Derin ataerkillikle pazarlıklar

Gene bugünlerde derin devleti konuşuyoruz. Sanki bu derin devlet denilen şeyin kapısında tabelası, üyelerine verdiği kimlik kartları var da onları bulup çıkartacağız.
Haber: DİCLE KOĞACIOĞLU / Arşivi

Gene bugünlerde derin devleti konuşuyoruz. Sanki bu derin devlet denilen şeyin kapısında tabelası, üyelerine verdiği kimlik kartları var da onları bulup çıkartacağız. Sanki bu derin devletin bir de tersi var. Buna da hukuk devleti diyoruz. Derin devlet kuralsızken, hukuk devletinde herkes temiz, kayırma yok, gecikme yok, herkes kurallara harfiyen uyuyor.
İçimizden bir yerlerden derin devletin bir basitleştirme, hukuk devletinin de bir ideal olduğunu biliyoruz. Jandarma, polis, hakim, savcı, mübaşir, avukat ile vatandaşlar birbirleriyle iletişime geçerken her şeyi robot gibi kitaptan birebir uygulamıyorlar. Hukukun dışına çıkarken de bir anda kaotik bir şekilde her şeyi sıfırdan icat etmiyorlar. Derin devlet derken aklımıza gelen hukuk dışı ilişkiler de, hukuk devleti üzerinden düşündüğümüz yasal ilişkiler de aslında daha somut, ortak kültürel anlamlar üzerinden oluşuyor. O zaman nedir bu anlamlar?
Ataerkillik derken...
Adam ile kadın arabada gidiyor. Polis arabayı durduruyor. Hız sınırı aşılmış. Adam arabadan iniyor. Polis ceza kesme işlemlerine başlarken adam soruyor, "Yapabileceğimiz bir şey yok mu memur bey?" İki erkek kuralları esnetip esnetemeyeceklerinin yahut da ne dereceye kadar esnetebileceklerinin pazarlığına başlıyorlar. Kadın arabada bekliyor.
Eğitimli, çalışan ve yalnız yaşayan kadının evine hırsız giriyor. Durumu dinleyen eğitimli annenin son sözü, "Aman diyeyim karakola tek başına, kız başına gitme, kardeşin ya da bir arkadaşın olsun yanında." Burada annenin kızına daha önce öğretmiş olup o anda hatırlattığı bilgi, bir kadın olarak devletin polisinin alanına girdiğinde bilgi ve işlem akışının dışında kalabileceği, kendisini temsil edebilecek bir erkeği olayın içine sokmasının kendi yararına olacağı bilgisi.
Hukuk işlerken de, işlemesi yalpalarken de sık sık karşılaştığımız varsayımlar bunlar. Her seferinde kadınlara üç seçenek sunuluyor. Bir, kadınlığını yaşa ama o zaman kamusal alana da erkek temsilcilerinle çık. İki, kadınlığının altını çizmeyiver, kamusal alanda ille olman gerekiyorsa biraz erkek takıl, o korunması, temsilcisi olunması gereken kadınlıkla arana bir mesafe koy. Üç ya daaa...çekeceklerine hazır ol. Çünkü kamusal alan erkektir.
Kadın deprem ile ilgili bir inisiyatif için dar gelirli bir mahallede çalışıyor. Altı erkek, bir kadın. Herkes sık sık sigara içiyor. Toplantı bitiyor. Kadın elinde sigara ile aşağıya inmiş bulunuyor. Bunu gören iki grup üyesinin yüzleri değişiyor. Kadın bir terslik olduğunu anlıyor, bakışların sigarası üzerinde yoğunlaştığını görünce sigarasını söndürüyor. Şöyle bir yorum geliyor: "Akıllı kadın başka oluyor." Toplantı ortamı ile sokak aynı şey değil, sokakta sigara içen kadının ne olduğu belli. Kadınların kamusal alandaki davranışlarının sınırlanması normal, kendi davranışlarını isteyerek sınırlayan kadın makbul.
