"Dili ve kültürü farklı olanlara karşı her zaman ilgim oldu"

"Dili ve kültürü farklı olanlara karşı her zaman ilgim oldu"
"Dili ve kültürü farklı olanlara karşı her zaman ilgim oldu"

Büşra Ersanlı, Robert Kolej de okurken.

Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler'in eski bölüm başkanı Prof. Dr. Büşra Ersanlı, BDP'nin Siyaset Akademisi'nde ders verince KCK Operasyonuyla tutuklandı. Büşra hoca 12 Mart'ta da işkence görmüştü
Haber: AVAŞİN YORULMAZ - avasinyorulmaz@msn.com / Arşivi

Son KCK (Koma Civakên Kurdistan) operasyonunda tutuklananlar arasında BDP meclis üyesi Prof. Dr. Büşra Ersanlı da var. Büşra hoca cezaeviyle ilk kez tanışmıyor. 1972 Nisan ayında tutuklanıp Ankara Dışkapı Cezaevine götürülmüş. 12 Mart darbesinin “gözaltına alınması gerekenler” arasındaydı. İnandığı fikirler için “kimsenin hakkını gasp etmeden” çalışmış. Örgüt üyesi olmamasına rağmen örgüt üyeliğinden ceza almış. 1974 Ecevit affıyla tahliye olmuş. Prof. Dr. Büşra Ersanlı, inandığı sosyalist düşünceler için hep çalışmış. Muhalif olmanın gereklerini yerine getirmiş. Büşra hocayla cezaevi yıllarını konuşmuştuk daha önce. 1950 yılında İstanbul ’da doğmuş olan Prof. Dr. Büşra Ersanlı’yı kendisinden dinleyelim. 

Çocukluk ve Arnavutköy
Anne tarafım dört kuşaktır İstanbul’da. Bulgaristan Varna’dan gelmişler. Oraya da Kırım’dan göç ettiklerini tahmin ediyorum. Baba tarafım ise Erzincanlı. Sağıroğlu ailesinden ve köken de Akkoyunlu. Sağıroğlu ailesinden Sabit Sağıroğlu birinci mecliste muhalif kanattandı. Babamın ailesi 1939 Erzincan depreminde İstanbul’a yerleşmiş. Babam elektrik mühendisi, TEKEL’de çalışmış uzman müşavir olarak. Arnavutköy’de oturuyorduk. Arnavutköy ilkokuluna devam ettim. Arnavutköy’de Rum ve Ermeni çok vardı. Özellikle Ermeniler yoğunluktaydı. Piyano hocam Ermeniydi. Arkadaşlarım genellikle Ermeniydi. Evlerinde Hazreti İsa’nın resimlerini ve ikonlarını görüyordum. Onların dedeleri zannediyordum. Bana sormuşlardı en çok hangi arkadaşlarını seviyorsun diye ben de ‘İsa’nın torunları’ demiştim onların dedesi olduğunu sandığım için. Peygamber olduğunu bilmiyordum o zaman. Bunu fark ettiğimden bu yana dili ve kültürü farklı olan insanlara her zaman çok büyük bir ilgim oldu…” 

Robert Kolej
Arnavutköy tipik bir Boğaz mahallesiydi. Bir Ortodoks Rum kilisesi, bir Rum ilkokulu vardı. Dar sokakları saklambaç oynamaya çok müsaitti. Bir de yazlık sineması vardı. Her yerde yoktu o zaman. Çarşısı pazarı çok zengindi. Karadeniz’den göç etmiş çok sayıda aile vardı. İlk defa orada Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı siyahi bir aileyi gördüm. Ailede Türkçe konuşuyorlardı. Son derece kozmopolit bir ortamdı. Çok güzel eski ve büyük ahşap evler vardı. Bunların çoğu da Rum evleriydi. İstanbul’un en bakımlı kilisesi oradaydı. Balıkçılık ve restoranları zengin olan bir yerdi. Robert Kolej’e girdim. Arnavutköy’ün tepesindedir Robert Kolej. Oraya girdikten hemen sonra Bebek’e taşındık. O zaman Bebek aşırı zengin ve sosyetik değildi. O zaman bile Bebek, Arnavutköy’den daha zengindi. Düz soldan ziyade muhalif her şeyi sorgulayan bir ekip oluşturmuştuk okulun içinde. Amerikan okulunda olmamıza rağmen anti-Amerikan bir durum ortaya çıktı. İyi bir eğitim alıyorduk ama bazı şeyler yapay geliyordu. Lisenin 3 ve 4. sınıflarında -67-68 oluyor- NATO’ya Hayır, Boğaz Köprüsüne Hayır pulları vardı, onları değişik yerlere yapıştırıyorduk. Böyle bir muhalif tutum içindeydik. O dönemde bazı Marksist eserleri okumaya başladım. Felsefenin Temel İlkeleri, Ailenin, Devletin ve Özel Mülkiyetin Kökeni (Engels) Komünist Manifesto...” 

