Demokratik isyan ve 'endişeli' sol

Demokratik isyan ve 'endişeli' sol
Demokratik isyan ve 'endişeli' sol
Türkiye solu endişelenmeyi ve kuruntuları bir yana bırakıp şimdi yeni Türk-Kürt ittifakını nasıl geliştireceğini tartışmalıdır
Haber: SEYFİ ÖNGİDER / Arşivi

AKP ’nin gizli bir ajandası olduğundan, “şeriat düzeni” kuracağından kuşkulanan “endişeli modernler” vardı, şimdi bunlara Kürt hareketinin AKP ile uzlaşıp kendilerini satacağından kuşkulanan “endişeli solcular” eklendi. Özellikle Tayyip Erdoğan ’ın başkanlık hevesi bilindiğinden ve Öcalan’ın da buna destek olunabileceğine ilişkin sözlerinden dolayı bu “endişe”, sol harekete de yayılıyor.
AKP’ye muhalefet ederken “cumhuriyetin kazanımlarına” yaslanan, emperyalizme, küreselleşmeye karşı çıkarken “ulus-devlet modeli”nden esinlenen “ulusalcı sol”un Kürt hareketinin yeni yöneliminden ve AKP ile uzlaşmayı içeren bir “barış” ihtimalinden hoşlanmaması, anlaşılır bir şey. Hatta giderek bu durumu “ihanet” diye nitelendirmesi, Kürtlerin Türk emekçilerini sattığından veya satacağından söz etmesi de mümkün.
Ancak solun her türlü eğilimi Kürt hareketini suçlamadan, “İsyanı neden bitiriyorsunuz?” diye sormaya kalkışmadan önce, bunun “29. İsyan” olduğunu hatırlaması gerekir. Yani Kürtler daha önce 28 defa isyan etmişler ve şu veya bu şekilde yenilmişler, bu isyanlar bastırılmıştır. Bunun temel nedeni de geride kalan 28 isyanın hiçbirinin Türkler, Türk emekçiler tarafından desteklenmemiş, en azından bazı taleplerinin meşru olduğunun kabul edilmemiş olmasıdır. Sadece Türkiye ’dekiler değil, Kürtlerin diğer ülkelerdeki isyanları da göstermiştir ki, ancak isyan edilen ülkenin hakim ulusunun emekçileri, toplumsal muhalefet hareketi tarafından desteklenen bir isyan başarıya ulaşabilir. Yani Araplar, Acemler veya Türkler tarafından dostça karşılanmayan, bu ulusların emekçileri tarafından desteklenmeyen Kürt isyanları, başarıya ulaşamamıştır.

Türk soluyla ittifak

29 yıldır süren 29. isyan bugüne kadar esasen Türk soluyla, Türk emekçileriyle ittifak içinde olmaya, onların desteğini almaya çalıştı. Bunda isyanın sınıfsal karakterinin, daha çok Kürt yoksullarına ve emekçilerine dayanmasının yanı sıra öncülerinin Türkiye solu içinden yetişmiş olmalarının da rolü vardı. Ancak Türk emekçilerinin Kürt kardeşlerine sahip çıktığı söylenemez. Türk solunun önemli bir kesimi de kendi milliyetçiliğini görmeden Kürtlerin milliyetçiliğini diline dolayınca, nispeten zayıf bir enternasyonalist kesimden gelen destek de “toplumsal” bir nitelik kazanmadı. Türk solundan ve emekçilerinden dikkate değer bir destek olmamasına rağmen onbinlerce kurban vererek, onlarca yıl süren isyan, gelinen noktada bizzat liderinin iradesiyle sona erdirilirken, aslında AKP ve Tayyip Erdoğan aracılığıyla Türklerin, muhafazakâr ve mütedeyyin kesimler de dahil olmak üzere, toplumun büyük bir kesiminin desteğini almaya çalışıyor. En azından onlar tarafından “anlaşılmak” isteniyor, bunu talep ediyor. Yenilmeden ama bir “zafer” kazanmadığını da bilerek, taleplerini asgari noktalara çekerek ve Türklerle Kürtler arasındaki ilişkiyi yeniden kurmayı vaat ederek sonuç almaya uğraşıyor.
Doğrusunu söylemek gerekirse, silahlı isyan, silahlı mücadele Kürt halkı içindeki toplumsal meşruiyetini eskisi gibi korumuyor ve belki daha da önemlisi Batı’da, Türk halkı arasında giderek daha büyük bir milliyetçi reaksiyona yol açıyordu. Dolayısıyla böyle giderse 29. isyanın sonu da önceki 28 isyan gibi olabilirdi. Böylesi bir noktada isyanın liderinin üstlendiği inisiyatifle yeni bir sürecin başlamış olduğunu unutmamak gerekir. Ve şimdi, eğer Öcalan’ın çağrısı hayata geçecekse “silahlı isyandan demokratik isyana” geçilmesi söz konusu ve sol hareket açısından da bu durum yeni olanaklar yaratabilir.
Kürt hareketi isyan ve savaştan, müzakere ve ittifak yoluna girerek Türklerle eşit haklara ve özgürlüklere sahip olmaya karar verdiğine göre, buna uygun bir şekilde kendini yeniden kurmak, örgütlemek zorunda kalacaktır. Kürt hareketi artık sadece hükümete değil, devlete de egemen olan AKP ile ilişki kurmak, bir tür “partner” olmak durumunda; ve bu, herkes için “yeni” bir durum. Hatta sorun sadece AKP de değil. Bu yeni sürecin içinde ve arkasında küresel güç olarak ABD ’nin olduğu da açık.
Artık yeni bir ittifak ve uzlaşma süreci söz konusu olduğuna göre, elbette birtakım pazarlıklar olacak. Tıkanmalar, sertleşmeler, esnemeler olacak ve Kürtler alabileceklerinin azamisini almaya çalışırken Türk devleti/hükümeti de asgarisini vererek, özellikle de bir “özgürleşme ve demokratikleşme” rüzgarının esmesine imkan vermemeye çalışarak, bu son isyanın ateşini söndürmek için uğraşacaktır.