Akademisyenler, sanatçılar ve genç profesyonellerin katıldığı bir davet. Kadın yanına yaklaşan dördüncü erkek tarafından da süzüldüğünü hissettiğinde anlıyor ortamdaki rolleri. Neşe ve canlılık böyle ortamlarda kadınlar için uygun değil. Her ne kadar hepimiz eğitimli de olsak temelinde kadın, kadın. Hele bekarsa zaten sadece evlenmek peşindedir. Ya bulmuşlardır, ya arıyorlardır... Dolayısıyla önemli olan erkeklerin ne demekte olduğu ve de neler düşündüğüdür.
İmparatorluktan bugüne birçok şey değişti. Belki de bu değişiklikleri mümkün kılan, bazı şeylerin değişmeyeceği konusunda toplumun farklı kesimlerinin vardığı ortak zemindi. Bu ortak zeminin bir parçası da kadınların kamusal alanda varolmamaları, ille var iseler de ya bir temsilciyle ya kadın olarak faklılıklarını unutarak ya da horlanmayı kabullenerek varolmaları.
Derin olan ne?
İyi hoş da, bunların derin devlet ile ne alakası var? Derin devlet bir iş yapma hali. Hangi yazılı kuralların uygulanıp hangilerinin uygulanmayacağının pazarlığının yapılması. Bu pazarlığın ataerkil anlamlar üzerinden yapılması. Bu iş yapma halinin etkisi de, şiddetle korunan hiyerarşik bir düzeni, mutlaklaştırılmaya çalışılan tahakküm ilişkilerini ve tabii ki bunlar üzerinden kurulan çıkar ilişkilerini doğallaştırmak. Yani derin devlet, siz polise rüşvet vermeyi düşünüp "Peki yapabileceğimiz ne var ağabey?" dediğinizde kurduğunuz erkek kardeşliktedir. "Kafamı bozdu ben de dağıttım suratını" dediğinizde oradadır. Bu dediğiniz gerçek olduğunda oradadır. Bu dediğinizi, kız arkadaşlarınız hakkında, onların yanında, güya şaka olarak söylediğinizde gene oradadır. Ve derin devlet, bu son dört cümlede sadece erkeklere seslenmemi yadırgamayışınızdadır.
Böyle yaşayan bir kitle bunları yakınlarındaki kadınlara yaptıktan sonra, para ya da tanınma karşılığı, tanımadığı erkek ve kadınlara rahatça yapabiliyor. Ayrı politik duruşlarda, farklı kimliklere sahip, değişik hayalleri olan bizlerin, birbirimizle hem işbirliği hem çelişme isteklerimizi, tehditlerimizi, hikâyelerimizi bu anlamlar yaratıyor: 'Sahip çıkılsın', 'kanı yerde kalmayacak', 'bir babalık yap bize'. Böylece hukuk da hukuk dışılık da birilerinin birilerine 'ağabey' demesi üzerinden kurulmaya devam ediyor.
Derin devlet bir iş yapma hali ise tekrar edecektir. Bu ataerkillik eskilerden kalma, yok olma yolunda bir ataerkillik olmak için fazla güçlü. Bu ataerkilliğe müdahale etmeden, hukuki kurumlar ile gündelik hayatımız arasında bu 'derinlik'ten başka bağlantılar hayal etmeden, denemeden, herkese eşit mesafede duracak bir devletin gündelik hayatta nasıl olacağına akıl sır erdiremeyiz. İmkansız gelir. Başka çıkar yol olmadığını düşünmek, ümitsizleşmek de bu iş yapma halinin normalleşmesine yarar. Sahi, devlet kurumlarının içinde varolup da bu ilişkilere girmeyenler, inandığı kurallara her gün uyanlar... Kadın, erkek sessizce bir sırat köprüsünden geçiyoruz.

DİCLE KOĞACIOĞLU: Yrd. Doç. Dr., Sabancı Üni.