Türk Solu
18 yaşında Türk Solu dergisinde çalışmaya başladım. Tashih yapıyordum. Türkiye solundan birtakım insanlarla tanıştım. Doğu Perinçek ablamın eşiydi. O vasıtayla zaten oraya tashih yapmaya gittim. Ama kendi duruşum da o taraftaydı zaten. 18 yaşında aktif çalıştım. Yoğun bir biçimde çeviriler yaptım. Çeviriler 70’lerin sonuna kadar sürdü. İsimlerimiz görülmüyordu çevirilerde. İsmimin üzerinde gözüktüğü ilk çeviri kitabım Koral yayınlarından çıktı. Çin Kültür Devrimi’ne ilişkin kitaplar… Enver Hoca’nın eserlerini çevirdim. Çeviriye ara verdim. 91 yılında Milliyetçilik Teorileri Üzerine bir kitabı arkadaşımla birlikte çevirdim. Proleter Devrimci Hareket, Maocu Aydınlık Hareketi, Türkiye İhtilalcı İşçi Köylü Partisi, Şafak Hareketi… Doğu Perinçek ve Bora Gözen’in olduğu çizgide bulundum uzun zaman. Hiçbir zaman parti üyesi olmadım. Gazete satmak, matbaa çalışmalarında bulunmak, grevlerde yer almak, gecekondu çalışmaları yapmak, eğitim çalışmalarında bulunmak şeklinde oldu. 

Tutuklanma
Örgüt üyesi olmak, gizli yayın çıkartmak… Ama ben örgüt üyesi değildim. TİİKP İstanbul kolunda çalışmakla suçlanıyordum. Üyesi olmadan yaptığım çalışmayı parti üyesi olarak değerlendirdiler. Siyasi şubeye götürdüler. Bebek’te oturuyordum. Evi sardılar ve oradan götürdüler. Anne babamı da aldılar yataklık yaptıkları gerekçesiyle. Anne babamı 10 gün sonra bıraktılar. Gözaltında 30 gün kaldık. Tutuklayarak cezaevine götürüldük Ankara’ya. 

İşkence
İşkence gördüm ama arkadaşlarımın gördüğü ağır işkenceleri görmedim. Dayak yedim, falakaya yatırıldım. Arkadaşlarımın bazılarına çok daha kötü işkence yaptılar. Elektrik vermek, cop sokmak gibi… Onlara maruz kalmadım. Kelepçeleyip Ankara Dışkapı cezaevine getirdiler. Behice Boran, Sevgi Soysal oradaydı. İki koğuş vardı karşılıklı, o koğuşların birine yerleştirdiler bizi. Yıldırım Bölge’deki koğuşlardan birine koydular. Bizim koğuşta Gülay Göktürk, Şule Perinçek, Leyla Yurdakul, Armağan Anar… 28 kişiydik galiba. Fiziksel işkence yoktu, fiziksel işkenceyi daha çok erkek arkadaşlara yapıyorlardı, bize farklı işkenceler yapıyorlardı. Mesela midesinden rahatsız olana aspirin vermek, havalandırmaya, görüşe çıkartmamak, hakaret etmek gibi şeyler çok oluyordu. Ama biz pek aldırmıyorduk bunlara. Çoğumuzun dişleri orada çürüdü.
Maalesef adını hatırlayamadığım çok faşist ruhlu bir adam vardı. Uzun boylu. Çizmelerini birbirine sürterek yürürdü. Bir de Zafer adında bir polis kadın vardı. Manevi işkenceyi sürdürme konusunda eğitim almış insanlardı. Hiç normal davranamıyorlardı. Yemek alırken, yemek verirken, girerken, çıkarken sürekli hakaretler oluyordu. Fakat biz bir arada olmaktan çok mutlu olduğumuz için ve bir de bende aşırı düzeyde bir iyimserlik var… 

Tahliye
74 Ecevit affıyla çıktım. 15 yıl isteniyordu benim için. On yıl kadar yatacaktım. Dört yıl da Doğubayazıt’a sürgün. Düşünebiliyor musunuz iki genç kızı - ben ve Sema Bulutsuz- Doğubayazıt’a sürgün etmek. Gittim orayı gördüm. Havası o kadar güzel ki. Merkezde de insan hakları anıtı var o da çok hoşuma gitti. Çıktığımda Uğur Mumcu ve Sevgi Soysal beni almaya geldiler. Annem ve ablamla birlikte beş kişi bir arabaya bindik. Güle eğlene. Doğan Yurdakul arkadaşımızın evine gidip mantı yedik. Bizim için yapmışlardı. Sonra ablamın Ankara’daki evine geldim. Bir müddet çatal bıçakla yemek yiyemedim kaşıkla yedim. 

AVAŞİN YORULMAZ:  Kocaeli Üni., Güzel Sanatlar Fak.