Dersim, Haygaz ve Bedros'un hikâyesi

Hollandalı Kürdoloji uzmanı Martin van Bruinessen'e göre dinsel ritüellerini Türkçe yapan, Türkçe adlar taşıyan ama günlük hayatlarında Kürtçe veya Zazaca konuşan, Alevi aşiretleri, hem Kürtler arasında hem de Türkler arasında belli bir rahatsızlık ve merak konusudur.
Haber: AYŞE HÜR / Arşivi

Hollandalı Kürdoloji uzmanı Martin van Bruinessen'e göre dinsel ritüellerini Türkçe yapan, Türkçe adlar taşıyan ama günlük hayatlarında Kürtçe veya Zazaca konuşan, Alevi aşiretleri, hem Kürtler arasında hem de Türkler arasında belli bir rahatsızlık ve merak konusudur. Bu rahatsızlığı aşmak için, Türk tarafı Kürtçe ve Zazaca'nın aslında Türk dilleri olduğunu kanıtlamaya girişmiş, Kürt tarafı ise Aleviliğin İranî kökenlerinin altını çizmiş.
Zazaca ve Kurmanci konuşan Alevi Kürtler'in merkezi Dersim bölgesi. Bugün Tunceli ili ve ona komşu olan Erzincan'ın Kemah ve Tercan ilçeleri ile Bingöl'ün Kiğı ilçesini kapsayan Dersim'in batısında Zazaca konuşan Şeyhhasan aşiretleri varken, doğusunda aralarında hem Zazaca hem de Kurmanci dillerini konuşan aşiretler yaşar. Dersim'den Bingöl, Kuzey Muş, Varto boyunca Kars'a kadar doğuya uzanan aşiretlerin en büyükleri ve en iyi bilinenleri, Kurmanci konuşan Hormek (Xormek) ve Zazaca konuşan Lolan aşiretleridir. Daha batıda, Sivas'ın Zara bölgesi ve çevresinde Alevi Kürt Koçgiri aşireti ile karşılaşırız. Zaza lehçesinden çok Kurmanci lehçesi kullanmalarına rağmen, Koçgiri aşireti Batı Dersimli Şeyhhasan aşireti ile akraba olduklarını iddia eder. (Kürt milliyetçisi Dr. Nuri Dersimi'ye göre Koçgiri aşiretinin dili "görünüşte Kürtçe'nin bir lehçesi olan ancak Zazalar ya da Diyarbakır Kurmancilerince zorlukla anlaşılabilen" bir dildir.) Dersimli aşiretlerinden, hem Zazaca hem de Kurmanci konuşanlar, Sivas'ın diğer bölgelerinde yerleşiktirler. Malatya, Maraş-Elbistan ve Antep'ten Suriye ve Adana'ya dek güneye uzanan bölgede yaşayan Kurmanci konuşan aşiretler ise Dersim'le bağları olduğunu iddia ederler. Balabanlıların Türkmen asıllı oldukları, Şeyhhasan, İzoli, Hormek ve Sadi gibi aşiretlerin Kureyşli ve Bamasoran gibi soylara dayandıkları ve yüzyıllarca önce Horasan'dan gelmiş oldukları iddia edilir. Nuri Dersimi, bunu, çoğu Kürdün 'Kürt' olduğuna inandığı Alevi kahramanı Horasanlı Ebu Müslim ve Hacı Bektaş ile ilintilendirir. Horasan, Alevilerin anayurdu olarak bilinir. (Not edelim: Osmanlı döneminde Horasan Türk yurdu sayılmazdı.) 1930'larda, birkaç aşiretin kendilerini Moğol işgalinden önce Doğu Anadolu'ya gelen Celaleddin Harzemşah'ın askerlerinin ardılları saydıkları söylenir. 1930'ların başına ait bir istihbarat raporu, Pülümür bölgesindeki yaşlı erkeklerin hâlâ Celaleddin Harzemşah'a dair efsaneleri hatırladıklarını, Dujik Baba Dağı'nın onun mezarı olarak sayıldığını ve bu yüzden aynı zamanda Sultan Baba olarak da bilindiğini kaydeder. Görüldüğü gibi Dersim'in Kürt, Türk ve Alevi tarihi çok karmaşık. (M. van Bruinessen, "Aslını İnkar Eden Haramzadedir", www.diyarbekir.net)