Demokratik isyan…

Ancak her şeye rağmen 29. isyan aynı zamanda Kürt toplumunun demokratik uyanışını ve örgütlenmesini de geliştirdiği için, bu yeni süreç ve yönelim AKP’nin ifade ettiği, temsil ettiği Türkiye ile ittifakla yetinmez, yetinemez. AKP hükümetinin, devletin Kürtlere ciddi bir hak ve statü tanımadan bu işten sıyrılmanın yollarını arayacağı, zorlayacağı tahmin edilebilir. AKP’nin sınıfsal konumu, ideolojisi, siyaset yapma tarzı ve küresel bağlantıları bunu gerektiriyor. Dolayısıyla Kürtler bir yandan bu yeni partnerlerinden alabileceklerini almaya çalışırkan, bir yandan da esas şimdi Türk emekçilerinin elini daha sıkı kavramak, kol kola girmek zorunda. Çünkü “demokratik isyan” ancak Türkiye’nin bütününe yayılabilirse başarılı olabilir. “Silahlı isyan” onlarca yıldır “bölge” ile sınırlı kaldığı için, hemen tümüyle Kürtlerle sınırlı kalıp, Türklerin büyük çoğunluğu tarafından sanki “başka bir ülkede” cereyan ediyormuş gibi seyredildiği için tıkandı. “Demokratik isyan” tam da bu tıkanıklığı aşmak için gündeme geldi ve ancak ülkenin bütününe yayılır ve Kürtlerin yanı sıra Türkleri de kapsayabildiği ölçüde ilerleyebilir ve sonuçta sadece Kürtlere değil, herkese demokrasi getirebilir.
Bunca yıldır süren silahlı bir isyan yenilerek değil liderinin üstlendiği inisiyatifle sona erecek ve aslında biçim değiştirerek “demokratik isyan”a dönüşecekse, bu yeni süreç egemenleri/ yönetenleri olduğu kadar ezilenleri/ yönetilenleri de derinden etkileyecek ve sonuçta her alanda yeniden örgütlenmelerini zorunlu kılacaktır. Varolan siyasal-ideolojik sistem 30 yıldır silahlı bir Kürt hareketinin varlığı ve tehditleri üzerinden kendini kurmuş, örgütlemiş ve sürdürmüşken şimdi “demokratik isyan” yoluyla kendisine itiraz eden, meydan okuyan farklı bir güçle karşı karşıya kalacaktır. Daha doğrusu Öcalan’ın mesajları bunu ifade ediyor. Eğer süreç gerçekten bu doğrultuda gelişirse egemenlerin, küresel güçlerin vizyonunda bulunan yeni Türk-Kürt ittifakına karşı ezilenlerin/yönetilenlerin yeni bir Türk-Kürt ittifakını geliştirmek gerekir. Türkiye solu endişelenmeyi ve kuruntuları bir yana bırakıp şimdi bunu düşünmeli ve bu yeni ittifakı nasıl geliştireceğini tartışmalıdır. Bunu başardığı ölçüde bu yeni süreç sola yeni gelişme olanakları sunacaktır.