Dil yarası, yürek ağrısı

Dil yarası, yürek ağrısı
Dil yarası, yürek ağrısı
Anadilde eğitim tartışmaları dört bir yandan sürerken, Diyarbakır Sosyal ve Siyasal Araştırmalar Enstitüsü, iki yıldır üzerinde çalıştığı 'Kürt Öğrencilerin Eğitiminde Kullanılacak Modeller' raporunu açıkladı. Diyarbakırlı milletvekilleri de destek verdi
Haber: NAZAN ÖZCAN / Arşivi

“Türkçe dil, Kürtçe’nin ‘dıl’ına benzer. Dıl, Kürtçe yürek demektir. O yüzden anadille ilgili yapılan her kötü yorum , verilmeyen hak bizi yürekten yaralar.” Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nün (DİSA) kurucularından Necdet İpekyüz’ün, Diyarbakır’da Cumartesi günü yapılan ‘Anadili Temelli Çok Dilli ve Çok Diyalektli Dinamik Eğitim: Kürt Öğrencilerin Eğitiminde Kullanılabilecek Modeller’ toplantısının sonunda söylediği bu cümle belki de, Kürtlerin anadilde eğitim talebini en “insani” şekilde anlatan cümleydi. Toplantının bilimsel ve siyasi yanları ve katılımcıları da vardı. İlk oturumda Boğaziçi Üniversitesi’nden Şerif Derince, Dicle Üniversitesi’nden Vahap Coşkun gibi akademisyenler iki yıldır üzerinde çalışılan ‘Kürt Öğrencilerin Eğitiminde Kullanılacak Modeller’ raporunu sundular, ikinci oturumda ise AKP Diyarbakır milletvekili Galip Ensarioğlu ve BDP Diyarbakır milletvekili Altan Tan, anadilde eğitim hakkının siyasi tarafını tartıştı. 

Çok dilli eğitim modelleri 

Derince’nin tam da Kürtçe eğitimin hararetli bir şekilde tartışıldığı dönemde hazırladığı rapor, başta Kürtçe olmak üzere Türkiye’deki tüm anadillerin okullarda eğitim dili olarak kullanılabilmesini, çokdilli ve çok kültürlü bir gelecek oluşturabilmeyi amaçlıyor. Rapor hazırlanırken, Kürt öğrencilere öğretmenlik yapan öğretmenlerle çalışmalar yapılmış ve Bask, Nepal, Tayland, Bolivya, Peru gibi çokdilli eğitim yapılan dünya örneklerine bakılmış. Bunlardan hareketle okul öncesiyle birlikte dokuz yılı kapsayan dört eğitim modeli oluşturulmuş. 1. model, yalnızca Kürtçe bilen veya daha çok Kürtçe konuşan öğrenciler için hazırlanmış. Yani, Kürt köylerinde yaşayan çocuklara yönelik bir model. Modelde okul öncesi dönemde eğitim dili olan Kürtçe sözel olarak veriliyor. Hatta Kurmanci konuşan çocuklara Zazaca -ya da tam tersi- öğretiliyor. Birinci sınıfta yazılı Kürtçeye geçiliyor, eğitim dili Kürtçe oluyor ve bu arada sözel Türkçe başlıyor. İkinci sınıfta her ikisinin de sözel ve yazılı öğretimi devam ederken, üçüncü sınıfta sözel olarak İngilizce dersleri başlıyor. Dördüncü sınıfta ise bunlar devam ederken, müfredat derslerinden biri Kürtçe ise Türkçe öğretiliyor. 7. ve 8. sınıflarda ise üç dilin yazılı eğitimi devam ederken, bazı dersler Türkçe olabiliyor ve bir ders de tamamen İngilizce veriliyor. 2. model de buna benzer fakat 2. modelde hem Kürtçeyi hem de Türkçeyi iyi bilen öğrenciler için oluşturulmuş. 3. model ise yalnızca Türkçe bilen veya daha çok Türkçe konuşan Kürt öğrencileri hedefliyor. Yani Batıya göç etmiş ve Kürtçeyi az bilen, anlıyorum ama konuşamıyorum diyen çocuklar için. 4. model ise birinci dili Türkçe olmuş Kürt öğrencileri, Kürtçe dahil, çokdilli yetiştirilmek üzere tasarlanmış. Derince, “Anadillerinin canlandırıldığı model bu. Ama Türkçeyi de bastırmıyor ve aşağılamıyor” diyor ve devam ediyor: “Bunlar hemen yarın uygulanacak modeller değil tabii. En azından altyapının hazırlanması için bir beş yıl gerekli.” Necdet İpekyüz ise sadece Kürtçe eğitim isteniyor gibi algılanmasına karşı şöyle diyor: “DİSA’nın amacı hiçbir anadilin kaybolmaması. Bu başka bölgelerde başka anadillerle de uygulanabilir. Çünkü anadilde eğitim bölücü değil, birleştiricidir. O yüzden Türkiye’de bütün anadiller yasal güvenceye alınmalı. Ayrıca Kürtçe eğitim şu anda hangi görüşten olursa olsun bütün Kürtlerin ortak talebidir.” 

