Deprem, kasırga, siyaset

Deprem, kasırga, siyaset
Deprem, kasırga, siyaset
Afet yönetimi, her yerde imardan çevre politikasına, ekonomide devletin rolünden yerel ya da yerinden yönetim tercihi ve finansmanına uzanan pek çok alanda uzun dönemli planlama demek. Van depremi ve Sandy'ye bakalım
Haber: AYDA ERBAL / Arşivi

Sandy kasırgası, çoğunluğu New York (NY) ve New Jersey’de (NJ) olmak üzere 15 eyalette 120 kişinin ölümüne, 40 bin kişinin evsiz kalmasına, tünel ve limanların kullanılmaz hale gelmesine ve 7,5 milyon kişinin günlerce karanlık ve soğukta kalmasına neden oldu. Altı ayrı sistemden ve 10’u aşkın tünelden oluşan NY/ NJ ulaşım hatlarını bir haftadan kısa sürede büyük ölçüde ayağa kaldırabilmeyi bile salt teknoloji ve kaynaklarla açıklamak mümkün değil. Şüphesiz Türkiye ve ABD arasında siyasetin örgütlenişi, kurumların içeriği ve devlet kapasitesinde olduğu kadar afete hazırlıkları açısından da fark var. Ancak yine de NY/ NJ’de nelerin doğru yapıldığına ve daha önceki deneyimleri nasıl kullandıklarına bakmak afet planlaması için önemli. Ve bunu biraz da Türkiye ve özellikle Van depremi ile karşılaştırmak. 

Çoklu planlama 


Süperfırtına siyaseti gölgede bırakmış gibi olsa da federal afet yönetiminden sorumlu FEMA’nın yapılandırılması, büyüklüğü ve bütçesi seçim temalarından biriydi. Romney, Sandy öncesi New Hampshire konuşmasında FEMA’yı ima ederek federal harcamaların kısılıp bu görevin eyaletlere ya da şirketlere devredilmesi gerektiğini söylediyse de, Sandy sonrasında bu sözlerini inkâr etmek zorunda kaldı. New York’taysa Belediye Başkanı Bloomberg’in Irene ve Sandy’i kastederek “Siyaset yapmıyorum ama başımıza sıklıkla gelenin küresel ısınmayla ilgili olduğunu düşünüyorum” sözleri, analistler tarafından Obama’ya destek olarak yorumlandı.
Afet yönetimi, her yerde imardan çevre politikasına, ekonomide devletin rolünden yerel ya da yerinden yönetim tercihi ve finansmanına uzanan pek çok alanda uzun dönemli planlama demek. Van depreminde bu çeşit bir planlama eksikliğine ek olarak, son 30 yıla damgasını vurmuş etnik siyaset dinamikleri ve devlet temelli güvenlik anlayışı nedeniyle Amerika’dakinden çok daha çetrefil bir afet yönetimi sorunu ortaya çıktı. Yalnız Değilsin Van (YDV) sivil koordinasyon sitesinin 2012 Şubatı’na kadar hem online hem de alanda yaptığı çalışmaların henüz yayımlamadığımız sonuçlarından biri, olası bir İstanbul depreminin arifesinde bölgelerarası gelişme farkından ve güvenlik siyasetinden bağımsız çok ciddi bir afet yönetimi ve nitelikli kadro eksikliği sorununun olduğu. Afete hazırlıktan kabaca siyaset, sermaye, devlet kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, basın ve vatandaşların sorumlu olduğunu söyleyebiliriz. Bir de bu aktörleri bir nebze de olsa belirleyen bir siyasi kültür var. Ne yazık ki, bir hesap verebilirlik kıstası olarak kurumsal taahhütleri takip ve süreklilik bu kültürün henüz bir parçası değil. Van, bize hem bunu hem de Marmara depreminden Van’a, koordinasyon sorununu en aza indirebilecek herhangi bir bilgi aktarımının yapılamamış olduğunu gösterdi. 

Devlet kapasitesi 

Sandy’de devletin sivil yönetim kapasitesinin görünürlüğü oldukça çarpıcıydı. Seçilmişler duruma hakim, hakim olmayanları eleştirme ya da görevden almada hızlıydı. NJ Valisi Christie, tüm ikazlara rağmen kıyı şeridini boşaltmamış Atlantic City Belediye Başkanı Langford’u ağır bir dille eleştirmekle kalmadı, “Evinde kalanların kaderinden seçtikleri siyasetçilerin sorumlu olduğunu” da söyledi. NY Valisi Cuomo ise, kurtarma işçilerini önce kendi sokağına yönlendirmiş Afet Masası Şefi Kuhr’u görevden aldı. Böylece hesap verebilirliğin bir siyasetçinin görevde kalabilmesinin en önemli kıstaslarından biri olduğu bir kez daha anlaşıldı. Öte yandan New York’a gelme teklifinde bulunan Obama’ya, Bloomberg’in nazikçe “hepimizin yapacak çok işi var” diyerek geri çevirmesi ise afeti bırakıp devlet erkanı ağırlamış siyasetçilere alışmış bizlere oldukça ilginç geldi. Bu iki farklı afet yönetimi anlayışının kurumsal bir yansıması FEMA ile AFAD (Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı) websitelerinin mimarisi ve içeriğine karşılaştırmalı olarak baktığımızda da görülebilir.
Habercilik standardı
İki eyaletin de seçilmişleri düzenli aralıklarla halka açık basın toplantısı yaptılar. Bu toplantılarda Türkiye’den farklı olan, basının karşılaştırmalı olarak konu, bölge ve sigorta şirketlerininki dahil mevzuat bilgisiydi. Van’da Türkiye kamuoyunun afet mevzuatına dair genel bir ilgisizliği olduğunu da gördük. Basının veri işleyip biriktirmeye yönelik analitik kabiliyetiyse hiç yoktu. Oysa bu standartaltılık salt basına ilişkin teknik bir mesele değil. Demokrasilerde hesap sormanın ilk halkasını, verinin kamuya malolması dahil veriye hakimiyet oluşturduğu için de, bu hayati bir mesele. Van’da yokluğundan en çok mustarip olduğumuz şeylerden biri durum hakkında sürekli güncellenen ulaşılabilir bir veritabanı olmaması ve dağıtım bilgilerinin takibi ve genel anlamda bir bilgilendirme şeffaflığı sorunuydu. 

Felaket kader değil 

“İstanbul depremi için ayrılmış çadır alanlarının kaçı hâlâ boş? Altyapının tümüyle göçme ihtimalinde gıda stoğu farklı mevsimlerde kaç gün dayanabilir? Alternatif gıda arzı kentleri hangileridir? Yol, liman ve santrallerin zarar görme ihtimaline karşı olası bir enerji krizi nasıl çözülebilir?” gibi soruların yanıtlarının kamuya malolmadığı bir yerde, İstanbullular salt kentsel dönüşüm projesiyle ne kadar hazırlanabilir? Epey çoğaltılabilecek bu soruların sadece soru olarak kalmaması, afet planlamasının üniversiteler, basın ve sivil toplum tarafından siyasetin sürekli bir maddesi olarak gündemde tutulması ve olası bir felaket anında vatandaşların sosyal medya gibi iletişim kanallarını verimli bir biçimde kullanabilmeleri de dahil olmak üzere ciddi bir afet hazırlık eğitim ve örgütlenmesinden geçmeleri gerekiyor.
* New York Üni., Siyaset Bilimi