Demokratik sermaye

Demokrasi ve demokratikleşme süreci Türkiye'de en sık tartışılan konulardan biri. Yazımda bu konulara çok basit, fakat bir de o kadar çarpıcı sayısal bir cevap arayacağım.
Haber: SUMRU ALTUĞ / Arşivi


Büyütmek için tıklayınız
Demokrasi ve demokratikleşme süreci Türkiye'de en sık tartışılan konulardan biri. Yazımda bu konulara çok basit, fakat bir de o kadar çarpıcı sayısal bir cevap arayacağım. Kullanacağım yöntem, hem Türkiye'nin durumunu anlamaya yarayacak hem de karşılaştırmalı analizlere uygun olacaktır.
Yöntemim bir ülkenin "demokratik sermayesi" kavramı üzerine inşa edilecek. Demokratik sermaye bir ülkenin demokrasi birikimini özetler. Demokratik bir düzen içinde kalındığı müddetçe demokratik sermaye artar. Demokratik düzenden uzaklaşıldığı zaman, örneğin bir askeri rejim altında, demokratik sermaye her dönem belli bir oranda azalır. Kendi ülkemiz için aşağı yukarı demokrasi dönemleri biliniyor. Diğer ülkeler için de bu konuda genel bilgi sahibiyiz. Ancak bilimsel açıdan karşılaştırmalı bir analiz için bu konuların daha sistematik olarak ele alınması gerekiyor. Bir ülkede demokrasinin varlığı, birbiriyle bağlantılı üç ölçütün varlığı ve gelişme seviyesiyle açıklanabilir. Birincisi, bir ülkedeki demokrasinin varlığı, o ülkedeki yurttaşların değişik politikalar ve liderler konusundaki farklı tercihlerini, eğilimlerini yaşama geçirecekleri siyasi kurum ve kuralların varlığına, gelişmişliğine bağlıdır. İkincisi, yürütmenin güç kullanımı üzerinde kurumsallaşmış ve yasal kısıtlamaların bulunmasıdır. Üçüncüsü ise, o ülkedeki tüm yurttaşların gündelik yaşamlarında ve siyasi alandaki faaliyetlerinde sahip oldukları geniş çaplı özgürlüklerin mevcut olmasıdır.
Bu temelde demokratik sermaye üzerine yapılan bir araştırma, (benim de içinde çalıştığım, Polity IV adlı, ABD'de George Mason Üniversitesi'nde yapılan proje) bu kıstasları gözönüne alarak 1800-2004 yılları arasında nüfusu yarım milyonu aşan her ülke için 1 ile 10 arasında demokrasi değerleri veriyor. Aynı bağlamda otokratik düzenler için de 1 ile 10 arasında değerler geliştirildi. Otokratik düzenler, siyasi rekabeti fazlasıyla sınırlayan ya da ortadan kaldıran düzenler olarak tanımlanırlar. Otokratik düzenlerin ikinci bir özelliği ise, yöneticilerinin siyasi elitler içinden belli kurallar çerçevesinde seçilmeleri ve başa gelmeleri durumunda fazla bir kurumsal kısıt olmadan yönetebilmeleridir. Polity IV Projesi, yukarıda sözü edilen her ülke için hem demokrasi hem de otokrasi değerleri geliştirdikten ve değişik türdeki ara dönemleri de tanımladıktan sonra polity2 adı verilen ve demokrasi ile otokrasi değerlerinin birbirinden çıkarılmasıyla, net bir demokrasi değeri hesaplar. Bu hesaplar Türkiye için 1876'daki l. Meşrutiyet'le başlar ve günümüze kadar devam eder. Ancak Türkiye'nin gerçek demokratik düzene 1946'daki çokpartili dönemle birlikte geçtiği varsayılıyor. Dolayısıyla ben çalışmamı 1946'dan itibaren başlatacağım. Demokratik sermaye ise, her yıl için mevcut olan demokrasi değerlerinin sabit sermaye birikimini andıran bir birikim denklemiyle toplanmasından ibarettir. Bu hesaplarda, polity2 eksi olduğu yıllarda değişken sıfır olarak, artı olduğu yıllarda ise değişkenin kendisi alındı. Ayrıca demokratik düzenin olmadığı yıllarda demokratik sermayenin azalma oranı yüzde 5 olarak alındı.
Yunanistan, İspanya...
