Devletin genetiği

Devletin genetiği
Devletin genetiği

Sendikaların Taksim e çıkacağız açıklaması bile polisle bastırıldı.

Taksim'in 1 Mayıs'a yasaklanmasında Gezi fobisinden öte, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın aldığı kararların 'tartışılamaz', karşı çıkılamaz olduğunun gösterilmek istenmesi daha baskın
Haber: METE ÇUBUKÇU / Arşivi

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunda, Osmanlı İmparatorluğu’dan keskin bir kopuş gerçekleştirmiş gibi görünse de, devlet denilen organizma söz konusu olunca, neredeyse yüzyıl öncesine uzanan siyasi anlayışların çoğu zaman hiç değişmediği görülüyor. Bir anlamda devletin aktarılan genetiği de denebilir buna. Belli dönemlerde cesur adımlar atılarak bu genetikle oynansa bile genel zihinsel omurga korunuyor gibi.
Bu omurga farklı zamanlarda, farklı güç/iktidar sahiplerince eğilip bükülür lakin belli konularda açık ya da zımni hep bir zihinsel ortaklık söz konusudur. İktidarlar için devletin bekası her daim toplumdan önce gelir, toplumu denetim altında tutmak için de güvenlik paranoyası yaratılarak zihinsel ortaklık konsolide edilmeye çalışılır.
Daha düz bir ifadeyse ‘bizim’ adımıza ‘iyisini de kötüsünü de’ devlet bilir, devlet karar verir! Demokrasinin işleyişinden Meclis’e, sokaktaki siyasete kadar birçok konuda kendileri karar vermek isterler. Ama en çok rahatsız oldukları da sokak ve sokağın itirazıdır.

Güvenlik paranoyasıHer daim geçerli argümansa otoriter zihniyetlerin sık sık başvurduğu, ne anlama geldiği bilinmeyen, ‘güvenlik eksenli paranoya’dır. Bu paranoyanın öznesi her dönem farklı oldu: İrticacılar, komünistler, azınlıklar, Kürtler, İslamcılar, yeni dönemde ise kamusal alana müdahale ya da tek sesliliğe tepki gösteren herkes. Ama bu paranoyanın ortaklaştığı tek konu, her daim 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması oldu.
Geçen yüzyılın başındaki İtaat ve Terakki Cemiyeti anlayışından, Tek Parti’ye, çok partili rejimlere, darbe dönemlerinden AKP iktidarına kadar farklılık içerse de belli noktalarda anlayışlar benzerlik gösterir.
1 Mayıs sözkonusu olunca “Bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz”ci yaklaşım ve 1 Mayıs 1977’yi gerekçe göstererek yıllarca alanı kapalı tutan 12 Eylül anlayışı ile bugün kimin nerede toplanacağına karar veren, ‘kapattım gitti’ dayatması kategorik olarak farklı değil. Aslında hepsinin ortak yanı, siyasetten korkmaları. Daha açık söylemek gerekirse, 12 Eylül’ün mantığından mustarip olduğunu söyleyen bugünkü iktidar ve benzer zihniyetler sapasağlam duruyor. Agos’ta Yetvart Danzikyan çok iyi özetlemiş durumu: “Asli olarak toplumu ‘siyaset’ten arındırma takıntısıdır. Toplum tamam, elbette ki seçimden seçime oy vermeli, milli irade tecelli etmelidir ama aslında ‘siyasallaşmamalıdır’ ve iktidar sahipleri en gür sesleriyle her şeyin doğrusunu halka anlatmalıdır. (Otoritenin ta o zamanlarda da şuna buna ‘siyaset yapmayın’ demesini hatırlayın.)”

