Devletin Alevisi olmak

Gündelik çıkarlar için yapılan siyaset, günü kurtarmayı amaçlar. Siyaset gündelik yaşamı çekilebilir hale getirmek için yapılır ancak tarihsel ve toplumsal olanın ışığında gerçekleştirilebilirse anlamlı hale gelir.
Haber: MAHMUT POLAT / Arşivi

Gündelik çıkarlar için yapılan siyaset, günü kurtarmayı amaçlar. Siyaset gündelik yaşamı çekilebilir hale getirmek için yapılır ancak tarihsel ve toplumsal olanın ışığında gerçekleştirilebilirse anlamlı hale gelir. Zira, günü kurtarmak için yapılan siyaset, olaylar ve olgular arasında bağlantı kurulmasını istemez. Hislere seslenir; hisin akıl ile buluşmasına asla izin vermez. "Bana milliyetçiler suç işliyor dedirtemezsiniz" örneğinde olduğu gibi sokağın diliyle konuşur. Amacı da sokağın dilini güçlendirerek, yapanın alanını genişletmektir. Sorun çözmek için değil, sonuç almak için yapılır. Gereken zaman ve mekanda tepki vermez, işine geldiği zaman verir.
Demokratlığı günlüktür, tutarlılık gerektirmez. Gündelik siyaset tarihi sevmez, toplumsal belleğin zayıflığını bilir; geçmiş ile gelecek arasında kurulması mümkün olabilecek bütün bağları kopartacak bir kurgusu vardır. Hassasiyetler üzerine inşa ettiği kurgusu, sükunetten hoşlanmaz, önyargılarla hareket eder. Çünkü sükunet, bildiğinden kuşkulanmanın kapısını açar, çizgi dışına çıkılmasına zemin hazırlar. "Ne mozaiği ulan" sükunete karşı dile gelen önyargının en bilinen örneğidir.
"AKP Alevileri ve Ötekiler" (2.12.07, Radikal İki), başlıklı Yalnız Tüteloğlu imzalı yazı, günümüzde dile gelen "gündelik çıkar" tipinin çarpıcı bir örneğidir. Devlet Bakanı Yazıcıoğlu'nun, "bizim tanımımız tutmadı" itirafını irdeleyen Yüksel Işık'ı, "AKP'nin değirmenine su taşımak ve çamura bulaşmak"la suçlayan Tüteloğlu, tartışmayı zenginleştirmek yerine "gündelik çıkar siyaseti" yapıyor. Gündelik çıkarları açısından "düşman" saflarında gördüğü birinin söylediklerinden olumlu ifadeler saptanmasına öfkelenen Tüteloğlu, "arkadaş"ını, "AKP Alevisi" olarak tanımlamakta hiçbir beis görmüyor.
AKP'nin açılımı önemsenmeli
Arkadaşlar mı bilinmez ama tarih bilgisinin kullanılış biçiminden kaynaklı olarak dünyaya farklı baktıkları muhakkak! Elbette Alevilerin bugünkü problemlerinin devam etmesinde AKP'nin de sorumluluğu var. Ancak, bu sorumluluk, hükümet ettikleri süreyle sınırlı olarak değerlendirilmelidir. Dolayısıyla Alevilere ilişkin sorunların çözülememiş olmasının sorumluluğu hükümet ettiği süre kadar herkestedir.
Tüteloğlu, burun kıvırsa da, AKP'nin attığı adım, tıpkı, İsmet Berkan'ın (3.12.07, Radikal) dikkat çektiği gibi, "AKP iktidarının bu adımları atmasının kendi ana kitlesi açısından içerdiği anlam" küçümsenemez. AKP'nin bunu özgürlükçü laikliğin gereği olarak mı, Alevileri Sünnileştirmek için mi yapacağını zaman gösterecek. AKP'nin açılımına temkinli yaklaşmak gerekebilir, ancak önyargı gündelik çıkarları zedelenenlerin gösterdiği reflekstir.
Tarihsel örnekler, tartışmaya açılan bir tabunun kendi doğal mecrasını bulacağını kanıtlıyor. Dini kontrol altında tutmakla mükellef Cumhuriyet'in kurucu konsepti, konseptini değiştirmeden ve gündelik siyasette başarı elde etmek için 1949'da önce ilkokullara din dersinin konulmasını sağlamış, ardından da imam hatiplerin açılmasına izin vermişti. Gelinen nokta ortadadır! Bu nedenle Aleviliğe ilişkin CHP hükümetleri dahil, ilk kez resmi bir yetkilinin ağzından çıkan bu tarz bir zihniyet değişiminin ipuçlarını bence de önemsemek ve cesaretlendirmek gerekir.
Önemsemek ve cesaretlendirmek, kefil olmak anlamına gelmez. Tüteloğlu, Işık'ı AKP'nin kefiliymiş gibi eleştirmesi, "arkadaş"ına mı AKP'ye mi karşı olduğu pek anlaşılmasa da önyargılı olduğunu gösterir. Oysa aynı Işık, seçimlerden hemen önce AKP'nin Alevi kökenli milletvekili Reha Çamuroğlu'na "referans olan alanın, bir dizi problemi var ve bu problemleri hangi siyasal iradenin çözüme kavuşturacağı önem kazanıyor" demişti. Varolan problemlerin giderilmesi için adımlar atılmasını eleştirmek yerine cesaretlendirmek gerekmez mi? Beş yıllık hükümetleri süresince Alevileri görmezden gelmiş bir siyasal hattın, bugün cemevlerini ibadethane olarak gördüğünü açıklaması, Alevileri niye rahatsız etsin ki? Acaba bazıları günlük siyaset malzemelerinden birinin ellerinden alınmasından rahatsız olmuş olabilir mi?
Tüteloğlu'nun Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği'ne ilişkin sürece üç yıl geriden müdahil olması, "işine geldiği zaman tepki verme" refleksine benziyor. Süreci üç yıl geriden takip eden Tüteloğlu'nun eleştirdiği yazıyı okumadığı anlaşılıyor. Zira Işık'ın yazısı, "bütün bunlardan sonra Diyanet İşleri Başkanlığı'nın... verdiği olumsuz görüşleri, sorumlu Devlet Bakanı'nın görüşleri doğrultusunda değiştirip değiştirmeyeceği merak konusu, bekleyip göreceğiz" şeklinde bitiyor.
Tüteloğlu, bütçe görüşmeleri sırasında AKP milletvekili Mustafa Özbayrak'ın, Alevileri, "Mecûsiler, Bahailer, Satanistler, Yezidiler"le birlikte değerlendirmesini Işık'ı "müşkülat"a düşürdüğü sonucuna varmış. İslamcı diye küçümsediği çevrelerin bile, "Diğerleri de isterse diye hak taleplerini geri çevirmek insanlık dışı bir yaklaşımdır. Elbette diğerleri de isteyecek, istesin.." (Ufuk Coşkun, www.fikritakip.com) dediği bir ortamda, asıl "müşkülat"a Tüteloğlu'nun düştüğü açıktır. Çünkü dinler tarihine bağımsız bakabilen herkes bilir ki, "Mecûsilik de, Bahailik de, Satanistlik ve Yezidilik de" tıpkı, Alevilik ve Sünnilik gibi bir inançtır. Herkes kendi inancını önemser ancak, Alevilik de dahil, hiçbir inancın diğer inançlardan üstün bir tarafı olmadığını bilmek gerekir. Önerim, eleştiri silahını ateşli silaha çevirmeden kullanmasıdır.

MAHMUT POLAT: Dr., sosyolog, Universitat Des Saarlandes