Diyanet ve kadın

İslami hareketin kendini yeniden tanımlama sürecinde kadınların sözü her zamankinden daha fazla dinlenecek
Haber: ZEHRA YILMAZ / Arşivi

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, 2-4 Aralık arasındaki 5. Dini Yayınlar Kongresi’nin gündemi “Kadın Konulu Dini Yayınlar”dı. Zengin bir içeriği olan toplantının ana tartışma konusu tefsirlerde, hadislerde ve fıkıh metinlerinde kadına yönelik yapılan yorumların her dönemin kültürel etkisinin neticesinde ortaya çıktığı, İslam dininin özünde kadına yönelik bir ayrımın olmadığına ilişkindi. Yer yer “vahy yoluyla gelmiş metinler dünyevi tartışmalar üzerinden değerlendirilemez” ya da “ bugün oturup bize bu emaneti devretmiş olan fıkıh ve hadis aktarıcılarını böyle eleştiremeyiz” gibi itirazlar gelse de, genel eğilim İslam külliyatında egemen olan kadına yönelik ayrımcı kültürel öğeleri ayıklamaya dönüktü.
Toplantıda dini ve popüler metinlerde, gazetelerde, sanal alemde ya da sinemada dindar kadının temsiline kadar çok çeşitli başlıklar tartışıldı. Tümüyle kadın-erkek eşitliği üzerinden İslam’ı yeniden düşünmeye odaklanan toplantıda, yer yer alışkanlıkların etkisiyle dindar erkekleri anlamak ve eleştirmek yerine hala muhalif olarak algıladığı ideoloji yani cumhuriyet modernleşmesinin kendisini nasıl tanımladığı üzerine düşünenler de vardı. Örneğin, Anadolu kadınının sinemadaki temsili tartışılırken “Anadolu kadınları daima, İslami isimlerle adlandırılmış, cahil, içe kapanık, asosoyal gösterilmiştir. Oysa Anadolu kadını güçlü, sosyal ve mücadelecidir” gibi totalleştirici hatta muhalif olarak gördüğü ideolojinin temeli ikilikleri yeniden üreten ve genelleştirmeler yapmak gibi hatalara düşen metinler de vardı. 

Feminizm ve İslam
Ancak tam da bu ikilikler üzerinden kurulan bu söyleme itiraz, yine kendi içlerinden dindar kadın edebiyatının önemli isimlerinden Yıldız Ramazanoğlu’ndan geldi. Ramazanoğlu, doğrudan dindar erkeklerin yüzüne karşı konuştu ve “İslam’ın Müslüman kadınlara her şeyi verdiğini söylemek, Atatürk bize her şeyi verdiyle aynı anlama gelir. Müslüman kadınların sorunlarının üzerini örter” dedi. Ramazanoğlu aynı zamanda erkeklerin İslam dünyasında egemen olan ataerkil yorumların eleştirisini yapan dindar kadınları feministleşmek ve erkekleşmekle suçlamasını onları susturmaya dönük bir hamle olarak değerlendirdi.
Nitekim, toplantıda her kesimden dindarlara temsil imkanı sağlanmışken, kendisini feminist olarak tanımlayan dindarlar, oturum başkanı olarak dahi konferansta yer bulamadı. Örneğin bugün kendisini dindar bir feminist olarak tanımlamakta sorun görmeyen Hidayet Şefkatli Tuksal, tüm toplantıyı seyirciler arasından takip etti. Zira, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez bir anlamda bu tercihin nedenini ve kadın-erkek eşitliğine ilişkin, dindar kesimin ve diyanetin sınırlarını sonuç bildirgesinde şöyle tanımladı: “Modern bir ideolojik söylem olarak feminizm ile ilahi bir din olan İslam’ın ve İslami değerlerin karşılaştırılamayacağı unutulmamalıdır.” Özetle, Diyanet konferansın sonunda kadın söyleminin güçlendirilmesine vize verirken, bunun dindar kesim açısından çok önemli olan aile ve annelik gibi kurumları ve rolleri sorunsallaştıran feminizm gibi bir ideoloji üzerinden yapılması tartışmalarına açık bir mesafe koydu. 