Siyasi taraftan bakınca 

Toplantının ikinci oturumunda kendi partilerinin anadil eğitimiyle ilgili programlarını anlatmak üzere gelen AKP Diyarbakır milletvekili Galip Ensarioğlu ve BDP Diyarbakır milletvekili Altan Tan vardı. CHP ’li Atilla Kart ise son anda çıkan bir işi nedeniyle gelememişti.
Ensarioğlu, “Kürtler asimile olmadılar ama dil erozyona uğruyor. Globalleşmeden önce dili muhafaza etmek daha kolaydı, şimdi daha zor. Bu dili eğitim dili yapmazsanız, devletin müdahalesi olmazsa, Kürtçe yok olacak” diyor ve ekliyor: “Belki artık çocuklarımızın adı Baran, Delal gibi Kürtçe isimler ama isimleri Kürtçe olan bu çocuklar Kürtçeyi bilmiyorlar.” Ensarioğlu, son beş yıldır, her görüşten Kürtün ortaklaştığı talebin anadilde eğitim olduğunu söyleyip şöyle diyor: “Anadilde eğitim bir demokratik hak olduğu gibi insani bir haktır ve Kürtler bu taleplerinden vazgeçmeyecekler ve bunu da pazarlık konusu yapmayacaklar.” Ensarioğlu, kendi partisinin de daha düne kadar Kürtçenin seçmeli ders olarak bile verilmesini düşünmediğini ve bu nedenle seçmeli Kürtçe dersinin önemli bir adım olduğunu söylüyor: “Anadilde eğitim farklı azınlıklar için var. Bunların dışında İngilizce ve Fransızca okullar var. Ama Kürtlere gelince ‘azınlık değilsiniz’ deniyor. Ne azınlık hakları ne eşitlik hukuku Kürtlere uygulanıyor. Evet seçmeli Kürtçe ders devrimdir ama yeterli değildir. Başbakan son kongrede anadilde savunma hakkı ve kamusal alandaki Kürtçe ile ilgili düzenlemeler yapılacağını söyledi. Bu gelişmeler bizi kaçınılmaz olarak anadilde eğitime götürecektir.” Tabii bu toplantı, Başbakan’ın “seçmeli ders nelerine yetmiyor” diye bağırmasından önceydi!  

Beş yıl vakit yok 

Altan Tan ise üyesi olduğu Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda anadilde eğitim konusunun konuşulduğunu ve herkes tarafından da kabul edildiğini söylüyor: “İster CHP, ister AKP isterse BDP olsun, aramızdaki toplantılarda bütün arkadaşlarımız anadilde eğitimin olması gerektiğini söylüyor. Ama önemli olan bunu siyasi arenada yüksek sesle söyleyebilmek.” Tan, ayrıca beş yıllık bir geçiş sürecini de uzun bulduğunu belirtiyor. “Türkiye’nin seçmeli Kürtçe derslerle beş yıl idare edeyim gibi bir şansı yok, hatta iki yılı bile yok. Çünkü Ortadoğu yeniden şekilleniyor.” Öte yandan Tan, seçmeli Kürtçe derslerinin boykot edilmesini de doğru bulmuyor: “Türkiye’deki derin akıl, Kürtlere mümkün olduğu kadar az vermek, az verdiğini geç vermek, bunun da içini boşaltmak istiyor. Yine de ben seçmeli derslerin boykot edilmesini yanlış buluyorum. Demokratik kanalları kullanarak protesto etmek, örneğin 450 bin öğrenci için dilekçe vermek bu siyaseti daha çok zorlardı.”