Devlet eliyle neo-Nasırcılık

"Müslüman Kardeşler örgütüne ümit bağlamış halk, Batı etkisine girmiş aydın kitlesi, lüks görüntülerle beyni yıkanmış halk, alışveriş merkezlerinden çıkmayan tuzukurular, cemaat ve tarikatlara kapılanan fakir fukara".
Haber: H. EMRAH BERİŞ / Arşivi

"Müslüman Kardeşler örgütüne ümit bağlamış halk, Batı etkisine girmiş aydın kitlesi, lüks görüntülerle beyni yıkanmış halk, alışveriş merkezlerinden çıkmayan tuzukurular, cemaat ve tarikatlara kapılanan fakir fukara". Bu cümlelerin hepsi her zaman diplomatik bir dil kullanmaya özen gösteren "devlet televizyonu" TRT'nin hem de 1. kanalında ve prime-time'da yayınlanan bir programın tanıtım jeneriğine ait. Hafta boyunca program aralarında sık sık gösterilen bu tanıtım jeneriği, Banu Avar'ın 'Sınırlar Arasında' adlı haber programının reklamını yapıyor. Jenerikteki ifadelerden anlaşıldığına göre bir hayli "vahim durumda" olan ülke, Mısır.
Kuşkusuz diğer pek çok ülke gibi özellikle demokrasi ve özgürlük bağlamında sorunları olan Mısır halkının durumu, objektif ve daha saygılı bir dil kullanılması koşuluyla, ortaya konulabilir ve zaten konulmalıdır da. Ancak herhangi bir yayıncıya hem de devlet televizyonunda diğer bir ülkenin halkına "beyni yıkanmış, Batı etkisine girmiş, tuzukuru, kapılanmış" gibi ifadelerle açıkça hakaret etme hakkını kim veriyor? Aynı türden ifadeler başka bir ülkenin herhangi bir yayın organında Türkiye ve Türk halkı için kullanılsa acaba başta yayıncı olmak üzere çoğu insan ne düşünürdü, nasıl bir tepki verirdi? Dolayısıyla burada daha en başta bir nezaket sorunuyla karşılaşılıyor. Bir halk üstten bir bakışla eleştiriliyor; insanların yaşam tarzları, tercihleri ve inandıkları değerler kibirli bir tavırla yargılanıyor.
Yukarıda da vurguladığımız gibi Ortadoğu coğrafyasındaki diğer pek çok ülke gibi Mısır da özellikle demokratikleşme ve özgürlüklerin güvence altına alınması gibi konular söz konusu olduğunda ciddi sorunlarla karşı karşıya. Enver Sedat'ın ölümünden sonra iktidarı ele geçiren cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek olağanüstü hal ilan ederek başta Müslüman Kardeşler olmak üzere ülke içindeki tüm muhalefeti sindirdi, bir baskı rejimi kurdu. İktidarı boyunca ABD'nin desteğiyle hareket eden Mübarek, ülke içinde yaşanan tüm sosyoekonomik sorunlara rağmen adeta sembolik bir görünüm kazanan seçimlerde yaklaşık yüzde 90'a varan oy oranlarıyla altı kez cumhurbaşkanı seçilmeyi başardı. Sonuçta mevcut siyasal yapı veya siyasal meşruiyetin temel gerekleri açısından ele alındığında Mısır rejiminin savunulacak bir tarafı yok. Ancak programcımızın kaygısının zaten buna yönelik olmadığı hemen anlaşılıyor. Zira program, Baasçılığın ve Arap milliyetçiliğinin mümtaz siması Nasır'a yönelik övgülerle sürüp gidiyor. Programda tek yanlı bir bakış açısıyla Nasır yanlısı politikacılar, sendikacılar konuşturuluyor, farklı seslere yer verilmiyor. Bu arada Avar, Nasır'ın Atatürk'e hayran olduğu lafını araya sıkıştırıyor ve Nasır döneminde izlenen politikalarda Atatürk etkisi olduğunu ima ediyor. Nasır'ın Arap milliyetçiliğini kurmak için kullandığı Osmanlı karşıtı söylemi ise nedense ıskalıyor.