Şekil 1 ve 2, bu yöntemi kullanarak Türkiye'yle karşılaştırması ilginç olacağını düşündüğüm beş ayrı ülkeyle beraber 1946'dan itibaren Türkiye'nin demokratik sermayesini gösteriyor. Ele alınan ülkeler, İspanya, Portekiz, Yunanistan, Arjantin ve Güney Kore. İlginç gözlemlerden birisi, Türkiye'nin demokratik sermayesinin gidişi ile bu beş ayrı ülkedeki demokratik sermayenin gidişi arasındaki farklardır. Kısaca özetlersek, Türkiye'de demokratik sermaye en hızlı yükselişini 1950 ile 1980 (1970-1974 arasındaki kesintiye rağmen) gösterirken diğer beş ülke için bu yıllarda demokratik sermaye ya yatay bir seyir izliyor ya da inişte. Bu yatay seyir ya da demokratik sermayenin inişte olması ise, diğer ülkelerdeki askeri rejimlere ve diktatörlük dönemlerine rastgeliyor. Oysa 1950-1980 arası belki de Türkiye demokrasisinin "altın dönemidir". Aynı dönem Türkiye'de kişi başına gelirin en hızlı arttığı dönem olarak da biliniyor. Ayrışma İspanya, Portekiz ve Yunanistan'la 1974 ve sonrasında gerçekleşir. Bu yıllardan itibaren bu üç ülke yönetimlere hakim olan diktatoryal ya da cunta idaresinden bir daha geri dönmemek üzere kurtulur ve hızlı ve kesintisiz bir demokratikleşme sürecini yakalarlar. Arjantin ve Güney Kore'nin deneyimleri de oldukça ilginçtir. Bu ülkeler 1980 (ya da 1985) sonrasında hızlı bir demokratikleşme sürecine girer ve neredeyse esas olarak Türkiye'den 40 yıl sonra başladıkları bir süreçte, 2004'te Türkiye'nin demokratik sermayesini yakalama durumuna gelirler.
Türkiye
Peki ya Türkiye? Türkiye'nin demokratik sermayesinin gelişmesine esas "darbeyi" vuran 1980 askeri müdahelesidir. Bu müdahale sonucu Türkiye'nin demokratik sermayesi düştüğü gibi bu sermayenin artma hızı da azaldı. Demokratik sermayenin artma hızındaki bu azalış 2000'den sonraki dönem de devam ediyor.
Bu grafikler bize neyi söylüyor? Kanımca bu grafikler, gerek Türkiye'nin AB'ye girme süreci konusunda, gerekse Türkiye'nin uzun vadeli sürdürülebilir büyümesi hakkında önemli ipuçları veriyor. Her ne kadar 1980 sonrasında gerçekleştirilen dışa açılma ve iktisadi liberalleşme programının Türkiye'nin uzun vadeli büyümesine katkıda bulunduğu bilinse de, 1990'larda yaşanan siyasi ve iktisadi istikrarsızlık ve 2000-2001 yılındaki kriz acaba ne ölçüde, 1980 sonrasında demokratik sermayenin tahrip edilmesiyle ilişkilendirilebilir? Aynı şekilde Türkiye'nin AB konusunda karşılaştığı engellerde, demokratik sürecin bu denli sert bir biçimde kesintiye uğramasının ne rolü vardır? Türkiye 1980 ile 1987 arasında demokratikleşme sürecinde düşüş ve tekrar toparlanma yaşarken İspanya, Portekiz ve Yunanistan gibi ülkeler AB'ye katılımla birlikte hem demokratikleşme konusunda hızla ilerlediler hem de kişi başına gelirlerini Batı Avrupa ve ABD seviyesine çıkartmayı başardılar. Güney Kore'de ise 1960'lar ve 1970'lerdeki büyüme 1985 sonrasında kesintisiz bir demokrasiye geçişle birlikte gerçekleşti.
Burada ben niceliksel bir analiz yaptım. Bu analizin çok çarpıcı olduğunu düşünüyorum. 1980 askeri müdahalesinin çok önemli "niteliksel" yanları olduğu da biliniyor. Bunlardan birisi şüphesiz Türkiye'deki sol akımların 80 müdahesiyle aldığı büyük darbelerdir. Bu darbeler, Türkiye'de gerçek anlamda bir sosyal demokratik siyasi kimliğin gelişmesine büyük sekte vurdu. 1970'lerin ortalarından itibaren kesintisiz bir demokrasi yaşayan ve Batı'nın gelişmiş ülkelerinin refah seviyesini yakalayan İspanya'nın bugün sosyal demokratlar tarafından yönetilmesi acaba bir raslantı mıdır? Türkiye'de siyasi arenanın ılımlı İslami akımlara ve milliyetçi sağa teslim edilmesinde, 80 müdahalesinin ne kadar önemli olduğunu Seyfi Öngider yazdı (Radikal İki, 9 Eylül 2007). Ben burada bu olgunun ayrıca Türkiye'nin AB süreci ve uzun vadeli büyümesi önünde de potansiyel olarak büyük engeller teşkil edeceğini belirtmek istiyorum. Eğer gerçekten siyasi ve iktisadi bir dönüşüm süreci yaşamak ve gelişmiş ülkelerin gerek refah gerekse kişisel özgürlük seviyelerine ulaşmak istiyorsak bu yazıda sunulan basit grafiklerin mesajlarına çok dikkatli kulak vermemiz gerektiğini düşünüyorum.

SUMRU ALTUĞ: Prof. Dr., Koç Üni. ve CEPR
Kaynakça
Altuğ, A. Filiztekin and Ş. Pamuk (2007). 'Sources of Long-Term Economic Growth for Turkey, 1880-2005', Centre for Economic Policy Research Discussion Paper 6463.
Öngider, S. (2007). 'Necip Fazıl ile Nazım Hikmetin Çocukları', Radikal İki, 9 Eylül.
Persson, T. and G. Tabellini (2006). 'Democratic Capital: The Nexus of Political and Economic Change', Centre for Economic Policy Research Discussion Paper 5654.