Dengbéjler Documenta'da

Dünyanın en önemli sanat etkinliği kabul edilen Documenta'ya bu yıl, Türkiye'den sanatçı Halil Altındere Dengbéjler isimli video çalışmasıyla katılıyor.
Haber: MAHMUT KOYUNCU / Arşivi

Dünyanın en önemli sanat etkinliği kabul edilen Documenta'ya bu yıl, Türkiye'den sanatçı Halil Altındere Dengbéjler isimli video çalışmasıyla katılıyor. Serginin bu yılki küratörleri Roger M. Buergel ve Ruth Noack, Kassel kenti ile diyaloğu öngören kavramsal çerçevelerini oluştururlarken, farklı coğrafyaların modernlik deneyimlerini, başka bir sanat tarihi okuması yapmak üzere yan yana getirmekle ilgilendiler. Altındere'nin çalışması da, böyle bir kendine özgü modernlik okuması olarak görülebilir.
Dengbéj, Kürtlerde geleneksel hikâye anlatıcısıdır. Sözlü tarihin ve toplumsal belleğin en özgün taşıyıcıları olarak bilinir. W. Benjamin, insanlar arasında mesafelerin kısalması neticesinde hikâye anlatıcılığının giderek son bulduğunu söyler. Sebebini ise insanlar arasındaki deneyim paylaşımının değer kaybetmesine bağlar. Dengbéjler bir nevi gezgindirler. Dengbéjlik bir anlamda durgun zamanı akıcılaştırmak amacı taşır, bunu da o "an"ın dışına çıkarak yapar. Uzun destanlar, hikâyeler hemen tüketilmez, bir dizi şeklinde en heyecanlı yerinden kesilip devamı başka geceye bırakılır. Çünkü sözlü kültür insanının zamanı çoktu ve döngüsel zaman bilinciyle hareket ediyordu. Yazın iş zamanıdır. Herkes işte, harmanda çalışır, kışın ise uzun geceler hikâyeler anlatılarak geçirilir. Dengbéjler bu gecelerde geçmişle gelecek arasında gidip gelir, zamana bir devinim kazandırır ve gezdikçe duyduklarını, gördüklerini yorumuna katarak anlatmaya devam ederlerdi. Oysa ki iletişim teknolojisinin gelişmesi yazılı ve görsel medyaların çoğullaşması, zamanın hızlanması ve döngüsel raydan çizgisel raya oturması 'formel' yazılı tarih anlatıcılığını sözlü tarih geleneğinin önüne geçirdi ve hatta neredeyse yok etti. Benjamin "Eğer hikâye anlatıcılarına giderek daha az rastlıyorsak bunda enformasyon ağının belirleyici bir rolü vardır" der. Marshall McLuhan'ın Gutenberg Galaksisi'nde de belirttiği gibi, sözlü toplumlar büyük oranda bir ses dünyasında yaşarken yazılı toplumlar bir "görü" dünyasında yaşarlar. Modern toplumlar için "görmek inanmak" iken, sözlü toplumlarda "duymak, söylemek" inandırmayı sağlar.
Dengbéjlerin dünyanın gidişatı üzerine söyledikleri kelâmlar, kılâmlar ve seslerinin yaylarda, ovalarda yankılanması yerine şehrin gürültüsü içinde inatla devam etmesi, modern dünyalara bir uyarı biçimini alır. Dengbéjlik, toplumsalın iyice atomize olduğu çağda bizi düşünmeye zorluyor. Ütopyaların dizginlendiği bir dünyada ısrarla farklı ütopyalar üretiyor.