Ortadoğu coğrafyasına askeri cuntacılığı armağan eden ve bu yönüyle 27 Mayıs'çılara da ilham veren Cemal Abdül Nasır, ömrünü Arap birliğine hasretti. Bu uğurda dünyanın büyük kısmını karşısına almaktan kaçınmadı. Süveyş Kanalı'nı millileştirmesi Arap milliyetçiliğine özgüven kazandırdı. Nitekim Nasır'ın çabalarıyla 1958'de Mısır ile Suriye "Birleşik Arap Cumhuriyeti" adıyla birleşti. Ancak oldukça suni bir görünüm çizen bu devlet uzun ömürlü olmadı ve Suriye 1961'de birlikten ayrıldı. Nasır'ın Arap dünyasında yarattığı en önemli trajedi İsrail'e savaş açılmasıydı. Arap ülkelerinin Altı Gün Savaşları'nda İsrail karşısında ağır bir yenilgi alması, Filistin sorununun bugünkü içinden çıkılmaz görünümünde etkili oldu.
Nasır'ın bakışı
Her şeyin ötesinde Nasır bir diktatördü. Amacı her ne olursa olsun Nasır, iktidarda bulunduğu yıllar boyunca Mısır'da toplum üzerinde geniş bir baskı kurdu, muhalefete izin vermedi. Kullandığı şoven dil nedeniyle Arap dünyası bir bakıma dünyanın geri kalanından koptu ve içine kapandı. Dünyada demokrasinin güçlendiği zaman diliminde başta Mısır olmak üzere Arap ülkeleri bu gelişmelerin uzağında kaldı. Nasır, silahlı güce sahip olanların iktidarı istedikleri zaman doğrudan ve dolaylı olarak ele geçirebilecekleri bir modelin öncülüğünü yaptı. Bu süreçte demokratik kültür gelişmediği için dinsel yapılanmalar en güçlü muhalefet odakları olarak kaldı ve kökenleri bugün başta Mısır olmak üzere Ortadoğu coğrafyasının neredeyse tamamında olan ve tüm dünyayı etkileyen din kökenli radikalizm güçlendi. Dolayısıyla Avar'ın bahsettiği toplumdaki keskin ayrışmanın en önemli nedenlerinden biri Nasır döneminde izlenen radikal politikalar. Seküler motivasyonlara sahip Arap milliyetçiliği, dini temel alan bir karşı söylem oluşmasını beraberinde getirdi ve böylece toplum uç kutuplara sürüklendi. Nasır, Mısır'a cumhuriyet rejimini getirdi ama asla demokratik bir perspektife sahip değildi. Bu bakımdan cumhuriyetin ilanından yaklaşık yarım asır sonra Mısır'ın hâlâ demokratik bir ülke olamamasını belki de rejimin temellerinde aramak gerekiyor. Bu açıdan Nasır'a yönelik "güzelleme"nin pek de elle tutulur bir tarafı yok.
Tekrar başa dönerek yazıyı bitirelim: Kamu yayıncılığı, her şeyden önce dikkatli ve sorumlu bir dil kullanmayı, objektif bir tavır takınmayı gerektirir. Ezilen, sömürülen, baskı altında tutulan bir halkın sesini duyurmak veya bir ülkenin karşı karşıya bulunduğu sorunları yansıtmak da bir yayıncının görevleri arasında yer alır kuşkusuz. Ancak bunun üstten tavırlarla ve bir halkı aşağılayacak söylemlerle ortaya konması daha en baştaki ilk yanlış. Türkiye söz konusu olduğunda halka ve halkın tercihlerine güven duymayan bu türden bir yaklaşıma çoktan alıştık ama anlaşılan ilgi alanımıza artık başka ülkeler de giriyor. Durumu daha da vahim kılan ise devlet televizyonunda yayınlanan bir programda yayıncı tarafından ortaya konan sorunlardan çıkış yolu olarak bir diktatörün izlediği yöntemlerin gösterilmesi. Bu durum, ister istemez programda altı sıkça çizilen Nasırcı modelin yalnız Mısır değil aslında Türkiye için de önerildiğini düşündürüyor.

H. EMRAH BERİŞ: Dr., Gazi Üni.