Siyaset yapmayın!Türkiye Cumhuriyeti’nin 90 yıllık demokrasi tecrübesinin Meclis’e sıkıştırıldığı, demokrasinin sadece sandık-seçmen ikilisi arasındaki tek günlük bir ‘faaliyete’ indirgendiği bu devletlü anlayış, her daim uygulanmaya çalışıldı.
Tüm bu olan bitende asıl amacın toplumu, insanları siyasetin öznesi olmaktan çıkarmak olduğu söylenebilir. Danzinkyan’dan devam edelim: “Gezi direnişinin de AKP üzerinde benzer bir etki yarattığını söyleyebiliriz. Erdoğan’ın muhafazakar, sağ zihniyetinde bunun ne kadar büyük bir travma yarattığını her gün yeni örnekleriyle bir kez daha görüyoruz zaten. Bu siyasi çizgi her ne kadar pragmatist bir çizgi olsa da devlet-toplum ilişkisi bahsinde klasik devletten çok da ayrı düşünmez. Toplum, devletin, otoritenin sözünden çıkmaması gereken bir çocuktur. Sokaklar tekinsizdir. Gençlik tekinsizdir. Hele ki sokakta hak aramak, büsbütün meseledir. Bir mesele varsa sandıkta halledilir.”
Türkiye’de gücü eline geçiren hemen her iktidar, asker- sivil fark etmeden, aynı zemin üzerine oturup benzer refleksler göstermede epey mahirdir. Bu mahir refleksin başında da 1 Mayıs’ı yasaklamak gelir.

Devlet bahşeder!2012’da Taksim’de 1 Mayıs kutlamasına ‘izin’ vermek gibi, ‘yasaklamak’ da Türkiye’de devlet olmanın gereğidir sanki. Devlet verir ve alır, halkına bahşeder!
Yıllardır yasaklama için farklı gerekçeler gösterilse bile aslında tüm bu mantığın altında yatan ‘devlet’ denilen varlığın geri adım atarak otoritesini yitirme korkusudur. AKP’ye gelecek olursak, 2010’da topluma ‘bahşettiğini’ düşündüğü ‘izin’, o günün yeni Anayasa konjonktürüne uygun bir havanın devamıdır ve vakti geçince kaldırılmasına yine kendileri karar verir. Oysa Taksim’deki 1 Mayıs kutlanması ve bunun için verilen mücadeleyi unutmamak gerek.
Bu yılki yasaklama kararına baktığımızda, 2012’deki kararın içselleştirilmiş bir özgürlük yaklaşımıyla ilişkisinin olmadığı görülür. Ancak, devletin mazereti bitmez, bu anlayış sürdükçe bitmeyecektir de. Geçen yıl meydandaki inşaat çalışmalarını gerekçe gösteren hükümet, inşaat bitmesine, Taksim’in düz bir beton alan olarak miting için uygun hale gelmesine rağmen, ‘biz alan gösteririz siz kutlarsınız’ yaklaşımıyla geleneksel devlet anlayışından ayrılmadı.
Geçen yıl Gezi’nin gelişi 1 Mayıs’tan belli olmuştu. Bu yıl da Gezi fobisinden öte, Başbakan Erdoğan ’ın aldığı kararların ‘tartışılamaz’, karşı çıkılamaz olduğu gösterilmek isteniyor. Düşünsenize, mazallah, 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkanlar, Gezi Parkı’na girip orada birkaç saat geçirirlerse, o devletin/hükümetin otoritesi ne olacak? Onlar için önemli olan bu!
Biz bize benzeriz
İşte bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti tarihinde devletin otoritesi ve bu otoritenin sarsılmaması için ortaya konan yasaklar silsilesi devam eder. Dünyanın her yerinde tarihi ve sembolik meydanlar olduğu ve farklı kutlamaların hep bu alanlarda yapıldığı bilinir. Hâlâ 1977 Katliamı gerekçe gösterilir ama bu katliamın faillerini bulmak için çaba gösterilmez.
2012’de olduğu gibi emekçilerin dayanışma gününün, herhangi bir müdahale olmadıkça barış içinde herkesin şarkısını söyleyebildiği ve hakkını haykırabildiği bir gün olarak kutlandığı apaçık ortada. Bütün dünyada otoriter eğilimlerin şiddetten beslendiği de zaten sır değil. Siyaseten devletin bir işi de zor kullanmaktır.
Bu ülkede ‘dejavu’ yaşamamak için daha kaç yaşına gelmemiz gerekiyor? Doğada karşı çıktığımız genetik oynamaları, devletin mantığı söz konusu olunca yeniden düşünmek gerekir. Özellikle Türkiye’deki muhafazakâr sağ geleneğin 1 Mayıs takıntısı da bir genetiğin devamı gibidir. Ne demişler: “Biz bize benzeriz”.