Derin eşitsizlikler

Bu kadar derin eşitsizliklerin var olduğu bir ülkede yaşarken, bu eşitsizlikleri ve bu eşitsizliklerin azaltılması için yapılabilecekleri nasıl bu kadar az konuşuyoruz hayret etmemek imkansız.
Haber: HAKAN ALTINAY / Arşivi

Bu kadar derin eşitsizliklerin var olduğu bir ülkede yaşarken, bu eşitsizlikleri ve bu eşitsizliklerin azaltılması için yapılabilecekleri nasıl bu kadar az konuşuyoruz hayret etmemek imkansız. Bu eşitsizlikleri kanıksadığımızdan ya da azaltılabileceğine dair umudumuz olmadığından mıdır bilinmez, kamusal tahayyül dünyamızda bu eşitsizliklerden dertlendiğimize dair herhangi bir belirti bulmak kolay değil. Halbuki gerçekten yakıcı bir tablo var karşımızda.
Çetin Altan'ın sayesinde insani gelişmişlik ölçütüne göre Yunanistan'ın çok gerisinde olduğumuzu çoğumuz öğrendik galiba. Lakin, sağlık, eğitim ve gelir düzeyi verilerini birleştiren bu ölçüte göre İstanbul (0.838) ve Kocaeli'nin (0.869) Çek Cumhuriyeti (0.857) ve İtalya (0.915) düzeyinde olmasına rağmen, Bitlis (0.577), Muş (0.574), Ağrı (0.572) ve Şırnak (0.560) illerimizin insani gelişmişlik endeksine göre Hindistan'dan (0.579) daha düşük olduğunun ayrımında mıyız? İçinde hem İtalya'yı hem de Hindistan'ı barındıran bir ülke olmamıza memnun olmamız mümkün değil herhalde. On yıl içinde Avrupa Birliği'ne üye olmayı planlarken, Türkiye'nin içindeki Hindistan'ın AB ortalamasına nasıl yaklaşacağına kaçımız kafa yoruyor?
Ağrı ve Şırnak aynı zamanda öğrenci başına devletin en az eğitim harcaması yaptığı illerin de başında geliyor. Dünya Bankası'nın son çalışması, Ağrı, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, İstanbul, Mardin, Şanlıurfa, Siirt, Şırnak ve Van illerinde öğrenci başına yapılan eğitim harcamalarının ülke ortalamasının yarısı olduğunu gösteriyor. İstanbul'da bu sorunun esasen Gaziosmanpaşa, Esenler, Bağcılar, Küçükçekmece, Zeytinburnu, Güngören ve Sultanbeyli ilçelerinde olduğu görülüyor. Devletin üniter yapısı üzerine bu kadar titrediğimiz ve ülkenin her yerinde öğretmenlere aynı maaşı verdiğimiz düşünülürse, bu kadar keskin eşitsizliklerin nasıl meydana geldiğini daha fazla dert edinmemiz gerekmiyor mu?
Brezilya-Türkiye
Dünyadaki en gelişmiş karşılaştırmalı eğitim araştırması da benzer yakıcılıktaki eşitsizliklere işaret ediyor: OECD'nin PISA araştırmasına göre Türkiye'de 15 yaşındaki öğrencilerin en başarılı yüzde 2'si, insan sermayesine yaptığı yatırımlarla Avrupa'nın en fakir ülkelerinden birisi olmaktan çıkıp en zengin ülkesi olmayı başaran İrlanda'nın yüzde 2'sinden ya da elitlerine verdiği eğitimi çok önemsediğimiz Amerika'daki yüzde 2'den daha başarılı. Uluslararası platformlarda başarılarından gurur duyduğumuz kişiler, büyük olasılıkla bu gruptan çıkıyor. Bu grup ve ebeveynleri bir ihtimal toplumun geri kalanına egemen olan dinamiklerden kendilerini yalıtabileceklerini de düşünüyorlar. Lakin aynı araştırma Türkiye'de okullar arasındaki performans farkının, eşitsizlikleri ile ünlü Brezilya'yı ikinci bırakarak araştırmada ölçülen en büyük fark olduğunu gösteriyor. Daha 10'lu yaşlarda vatandaşlara eğitim aracılığıyla sunabileceğimiz fırsat eşitliğinde Brezilya'nın arkasında olmayı içimize sindiremememiz, bu derin farkların nedenlerinin bulunması konusunda ısrarcı olmamız ve bu farkların giderilmesi konusundaki çözümlerin hayata geçmesinde talepkâr olmamız elzem.
Yakıcı eşitsizliklerin listesini uzatmak mümkün. Lakin bu listeler uzadıkça çaresizlik ve vurdumduymazlık eğilimi de artıyor. Halbuki, Brezilya'da solcu Lula'nın alametifarikası olan Bolsa Familia programının bir benzeri Türkiye'de üç yıldır başarıyla uygulanıyor. Bu programlarda çocukların okula devam etmeleri, aşılarını yaptırmaları, hamilelik sırasında doktora düzenli gidilmesi şartıyla en yoksul yüzde 6 içindeki ailelere çok mütevazı nakti yardımlar yapılıyor. Şiirsel bir Latin ismi yerine "Şartlı Nakit Desteği" gibi mekanik bir isme sahip olma şansızlığından mıdır bilinmez, Türkiye'de bu program toplumdan hak ettiği ilgiyi görmedi. İlk veriler bu programın okul öncesi sağlık ve kızların ortaöğrenime devamı konusunda kazanımlara vesile olduğunu gösteriyor. Geçtiğimiz aylarda TESEV ve Sosyal Politika Forumu'nun da, bölgesel farklılıkları azaltmak ve yoksullukla mücadele konusunda benzer politika önerileri oldu. Toplum olarak kendimize yakıştırdığımız sıfatlarla bağdaşmayan bu eşitsizliklerin daha fazla farkında olmamız, bu eşitsizlikliklerin artış ya da azalışını izlemek için kişi başına düşen gelir ya da doların YTL karşısındaki değeri kadar iyi bildiğimiz endeksleri edinmemiz ve bu konular hakkında geliştirilen öneri ve uygulamaları gündemimizin daha üstlerine taşımamız toplumsal ve aklaki sorumluluğumuzun herhalde asgarisini oluşturuyor.

HAKAN ALTINAY: Genel Müdür, Açık Toplum Enstitüsü Türkiye Temsilciliği