Diyarbakır sokaklarının yoksulları

Yoksulluk sosyal ahengi bozan, bireyler üzerinde sosyo-psikolojik olumsuz etkiler yaratan, bireysel ve toplumsal sorunları da beraberinde getiren bir olgudur.
Haber: M. BURAK BULUTTEKİN / Arşivi

Yoksulluk sosyal ahengi bozan, bireyler üzerinde sosyo-psikolojik olumsuz etkiler yaratan, bireysel ve toplumsal sorunları da beraberinde getiren bir olgudur. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, Türkiye'de mutlak yoksulluk olarak tanımlanan günde 1 dolarla geçinenlerin oranı yüzde 2, yoksulluk sınırı diye tarif edilen günde 2 dolarla geçinenlerin oranı ise yüzde 10,3. Doğu ve Güneydoğu'ya yaklaştıkça yükselen bu yoksulluk, işsizlik ve göç etkileşimiyle karşılıklı beslenerek, çözülmesi güç bir paradoks haline geliyor.
Yoksulluğun pençeleri bir aileye uzandığında, bundan en çok etkilenen, en çok zarar görenler -şüphesiz- büyüme, gelişme ve yaşama hakları riske atılanlar, o ailenin en küçük üyeleri yeni çocuklar. Gelir azlığı nedeniyle "yıpranmış" yoksul ailelerde, sorunlarının çözümü için tüm aile fertlerine "istemli/istemsiz" ciddi sorumluluklar yüklenir. Özellikle çalıştır(ıl)abilme kolaylığı nedeniyle -ilk başta- çocuklar, birer gelir kaynağı olarak algılanır. Bunun sonucu olarak, -yoksulluğun, ekonomik anlamdaki, kuşkusuz en önemli göstergelerinden biri olan- çocukların çalış(tırıl)ması kaçınılmaz bir hal alır. Çalışmak zorunda olan -eğitim/öğretim çağındaki- bu yoksul çocuklar ülkenin ekonomik şartlarının (istihdam özelliklerinin) uygun/yeterli olmaması neticesinde sokağa itilir hale geliyor ve nihayetinde "yoksulluk", "çalışma hayatı", "sokak ortamı" ve "çocukluk" olgularının ağır sorumluluklarını birleştirerek "sokakta çalışan çocuklar"ı meydana getiriyor.
"Yoksulluk-sokakta çalışan çocuk ilişkisini, bu durumdan en çok etkilenen il olan Diyarbakır üzerinden analiz edebilmek" amacıyla yaptığım araştırma, sonuçları itibarıyla durumun önemine vurgu yapıyor. Araştırma 2007 yılı Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında, Diyarbakır il merkezinde, 5-14 yaş arasında sokakta çalışan 316 çocuk üzerinde uygulandı. Diyarbakır; -Dağkapı (105 kişi, yüzde 33,3), Ofis (86 kişi, yüzde 27,2), Bağlar (63 kişi, yüzde 19,9), Koşuyolu (56 kişi, yüzde 17,8) ve Diclekent (6 kişi, yüzde 1,8) semtleri olmak üzere- 5 bölgeye ayrıldı ve çocuklarla, çalışma ortamlarında "direkt olarak" iletişime geçildi. Yapılan bu araştırma sonuçlarına göre:
Sokakta çalışan çocukların;
- Yüzde 77,5'i erkek (245 kişi), yüzde 22,5'i kız (71 kişi) çocuğu.
- Yüzde 3,8'i (5 ve 6 yaş) okul öncesi eğitim çağında, yüzde 96,2'si (yüzde 21,8'i 13 yaşında) ilköğretim çağında olmalarına rağmen; yüzde 21,2'si (bunların yüzde 67,9'u ekonomik nedenlerle) okula gitmezken, yüzde 9,8'i okuryazar bile değil.
- Yüzde 19,6'sı 6, yüzde 15,2'si 5 ve yüzde 14,6'sı 7 kardeşli olup hiçbiri tek çocuk değil.
