklamalar yapıyorlar.
Yeni süreçle ilgili yazılan eleştirileri haklı kabul etsek dahi, siyasi iradenin kararlılığını ve hakkını da teslim etmek gerekiyor. Planının içeriği ve usulü üzerinden yapılan tartışmaları saklı tutarak yeni durum analiz edildiğinde, bir süredir beklemeye alınan açılım sürecinin yeniden başlatılabileceği fark ediliyor. Gözlenen o ki, hükümet gibi BDP de muhataplık ve çözüm konusunda yeni bir stratejiyle ortaya çıkacak. Hükümetin, ‘siyasetle müzakare, terörle mücadele’ konseptine karşı BDP’nin ‘hükümetin müzakareci unsurlarıyla müzakere, mücadeleci unsurlarıya mücadele’ yaklaşımının altını çizmek gerekiyor. 

Muhataplığa kurban edilen
Birinci açılım dalgasında yaşanan ‘muhataplık’ krizinde 1993 ve HEP sürecinde yaşananlar hafızalardayken, Abdullah Öcalan’ın ve Murat Karayılan’ın o dönemki açıklamları ortadayken, BDP’nin topu Kandil’e ve İmralı’ya atması, sürecin tıkanmasına neden oldu. Fakat geçen hafta Murat Karayılan’ın birinci açıklamasıyla çelişen ‘müzakere yapamazsınız’ beyanatına rağmen BDP’nin görece daha cesur açıklamalar yapmasını önemsemek gerekiyor. Taraflar grup toplantıları üzerinden sert mesajlar vermeye son verip, süreci doğal akışına bıraktıklarında daha doğru bir strateji izlemiş olacaklar.
Kandil’in oluşmasına müdahil olduğu BDP grubuna güvenmesi ve inisiyatifi en azından bir süreliğine müzakerelere bırakması icap ediyor. Kürt siyasetini yakından takip edenlerin çok iyi bildiği gibi BDP listeleri içinde Kandil’in de olduğu çok aktörlü bir konsorsiyum tarafından yapılıyor. Hem partinin grubunu tayin edip hem de bu gruba güvenmemek, siyasetçilerin müzakere yapmasına izin vermemek, örgüt şefleri için büyük bir paradoks oluşturuyor. PKK ’nın Oslo görüşmeleri de dahil olmak üzere BDP’ye ve siyasete uyguladığı vesayet, en başta Kürt siyasetinin mücadele pratiğiyle ve Öcalan’ın siyasal yaklaşımlarıyla bağdaşmıyor. PKK, Öcalan’ı yanlış değil, işine geldiği gibi okuyor. 

Her savaşın bir sonu vardır!
Öcalan’ın 1999’da bitirmek istediği ama devletin bitirmediği savaşı, bugün devlet bitirmek istiyor fakat bu defa da PKK karşı çıkıyor. Türkiye toplumu bu derin çelişkiyi görüyor ve artık çocuklarının ölmesini istemiyor. Örgüt şeflerinin ‘her savaşın bir sonu vardır’ evrensel prensibini hatırlaması gerekiyor. Yeni strateji olarak nitelenen hamlenin en büyük avantajını son dönemde cereyan eden tartışmaların toplumda büyük bir farkındalık yaratması oluşturuyor. Siyaset eğer toplumsal alanda oluşan taleplerin cevaplandığı alan ise siyaset kurumu da eninde sonunda istemese de bu noktaya gelecektir.
Kürt meselesinin çözümü konusunda son 20 yılda çok sayıda paket açıklanırken bu planlardan istenilen sonuçların alınamaması ve bir kısmının başlamadan son bulması, her defasında sürecin başa dönmesine yol açtı. Farklı hükümetler döneminde başlatılan bu planların finalize edilmeden son bulmasında, paketlerin içeriğinden çok, siyasi irade ve kararlılık eksikliği kadar yaşanan güven krizi önemli rol oynadı. Koalisyon dönemlerinde partiler arası rekabet, sık sık yapılan seçimler ve sürekli değişen hükümetler, çözüm iradesinin saman alevi yanıp sönmesine ve sorunun daha da derinleşmesine neden oldu. 

BDP inisiyatif alır mı?
Uzun süre Kürt meselesinde inisiyatif, siyaset kurumunun da risk almak istememesi nedeniyle, orduda oldu. Orduyla-siyaset arasındaki çok başlı yapı, sorunun tanımı başta olmak üzere çözüm konusunda farklı ajandaları gündeme getirdi. Bu dönemde ya askerin kabul ettiği planı hükümet kerhen destekledi ya da tam tersi oldu. Türkiye’nin sorunu tanımlayıp çözüm üzerinde bir yol haritası oluşturamaması, sorunun toplumsallaşmasına ve karmaşıklaşmasına yol açtı. Bu dönemde devletteki çok aktörlü yapı çözüm konusunda siyasi irade sorununu ortaya çıkardı. Kürt meselesinde askerle hükümet arasında fikir birliğinin sağlanması ancak 2000’li yılların ortasında sağlanabildi. Sonuçta devlette aktörlük sorunu çözülmüş oldu.
Geçmişte devletin yaşadığı aktörlük sorununu bugün BDP yaşıyor. BDP, adanın açık çağrılarının aksine inisiyatif almaktan uzak durup sorumluluğu diğer aktörlere devrediyor. Aslında ‘devrediyordu’ demek gerek. Çünkü hem Oslo görüşmeleri, hem sürecin geldiği nokta hem de zamanın ruhu artık BDP’yi müzakareleri yürütecek aktör olmaya zorluyor. Önümüzdeki günlerde olağanüstü gelişmeler olmazsa, şimdilik BDP’nin bu mesajı aldığı anlaşılıyor. 

HÜSEYİN YAYMAN:  Gazi Üni., öğretim üyesi