DİSK'in arşivi açıldı

Sosyal bilimci Paul Connerton, "Her başlangıcın içinde anımsama öğesi yatar" diyor. Kronikleşen sorunlar karşısında bir türlü taze, yeni başlangıçlar yapamamamızı anımsamaya, anımsatmaya ilişkin mekanizmalardan yoksun olmamıza da bağlamak mümkün.
Haber: ZAFER AYDIN / Arşivi

Sosyal bilimci Paul Connerton, "Her başlangıcın içinde anımsama öğesi yatar" diyor. Kronikleşen sorunlar karşısında bir türlü taze, yeni başlangıçlar yapamamamızı anımsamaya, anımsatmaya ilişkin mekanizmalardan yoksun olmamıza da bağlamak mümkün. Toplumsal ve bireysel hafızalarımıza işlerlik kazandıracak mekanizmalardan biri, belki de en önemlisi arşiv. Fakat arşivin, belge bilgi biriktirmenin ne günlük hayatta bu önemine denk bir karşılığı ne de toplumsal kültürümüz içinde özel bir yeri var. Devlet kuruluşlarının, şirketlerin, siyasal partilerin, toplumsal örgütlerin çoğunun doğru düzgün arşivleri yok, olanların da belgeleri karanlık odalarda mahremiyet kilitleri, ambargolar altında gün ışığı bekliyor...
Geçtiğimiz günlerde bu alanda bir istisna yaşandı, Türkiye sendikal hareketinin önemli merkezlerinden DİSK, 40. yılında kendine ait belgeleri, "40 yılın arşivini" kullanıma açtı, gün ışığına çıkardı. 12 Eylülcüler, pek çok kurumun bu arada CHP'nin ve Cumhuriyet Senatosu'nun arşivine büyük bir vandallıkla saldırırken DİSK'in arşivlerini "korumuş". Eğrisi doğrusuna denk gelmiş; 12 Eylülcüler DİSK davasına delil üreteceğiz diye uğraşırken DİSK arşivi kağıt hamuru olmaktan kurtulmuş. El konulan belgeler, davanın beraatla sonuçlanmasının ardından 1991 yılında DİSK'e iade edilmişti. Bu malzeme, DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) ve TÜSTAV (Türkiye Sosyal Tarih Araştırmaları Vakfı) arasında geliştirilen işbirliği, bir grup insanın gönüllü emeği ve katkısı ile tasnif edilerek kullanıma hazır hale geldi. Tabii belgelerin TÜSTAV'a gelmesinden önce Fahri Aral, Feza Kürkçüoğlu ve diğer DİSK çalışanlarının çabalarını da unutmamak gerekiyor. İlgilenenler, DİSK arşivinde yer alan belge başlıklarına www.disk.org.tr ve www.tustav. org adreslerinden, belgelerin aslına da TÜSTAV'dan ulaşılabilirler.
Kıymetli arşiv
Dokunulmazlıkların, tabuların, mahremiyetlerin sınırlarını çizdiği, demokrasi kültürü içinde bir toplumsal örgütün, büyük bir özgüven örneği sergileyerek belgelerini açması tek başına bile büyük değer taşıyor. Arşivde yer alan belgelerin özgünlüğü ve zenginliği, işin değerini bir kat daha artırıyor. DİSK arşivinde yer alan tek tek her bir belge DİSK'te oluşturulan kurumsal kültürün, yaratılan geleneğin, değerlerin ve işleyiş ilkelerinin izleriyle dolu. Her bir kuruşun harcanmasında sergilenen titizlikte, bir toplantı için yapılmış ayrıntılı iş bölümünde ya da bir grev kararının deftere kaydedilmesinde DİSK'i DİSK yapan değerlerin, bir dönem sendikacılarının taşıdıkları hassasiyetlerin örneklerini bulmak mümkün. O dönemi hiç bilmeyen biri dahi belgelere bakarak sendikacılığın nasıl büyük bir özveriyle yerine getirilmeye çalışılan fikir ve ideal işi olduğunu görecektir. Bugün sendikal hareketin içinde bulunduğu durum nedeniyle yeni arayışlar her zamankinden daha vazgeçilmez bir öneme sahip. Bu açıdan da DİSK arşivi sadece sosyal bilimcilerin, emek tarihçilerinin değil, sendikal hareketin yenilenmesi için çaba harcayanların da, genç kuşak işçilerin de incelemesine, ilgisine değer bir nitelik taşıyor.