Bugün, yarın, geçmiş
İşte bu ütopyalardan biri, şu sıralar, modernliğin, modern hayatın, modern yönetim tarzlarının sıkıntılarını, çözümsüzlüklerini dile getiren, bunların çeşitli biçimlerini problem edinen ve katılımcı sanatçılarını da bunlar üzerine düşünmeye zorlayan bir sergide izlenebiliyor. "Documenta" sergisi, bu yıl modernin zamanı, içerisi, dışarısı, farklı moderniteleri, Agamben'in "Çıplak Hayat" ve Lenin'in "Ne yapmalı" soruları ekseninde sanat-hayat bağlarını yeniden örmeye niyet ediyor. Bu üç soru etrafında, geçmişi bugüne ve yarına taşırken, bugünün de geçmişe ait bir şey olduğunu göstermeye çalışıyor.
Altındere'nin çalışması, sese odaklı bir kültürün en önemli taşıyıcıları olarak kabul edilen Dengbéjler üzerinden premodern, modern ve postmodern "ütopyaları" birarada çelişkileriyle birlikte ortaya koyabilmek ile ilgili. Videoda, Dengbéjleri divanxanede sıralanmış olarak görürüz. Mekânda Kürt geleneklerine uygun bir dekorasyon vardır. Duvar halıları, antika kap kacak, duvarda bir adet un eleği ve dengbéjlerin tam arkasında kilim şeklinde dokunmuş bir Türkiye haritası göze çarpar. Dağ evi ahşaptır ve çoğunlukla güçlü çam kütüklerin biraraya gelmesinden oluşturulmuştur. Dengbéjler vakur, derin ve sakin bir edayla söylemeye başlarlar hikâyelerini. Hikâyeler daha çok aşk, savaş, yiğitlik ve ölüm üzerinedir. Seslerini belli bir makam eşliğinde birer enstrüman gibi kullanarak, alçaltıp yükselterek, uzatıp kısaltarak, canlı ve ritmik bir tarzla, sırayla söylerler. Beş dengbej sırasıyla hikâyesini bitirdikten sonra içlerinden biri dışarı çıkıp sigara tellendirmeye başlar. O ana kadar olayların akışında herhangi bir olağanüstülük yoktur. Ne zaman ki kamera, sigara içen dengbéjden ağır ağır uzaklaşır, o sırada araba sesleri ve şehrin gürültüsü işin içine karışır, buranın bir dağ evi olmadığı, Diyarbakır şehir merkezinde son derece modern bir plazanın (Yakut Plaza) tepesine adeta kondurulmuş, yapıştırılmış bir dağ evi olduğu anlaşılır. Yapı hem modern hem postmodern mimari özellikler taşır, teknolojik imkanların bütün basitleştirici niteliklerini ve gücünü üzerinde taşıyan bir bina gibi görünür. Geometrik, şeffaf ve ilerlemeci düşünce açısından ütopiktir. Bauhaus ekolünden modern mimarinin fikir babalarından Walter Gropius'un deyimiyle "kendine sadık, tekdeğerli, mantıksal olarak şeffaf, yalandan ve saçmalıklardan uzak"tır. Plazanın üstündeki dağ evi ise tamamıyla pastiş tekniğine uygun bir postmodern eser görünümündedir.
Dengbéjler, artık, nesli tükenen ve hatta can çekişen bir hikâyenin son temsilcileridir. Zira modern dünyanın, hücrelere kadar yayılan iletişim arzusu mesafeleri kısaltırken, geçmişin eski seslerinde varolan kültürel ve tarihsel anlatıları askıya alır, görünmez kılar. Anlattıkları hikâyelerle birlikte Dengbéjler de birer hikâyeye dönüşürler. Ancak şimdi, teknolojinin imkanlarıyla, Batı'nın merkezindeki bir sergiye taşınabiliyor,
Batı'nın sanat tarihi hikâyesine kendi hikâyeleri/ kendileriyle katılabiliyorlar. Dengbéjler, sadece nostaljik birer figür olarak değil, modern olanın zamansallığını, coğrafi ve kültürel aidiyetini de sorgulayan kahramanlar olarak, küllerinden yeniden doğuyorlar. Altındere'nin videosu birçok ütopyanın, modernliğin birarada varolabileceğini gösteriyor.