Kompleksleri aşmak
Konferansın dikkat çeken bir diğer özelliği ise, neredeyse tüm konuşmalarda ifade edilen “komplekslerimizi aşmalıyız” vurgusuydu. Kimse dindar kesimin nasıl bir kompleks içinde olduğunu açıklamadı ama dışarıdan çok az kişinin izlediği neredeyse tamamının dindar insanlardan oluşan toplantıda herhangi bir açıklamaya ihtiyaç duymadan herkes bu komplekslerin ne olduğu konusunda hemfikirdi.
Dindar insanların “komplekslerimizi aşmak” ile neyi kastettiğini açıklamak güç. Ama bu vurgu bende şu intibayı bıraktı: Cumhuriyet tarihinden bu yana ikincilleştirildiğine, bastırıldığına inanan dindar kesim, uzun yıllardır kullandıkları “mağdur” söylemini tasfiye etme çabası içinde. O nedenle de Kenan Çayır’ın konferansta ifade ettiği gibi Emine Şenlikoğlu ya da Şule Yüksel Şenler gibi yazarların öncülük ettiği hidayet romanlarında hakim olan ezilen dindar kadın kahramanlar artık rağbet görmüyor. Onun yerine dindar edebiyatçı Sibel Eraslan konuşmasında hidayet romanlarının yeni temsilcisi olarak Elif Şafak’ı işaret etti. “O da hidayet romanları içinden sayılabilir” dedi. Öyleyse, Elif Şafak, dindar olmasa da inançlı, eğitimli, uluslararası bağlantıları olan, ‘modern görünümlü’, güçlü kadın profiliyle romanlarındaki kurgusal kahramanları aşan gerçek kahraman olarak dindar kadınlar için yeni hidayete erme modeli olarak görülüyor diyebiliriz.
Elbette dindar kadınlarda hakim olan “komplekslerimizi aşmak” söylemi, dindar kesimin son yılda zenginleşmesi ve orta sınıflaşmaya başlamasıyla da yakından ilişkili. Ekonomik ve sosyolojik olarak bir dönüşüm yaşayan dindarlar şimdi kadınları ve erkekleriyle kendilerini yeniden tanımlama ve bunu çağın ruhunu yakalayarak yapma çabası içinde. “Artık komplekslerimizi aşalım!” cümlesinin alt metninde artık muktedir olduklarının farkında olma ve ona uygun daha güçlü bir kimlik oluşturma çabası da var.
2000’lerin başında erkeklerin karşısında bacak bacak üstüne atarak oturmaları dahi “fitne” unsuru olarak görülen dindar kadınlar, bugün erkekeklerin yüzüne doğru oldukça eleştirel konuşuyorlar. Üstelik sadece bacak bacak üstüne atmıyor, bir de parmaklarını erkeklerinin yüzüne doğru sallıyorlar. Bu on yıllık süre içinde dindar kadınların yaşadığı müthiş bir değişim. Bu da gösteriyor ki İslami hareketin kendini yeniden tanımlama sürecinde kadınların sözü her zamankinden daha fazla dinlenecek. 

İslamın ötekileri
Sonuç olarak, dindarlar için bu toplantı gösteriyor ki cumhuriyetin temel ideolojisi Kemalizmle mücadele, dindarların gündeminde artık ikincil bir tartışma konusu olmaya başlamış ve dindarlar kendi içlerine dönmüş durumdalar. Ancak bu noktada toplantının en temel sorununa değinmeden geçmek istemem. Dindar insanların tüm “mağduriyet” söylemi içinde ve Kemalizm eleştirisinde hiçbir zaman asıl olarak sorunsallaştırmadıkları cumhuriyetin Sünni Müslümanlığı kurumsallaştırdığı Diyanet içinden “kadın” konusunu tartışanlar, bugün de konferans çerçevesinde Alevilikle ilgili tek bir tebliği gündeme almadı. Dinden anlaşılan, Sünni İslam’dı. Bu nedenle, egemen olan Sünni İslam daimi mağduru alevileri “kadın” konulu toplantıda da gündemine almadı. Eğer dindar kesim bir kompleksi aşma çabasındaysa, kendine dönük eleştirisinde, kendi yarattığı ‘ötekileri’ ile hesaplaşmasını da ertelememelidir. Çünkü ancak oradan hem kadınlar hem de erkekler için daha özgürlükçü ve demokratik bir söyleme ulaşılabilir. 

ZEHRA YILMAZ: Ankara Üni., Doktora