''Dev-Sol''cu bir kız

Çıtıpıtı, minicik bir genç kadın. 20'lere bile gelmemiş diye düşünüyorsunuz. Oysa ki 27 yaşındaymış. Narin olmasının yanı sıra pek de çekingen.
Haber: NAZAN ÖZCAN / Arşivi

Çıtıpıtı, minicik bir genç kadın. 20'lere bile gelmemiş diye düşünüyorsunuz. Oysa ki 27 yaşındaymış. Narin olmasının yanı sıra pek de çekingen. İlk röportajı olduğu için gergin olduğunu söylüyor. Ne yapsak gerginliği gitmiyor ama o kadar iyi niyetli ki, biz de mutlu olalım diye konuşmaya gayret ediyor. Türkü Azer, bu hafta vizyona giren 12 Eylül filmi 'Zincirbozan'ın Dev-Sol'cu kızı Emel olarak karşımızda. Oradaki sert kızdan eser yok. Son derece yumuşak. Avni Özgürel'in senaryosunu yazdığı, Atıl İnaç'ın yönetmen koltuğunda olduğu 'Zincirbozan', önce dizi olarak düşünülmüş fakat ortaya ilk önce film çıkmış. Filmden sonra dizi olabilirmiş! Biz onların yalancısıyız. 12 Eylül dönemini başından sivil hükümet kurulana kadar anlatma iddiasında olan filmin başarısı tartışılır. Koskoca filmde bir kez bile Alparslan Türkeş'in gösterilmemesi, üstelik Demirel, Ecevit, Erbakan, Özal ortalarda dolaşırken, çok manidar. Neyse ki biz oraya değil de, Türkü Azer'e bakıyoruz.
1980'lisiniz değil mi? Hangi ay?
Mayıs.
12 Eylül 80'de aileniz neler yaşamış? Siz de bebek olarak tabii.
Annemin anlattığına göre anneannemin evinde, kalabalık bir biçimde mahsur kalmışlar. Annem beni emziremiyormuş, bana süt bulmak için bayağı çaba sarf etmişler. Konu komşudan, oradan buradan, birkaç gün uğraşmışlar yani.
Daha ileriki zamanlarda, anne babanız aman çocuğum siyasete karışma dedi mi hiç?
Anne babam değil ama anneannem yaptı. Annemler de kötü zamanlar geçirdiği için çok daha tedirgindi anneannem. Nereye gidiyorum, ne okuyorum, benden gizli alır benim okuduğum kitapları okurdu, istemezdi siyasetle ilgilenmemi. Anne babamla birlikteyken de benim yanımda politika konuşulmazdı. Körfez krizi sırasında konuşuldu, o kadar. Çok sonraları babamla bu meseleleri konuştuk.
Zincirbozan'a nasıl girdiniz?
Yönetmen Atıl İnaç'la anne babalarımız arkadaş. Atıl abi yani benim için. Bir arkadaşım bu projede çalışıyormuş, sen de gelsene dedi. Kimdir nedir derken, Atıl İnaç dediler. Gittim, görüştük ve çalışmaya başladık.
Oynadığınız Emel nasıl bir kız sizce?
17-18 yaşlarında bir Dev-Sol'cu. Annem ve babam hep o taraftan olduğu için çok heyecanlandırıcıydı. Ürkütücüydü de. Çünkü yanlış bir şey yapmaktan korkuyordum. Hemen babamın, annemin ve onların arkadaşlarının başına ekşidim, neydi, nasıldı diye. En çok da babama. Emel sert bir kız ve çok korkunç bir inancı var. Dümdüz, davaya gönül koymuş ve dava uğruna savaşıyor.
80 kuşağı çocukları her zaman kötüdür, tavırları yoktur diye habire eleştirilir.
Defolu kuşak! Ben gerçekten hastalıklı olduğumuzu düşünüyorum aslında. Çok huzursuzuz biz. 80 darbesi bizim kuşağı apolitik bir hale soktu. Saçmasapan bir eğitimden geçtik. Kafası karışık, tamamen içine dönük, bireysel olarak bir şeyler yapmaya çalışan insanlar olarak büyüdük. Bireysel olmamızın sebebi ise ortada: Komplo teorileri kurmak istemiyorum ama insanların örgütlü olmalarını önlemek için yapılmadı mı 80 darbesi? O dönemin insanları, idol ve kahraman gibi benim için. Bugün, o günlerdeki inançlarını koruduklarını görmek bana da iyi geliyor.
