Demokratik bir anayasa ve Kürt sorunu

Yeni Anayasa önermelerinde, demokratik yaklaşımların tartışmalara açılıyor olması, kuşkusuz bizim de katıldığımız sevindirici gelişmelerdir. Ancak anayasal haklar temelinde Kürt sorununun demokratik çözümünden söz eden yok.
Haber: HAMİT GEYLANİ / Arşivi

Yeni Anayasa önermelerinde, demokratik yaklaşımların tartışmalara açılıyor olması, kuşkusuz bizim de katıldığımız sevindirici gelişmelerdir. Ancak anayasal haklar temelinde Kürt sorununun demokratik çözümünden söz eden yok. Bu zihniyet ve vicdan tablosundaki bilimsel körlük ve ürkeklik neden? Önemli bir nedenin Anayasa'nın 66. maddesinde saklı olduğunu düşünüyoruz. Anılan madde: "Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür" diyor. Ancak bu bağın tarihsel ve mantıksal örgüsü, ilkokul çocuklarının zihinlerinde bile ilmek ilmek çözülüyor. Sormak gerekiyor: Peki, 20 milyon civarındaki Kürtlerle birlikte aidiyetleri başka başka olan vatandaşlar için nasıl tanımlama yapmak gerekiyor? Demokratik anayasal haklarıyla hangi madde veya maddelerde düzenlenmelidir?
82 Anayasası'nda bunun düzenlemesi yok. Çünkü bu Anayasa'nın, mantıksal ve hukuksal argümanları ve yapılış yöntemleri antidemokratiktir. Sivil bir irade duruşundan yoksun olduğu gibi militer bir gücün, ırkçı, redci ve inkârcı tonlarıyla cilalanmıştır. Adeta ideolojik bir kültürel soykırım metnidir. Oysa ki demokratik anayasalar tüm kültürlere ve ideolojik görüşlere aynı mesafede ve hoşgörü içinde olurlar. Anayasaların dibacesi, o anayasaların demokratik ve hukuki iklimini de belirler. 82 Anayasası'nın sert iklimi, ırkçı koro ile başlar ve o tempoyla devleti vatandaşa karşı koruyarak ve kutsayarak devam eder, benzer fobilerle son bulur. Anayasa'nın başlangıç bölümünden itibaren, devamındaki sayamayacağımız onlarca maddede; (örneğin md. 2-3-4-5-6-7-8-9-15-17-18-20-21-22-26-27-28-34-38-41-42 vd.) "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, milli güvenliği, kamu düzeni, genel ahlakın korunması, suçların önlenmesi..." vs. şeklindeki tehditler, çokça maddenin başında Demokles'in kılıcı gibi sallanır durur.
Bazı maddelerin girişinde, kısmen de olsa insanı keyiflendiren kırıntı özgürlüklerden söz ediliyor olsa da, hemen devamında bir "fakat" sözcüğü ile yapılan sınırlama, çekince ve yasaklamalarla, özgürlük sevinci kursaklarda bırakılıyor. Çünkü o özgürlük ya ortadan kaldırılıyor ya da içi boşaltılıyor.
Artık gelinen doğrudan demokrasi çağında toplum, "fakatsız, amasız ve kelepçesiz" düşünce, ifade, örgütlenme ve "anadil" özgürlüğünü istiyor. Bu istemlerin yaşam bulması da, "anadil" özgürlüğü ile başlar. Bilinmelidir ki, "anadile" vurulan "kelepçe" demokrasiye, hukuka, toplumsal barışa ve tüm Anayasal yaşam hakkına vurulmuş sayılır.
Demokratik bir anayasa ile etnik kimlik hakları, inanç ve düşünce özgürlüğü, sosyal, ekonomik, kültürel, dilsel ve diğer haklar güvence altına alınabilir. Bilgi çağında, küçülen bir dünyada Türkiye kendi sorunlarıyla büyüdü. Ülkede Kürt sorunu da o oranda büyümeye devam ediyor. Türkiye'nin de içinde yer aldığı ortak Avrupa Hukuku, ortak evrensel değerler de kendisini dayatıyor. Anayasaların hazırlanmasında uluslararası sözleşmeler kaynak özelliği taşır.
Meşruiyet sorunu
Meşruluk, toplum ve siyaset biliminin en önemli kavramlarından biridir. Meşruluk, toplumdaki barışı, sükuneti sağlayan, bir yargıyı, yasayı, iktidarı ayakta tutan, kalıcılaştıran bir inançtır, moral değerdir. Bu inanç ve değerleri 82 Anayasası'nda bulmak olanaklı değildir. Çünkü 82 Anayasası, halk tarafından yapılmadığı gibi, halkın özgür iradesiyle seçilen bir parlamento tarafından da yapılmadı. Bununla birlikte kapatılan parlamentoya atanmış kişilerce yapıldı. Görülüyor ki, 82 Anayasası meşru değildir. Dolayısıyla demokratik değildir. Anayasalar devleti değil, bireyi korumayı esas almalıdır. Örgütlenmiş siyasal birimi olan devletin gücünü sınırlayan, bireyin hak ve özgürlüklerini koruyan, geliştiren, çiğnenmelerine karşı denetim yollarını belirleyen, iktidarın tek elde toplanmasını önleyerek çoğulculuğu benimseyen, toplumsal dengeleri sağlayan her tür hukuk dışılığı engelleyen metinler, demokratik anayasalardır.