Dersim, öte yandan Ermenilerin de vatanı. Hatta, Ermeni araştırmacı Kevork Halaçyan'a göre 1600 yıllarında Anadolu'yu altüst eden Celali isyanlarının yarattığı ortamdan rahatsız olan Dersimli Ermenilerin bir bölümü batıya göçerken, bir bölümü güven içinde yaşamak için dini liderleri Der Simon öncülüğünde topluca Aleviliğe geçmişler, ancak Surp Sarkis, Gağant, Zadik, Vartavar gibi eski inanç ve geleneklerini kendi içlerinde yaşatmaya devam etmişlerdi. Halaçyan, Dersim adının kökenini Der Simon'a bağlayarak, bir anlamda Yusuf Halaçoğlu'nu doğrular. Yeri gelmişken, ilginç bir raslantıya, farklı dönemler için benzer iddialarda bulunan biri Ermeni biri Türk iki araştırmacının soy isimlerinin benzerliğine dikkat çekmek istiyorum. Yusuf Halaçoğlu kendi kökeninin "öz be öz Türk" olduğundan çok emin görünüyor, ayrıca eski soy-sülale isimlerinden yola çıkarak herhangi bir ailenin etnik kökenini belirlemenin mümkün olduğunu söylüyordu. Şu halde Halaçyan ve Halaçoğlu isimlerinin geçmişi de bir yerde kesişiyor olamaz mı? Şahsen bu isim benzerliğinin tesadüfi olduğunu sanıyorum, ama Halaçoğlu'nun düşünce sistematiğine göre böyle bir soru pekâlâ sorulabilir değil mi?
Adın ne?
17. yüzyılın başında yaşananların bir benzeri, çeşitli kaynaklara göre 80 bin ila 300 bin Ermeni'nin ölümüyle sonuçlanan 1895-96 kırımından ve yine çeşitli kaynaklara göre 300 bin ila 1,5 milyon arasında Ermeni'nin ölümüyle sonuçlanan 1915-16 kırımlarından sonra da yaşandı. Bu felaketlerden her nasılsa sağ kurtulan Ermenilerin, onların çocuklarının, torunlarının, vatanlarında kalmak ancak tekrar aynı şeyi yaşamamak için kimliklerini gizlemek zorunda kaldıkları da artık bir sır değil. Bu grupların sayısını 100 bin kişiye çıkaran kaynaklar var. Dersimli tarihçi Kevork Yerevanyan, Çarsancaklı Ermenilerin Tarihi adlı eserinde şöyle bir "dönme" hikâyesi anlatır: "Bir sabah sarıklı bir molla birkaç hükümet görevlisiyle Joğovaran'ın avlusuna geldi. Yanında defter ve mürekkep de getirmişti. Yüzlerinde hince bir gülümseyiş: Gel bakalım oğlum, senin adın nedir? Çocuk cevap veremez. Yaz Molla Efendi, İbrahim oğlu Abdullah! Bir başkasına dönerek: Senin adın nedir? Benim adım Haygaz. Ne? İt oğlu it, Haygaz maygaz kalmadı. Senin adın Dursun'dur. Gel oğlum, sana güzel bir isim koyacağım. Bundan sonra senin adın Hıdır'dır..." Bu şekilde 300'den fazla Ermeni çocuğun kilisede kutsal Meron'la vaftiz edilmiş isimleri değiştirilip yerine Türk ve İslam isimleri konuldu. İnsan hayatında çelişkili görüntüler eksik olmaz. Çok zaman ölüm ile yaşam birbiriyle alay eder. O akşam molla ile ekibinin gitmesi ardından yetimler içindeki birkaç büyük çocuk ellerine kağıt ve kalem alarak sahneye çıkıp yaşanan dramı oyun haline getirdiler. Türkleştirilen yetimlerin isimlerini yüksek sesle okuyup yoklama yaptılar: 'Dursun Azadyan, Süleyman Krikoryan, Hasan Haçaduryan, Hıdır Gopoyan...' Bu belirsiz durum birkaç gün sürdü. Bize giydirilen rengarenk 'dönme'lik gömleği görünmez ruhlar tarafından lime lime edilip kayboldu. Biz yine kendi öz isimlerimizle kaldık, 'gavur oğlu gavur' diye anılmak üzere..."