Anne babanız da "o taraftan" demiştiniz.
Babam eskiden askermiş. Siyasi koşuşturmaca zamanında ordudan ihraç edilmiş. Ahşapla uğraştı bir ara, şu anda takı yapıyor. Annem avukat aslında. Senelerce Rusya'da yaşadı, hukuk danışmanlığı yaptı. Kafkasız biz ama ben İstanbul'da doğmuşum. Tek çocuğum. Çok ufakken birkaç yıl Yalova'da yaşadık, sonra ilkokula başlayınca İstanbul'a geldik. Lisede heykel okumak istiyordum. Annemle babam ayrılmıştı ve annem o sırada Moskova'ya gitmişti. Ben anneannemle kalıyordum. Moskova'ya heykel okumak için gitmeyi planlarken, annem beni mimarlık fakültesine yazdırmış. Mimarlık okulunda bir yıl hazırlık okuduktan sonra, karar değiştirip sinemaya geçtim.
Hangi okula?
Moskova Üniversitesi Sinema Enstitüsü'ne. Dünyanın ilk sinema okullarından biri. Rusya'yı tatillerde annemin yanına gide gele öğrenmiştim ama dilini bilmiyordum. İlk sekiz ay çok zor geçti. Sonra alıştım, hatta döndükten sonra çok özlemeye başladım. Ben oradayken çok güzeldi ama şimdi değişmiş. Çünkü ırkçılık coşmuş. Biz oradayken 10 gün içinde dokuz siyah öğrenci öldürüldü, metrolarda saldırıya uğradılar. Bütün esmerler tehlikedir gibi bir durum vardı.
Sizin başınıza bir şey geldi mi?
Yok, çok dikkat çekici bir tip değildim herhalde. Suriyeli bir arkadaşım vardı, bir gece polis ikimizi aldı götürdü. O Suriyeli ve esmer diye sadece. Belgelerimiz var ama eften püften meselelerden gece yarılarına kadar karakolda itiş kakış vakit geçirdik.
Okul ya da sinema eğitimi nasıldı Rusya'da?
Atölye sistemiydi. Ustaların atölyeleri vardı. Ben yönetmenlik okuyordum. Yönetmenlik dersimiz kadar, belki bir tık geride, oyunculuk dersimiz de vardı. Bunların dışında, sanat yönetimi, senaryo, kurgu, felsefe, fotoğraf eğitimi de aldık. Ama başka bir atölyede ilk günden elimize kamera verip film çektirmeye başladılar.
Rusya'da Türk sineması biliniyor muydu?
Tabii ki Yılmaz Güney'i biliyorlardı. Çalıkuşu dizi olarak orada gösterilmiş, Sovyet zamanında. Bu yüzden bana ülkende kot giyebiliyor musun diye soruyorlardı. Sinemayı sektör olarak düşününce, okul sana çok destek oluyor Rusya'da. Kamera, film veriyor. Devlet çok destekliyor sinemayı. Burada ne okul ne de devletten destek var. 2000'de Türkiye'ye gelince Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Sinema Televizyon'a yatay geçiş yaptım. Ama hiç orası gibi değil. Hâlâ okul bitmedi, atılmış bile olabilirim! Keşke orada bitirseymişim. Beş yıllıktı, ben iki yıl okudum ve ailesel nedenlerden dönmek durumunda kaldım.
Buraya gelince ne yaptınız?
Yapım şirketlerinde çalışmaya başladım. Tomris Giritlioğlu'nun asistanlığını yaptım. 'Yarım Elma', 'Aşk Meydan Savaşı', 'Gülbeyaz',
'Çemberimde Gül Oya' gibi dizilerde kamera arkasında, ofiste çalıştım. 'Çemberimde Gül Oya'da bir bölümde çok küçük bir rolde oynadım. Sonra 'Kırık Kanatlar' oldu.
Sevdiniz mi oyunculuğu yoksa ben gene reji yapayım mı diyorsunuz?
'Kırık Kanatlar'da, benim oynadığım karakteri, yani Zeynep'i oynamaktan en başta çok keyif aldım. Sonra Zeynep'in hikâyesi bitti ve ondan sonra tat vermemeye başladı. O zaman biraz küstüm aslında. Hikâye olmayınca neyi oynayacaktım? İnandığım bir işte ve karakterde oyunculuk yapmayı isterim. Şu anda kamera arkasında çalışmak istiyorum, hatta 'Hatırla Sevgili'nin sanat yönetmeni Nilüfer Çamur'un asistanlığını yapmak istiyorum.