İşte buna uygun olarak devlet, sivil ve demokratik toplumun ihtiyaçlarına yanıt veren işlevleriyle bir teknik aygıt olarak anayasada yer almalıdır. Devletin ideolojisi olamayacağı gibi, devlete kutsallık izafe eden metafizik anlayışlardan da uzak kalınmalıdır.
12 Eylül rejimini halen birçok uygulamasıyla canlı tutan 82 Anayasası, kökten değişmelidir. Şimdiye kadar yapılan ve yapılmak istenen Anayasa değişiklikleri belli hadiseye, belli kişiye veya kişilere endeksli, parti ve kişi çıkarları doğrultusunda oldu. Bu, devletin uygun gördüğü ve emrettiği değişiklikler olarak algılanmalıdır. Ülke ve halk yararı ikincildir, hatta yoktur.
Egemenliğin koşulsuz halka ait olduğunu söylüyoruz. O zaman bu hakkı kullanırken, yönetimini ve koşullarını da kendisi belirlemelidir. İlkelerini tartışmalı, sonuç çıkarmalı ve kuralını yapmalıdır. Bu hakkın teslimi, en azından demokratik bir katılımcılık kadar önemlidir. Bu anlamda "anayasal meşruiyetin" tanımı ve kriterleri, klasik hukuk terminolojisi aşılarak, somut koşullara ve çağa göre yorumlanmalıdır. Özet olarak, anayasa toplumsal kabul ve evrensel hukuk normlarına uygunluğu ile ihtiyaçlara yanıt olur ve kalıcılaşır diye düşünüyoruz. Demokratik anayasaların üstünlüğünde, bağımsız ve tarafsız hukuk kurallarını içermenin yanında, toplumsal güç dengelerine dayanan, genel barışçıl uzlaşmanın toplumda yarattığı saygınlık da vardır. Bugün Türkiye'nin temel sorunu demokratikleşme ise, baş sorunu da eşitlik temelinde Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümüdür. Diyalektik olarak baş sorun çözülmeden, temel sorunun çözümü oldukça güçtür. Onun için Kürt sorunundan başlamak gerekir.
Anayasa çözüm metni değil
Belki bilimsel kural olarak, bu tür sorunların çözümü anayasa metinlerinde yer almayabilir. Ancak anayasalar bu tür yaşamsal sorunların çözümünün hangi kural, yöntem ve değerler kapsamında yer bulacağını belirler. Anayasalar çözüm metinleri değildir. Çözümün hangi kurumda, yasa ve düzenlemede aranabileceğini gösteren metinlerdir. Bu anlamda her yurttaşın vazgeçilmez, değişmez temel hakları vardır. Kürtlerin de örgütlenerek kendilerini kimlikleriyle özgürce ifade edebilme, kültürlerini geliştirebilme, anadillerini konuşma ve geliştirme, eğitim yapma, görsel, yazınsal ve işitsel medya hakkını kullanma, Kürtçe isim, coğrafi isim vs. hakları vardır. Bu haklar ancak anayasal vatandaşlık anlayışıyla güvence altına alınabilir. Bunun da teminatı yeniden oluşacak demokratik bir anayasadır. Bu bakış açısıyla, bütün etnik ve kültürel farklılıkların bir alt kimlik olarak "Türkiye üst kimliği"nde birleştirilmesi, eşit yaşam tarzına uygun düşer. Sonuç olarak, meşruluktan ve toplumun taleplerine yanıt vermekten uzak 82 Anayasası'nın değişikliklerle demokratik bir anayasa haline dönüştürülmesi mümkün değildir. Dolayısıyla yeni bir anayasasının hazırlanması en doğru yoldur. Yeni anayasa kısa, öz, toplumun ortak paydasına dayanan, bütün kesimleri ve kültürleri kapsayan ve onlara eşit biçimde yaklaşan, haklarını tanımlayan ve hakları kullanmayı güvenceye alan bir üst hukuk normu olmalıdır. Yani, ortak bir vatanda bütün halkların kendi kültürel öz ve özellikleriyle eşitlik temelinde birlikte ve kardeşçe yaşadığı bir demokratik sistem hedeflenmelidir. İşte ülkenin 70 milyon vatandaşı, böylesi bir sistemi güvence altına alabilecek ve "demokratik cumhuriyetin referansı" olacak yeni "demokratik anayasayı"yı özlüyor ve istiyor.

HAMİT GEYLANİ: Avukat, Hakkari milletvekili