Yerevenyan'ın kitabından bir "dönme" hikâyesi daha okuyalım: "Bir cuma günü hükümet tellal çağırtıp kaçak Ermeni köylülerin harman yerinde toplanmaları emrini yaydı. Peri Ermenilerinin camiye toplanıp İslamiyeti kabul etmeleri isteniyor, aksi halde acımadan kırılacakları söyleniyordu. Sonradan öğrendiğimize göre Peri'de sandık emini olarak memurluk yapan Çemişgezekli Nışan Efendi kaymakamla yakınlığını kullanarak onu etkilemiş ve Ermenileri bekleyen daha kötü akıbeti önlemek için bir çözüm bulmaya zorlamış. Bunu kabul eden kaymakam 'padişahın emriyle Ermenilere af çıkarıldığını, bundan böyle Ermeni kanı dökenlerin cezalandırılacağını' bildiren düzmece telgraf örnekleri yaymış. Aynı zamanda 'Hak dinini benimseyen her Ermeni bağışlanır ve kurtulur' diyerek bunu merkezi politikayla bağdaştırmaya çalışmış. Camide Müslüman olmak için toplanan Ermenilerden Hovsepyan Sarkis başına beyaz bir çit bağlamış olarak hararetli şekilde haç çıkartınca kendisine müdahale etmişler. 'İslam'da haç çıkartılmaz, öyle değil şöyle yap' diye. Hoca demiş ki 'Ziyanı yok, yavaş yavaş namaz kılmayı öğrenir'... Mıxsi Bedros'u harman yerinde tutup diz çöktürmüşler ve Piadanlı Ali Haya'ya emretmişler ki onu Müslüman etsin. Ali bağırmış: 'Mıkhsi salavat getir!' Mıkhsi haç çıkartarak başlamış 'Hanun hor yev vortvo yev hokvuyn' diye Ermenice dua etmeye. Bu 'kart gavur'u döndürmenin mümkün olmadığını görerek orada öldürmeye karar vermişler. Fakat gel gör ki Ali Haya, Mıkhsi'nin çok ekmeğini yemiş ve minnet duygusu ile bağlıymış. Mıkhsi'nin kulağına fısıldamış; 'Ben silahımı boşa sıkacağım ve diyeceğimki Mıkhsi'ye değmiyor'. Böyle birkaç defa sıktıktan sonra 'Mıkhsi aziz olduğu için ona kurşun işlemiyor' diyerek onu ölümden kurtarmış..." (s. 376-384).
İşte küçük Haygaz böyle 'dönme' olmuş, yaşlı Mıkhsi Bedros böyle 'dönme' olmaktan kurtulmuş (mu acaba?). Bir insanı sırf Ermeni olduğu için ölümle dönmelik arasında bırakanları kınayacağı yerde, Ermeni olmayı "maalesef" diyerek anan, dönmeliği çok büyük bir ayıpmış gibi sunanlara ithaf olunur!
Not: Kevork Yerevanyan'ın kitabına dikkatimi çeken Sayın Hovsep Hayreni'ye teşekkür ederim.