Casus diplomatlar
DİSK'in belgelerinde sadece DİSK'in geçmişini, soyağacını değil, Türkiye'nin sosyal siyasal tarihinden kesitler de bulmak mümkün. DİSK'in 40 yıllık tarihinin dörtte birinden fazlası 12 Eylül'ün baskı dönemi altında geçti. Bu döneme ait belgeler 12 Eylül'ün hukuksuzluğunun, 12 Eylülcülerin sahip olduğu zihniyetin, Türkiye'ye yaşatılan saçmalığın kanıtları olarak arşivlerde yer alıyor. Türkiye'yi nasıl bir paranoyanın teslim aldığını çoğumuz unutmuştuk, arşivler hatırlatıyor: Sıkıyönetim savcıları Türkiye'de bulunan elçiliklerin resepsiyon davetiyelerini, Kemal Türkler'in öldürülmesi üzerine büyükelçiler tarafından DİSK'e gönderilen taziye mesajlarını "casusluk" suçlamasının delili olarak dosyaya koyabilmişler. Bugün kimseye akılcı gelmeyen, bu ve benzeri saçmasapan suçlamalarla insanlar işkence görüp, idamla yargılanıp yıllarca hapis yattı. Yine hatırlanacağı gibi 12 Eylül'ün başı Kenan Evren, meydanlarda sendikalar ve sendikacılar hakkında esip savurup peşin hükümle onları "kendi çıkarları için işçiyi satmakla, sendika ağalığıyla" suçladı. Belgeler bu peşin hükmün "kanıtlarını" bulmak için epeyce bir mesai harcandığını ortaya koyuyor. 67 vilayetin tapu dairelerine, bankalara yazı yazan sıkıyönetim komutanlıkları sendikacılar ve yakınlarının adlarına kayıtlı, menkul ve gayrımenkullerin dökümlerini istemişler. Fakat bir şey bulamamış olmalılar ki, taziye mesajlarından casusluk suçlaması çıkaranlar bu konuda bir "laf" edememişler.
Bu tip belgelerin herkes için ulaşılabilir hale gelmesi bir dönemin daha iyi anlaşılmasına imkan yarattığı gibi, benzer süreçlerin bir daha yaşanmaması için eğitici, öğretici bir işlevi de olabilir.
DİSK arşivinin açılması geçmişin, geleceğe taşınması, sosyal siyasal süreçlere demokratik bir nitelik kazandırmak için önemli bir çaba. Türkiye'nin sığlığa, mahremiyetlere, tabulara, teslim olmaması, bilgiye belgeye özgürce ulaşabilmesi için bu tip çabaların çoğalması gerekiyor. İtibar eden çıkar mı bilinmez ama DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi'nin 12 Şubat 2007 tarihinde arşivleri açtıklarını duyurduğu basın toplantısında söyledikleri, yaptığı çağrı son derece önemli: "DİSK olarak bu konuda bir ilke imza atıyor, kurtardığımız, gözbebeğimiz gibi koruduğumuz arşivimizi halka açıyoruz. Açarken de, Türkiye'de siyasal yaşamımızın daha demokratik, daha katılımcı, daha şeffaf olması yolunda başta devlet ve siyasi partiler olmak üzere tüm kurum ve kuruluşların, tüm arşivlerini kamuoyunun kullanımına açmaları çağrısında bulunuyoruz."