- Yüzde 59,9'u aynı evde kendi aileleri ve akrabalarıyla birlikte -yüzde 84,5'i gecekonduda- yaşıyor.
- Yüzde 64,9 gibi yüksek bir oranı -yüzde 49,8'i işsizlik ve yüzde 38'i terör nedeniyle- Diyarbakır'a göç etmiş.
- Annelerinin yüzde 79,1'i, babalarının yüzde 36,2'si okuryazar değil ve ebeveynlerin "hiçbiri" üniversite okumamış.
- Yüzde 48,7'i 200-299 YTL, yüzde 25,4'ü 100-199 YTL toplam aylık hane kazancıyla geçiniyor.
- Bir ay çalışmaları karşılığında yüzde 32,3'ü 100-199 YTL olmak üzere yüzde 89,9'u, aylık net asgari ücret tutarının altında gelir elde ediyor. Kazançların yüzde 53,2'si anneye veriliyor ve bunun yüzde 53,7'si gıda harcamalarında kullanılıyor.
- Ailesinde, kendisi haricinde, yüzde 36,7'si 2, yüzde 31,0'ı 1, yüzde 20,6'sı 3 kişi daha olmak üzere diğer fertler de -yüzde 91,1'i yine sokakta- çalışıyor.
- Yüzde 6,0'ı ise tüm ailesini tek başına geçindiriyor ki bunların yüzde 10,5'i kız, yüzde 26,2'si 14 yaşında olup bir ayda yüzde 26,3'ü 200 YTL den az gelir elde ediyor.
- Annelerinin (yüzde 7,9'u tarlada çalışıyor) yüzde 88,6'sı, babalarının (çalışanların yüzde 12,3'ü seyyar satıcı) yüzde 64,6'sı yok ve/ya çalışmıyor.
- Yüzde 33,2'si sakız, mendil vb. satıcısı, yüzde 17,4'ü ayakkabı boyacısı, yüzde 11,1'si hamal/sebze-meyve taşıyıcısı, yüzde 10,4'ü çöp toplayıcı/satıcı, yüzde 8,9'u araba camı silici, yüzde 7,0'ı tartıcıdır.
- Yüzde 45,9'u okul dışı tüm zamanlarda, yüzde 78,2'si yılın tamamında, yüzde 34,5'i haftada 7 gün ve yüzde 83,2'si günde 5-10 saat çalışıyor.
- Yüzde 32,0'ı gelirin düşük olması ve yüzde 31,9'u mevsimsel şartları çalışırken en önemli sorun olarak görülüyor.
- Yüzde 91,2'si gün boyunca yalnızca simit/çörek yiyerek besleniyor.
- Yüzde 35,8'i profesyonel meslek, yüzde 27,2'si memur olmak istiyor ve "yalnızca" yüzde 57,9'u gelecekte daha iyi durumda olacağını ümit ediyor.
Ulusal politika
Sonuçlar gösteriyor ki, Diyarbakır'da sokakta çalışan çocuklar yoksulluk, göç ve işsizlik üçgeninde, sokakta çalışma ve yaşama olanakları yaratma mücadelesi veriyor. Diyarbakır, göstergeleri bakımından sadece "çarpıcı" bir örnek. Bu sonuçlar, ekonomik ve sosyal boyutlardaki etkileri bakımından, Türkiye'nin her yerinde aynı sonuçları doğurur. Sorun, ulusal hatta uluslararası boyutlarda önemli ve hassastır. Çünkü ana fikir çocuktur, çocuk gelecektir. Sorunun çözüm noktası, gelir azlığı temelinde, yoksul aile önceliğinde düğümleniyor. Devlet, vatandaş, iş/sanayi sektörü ve sivil toplum kuruluşları arası "yüksek sosyal diyalog ortamı" içinde, acil/etkili bir "Ulusal Çocuk Politikası"nın üretilmesi şarttır. Hukuki, ekonomik ve sosyal sistem "çocukların psikolojik, sosyal ve eğitsel özellikleri odaklı" olarak yeniden gözden geçirilmelidir. Ulusal/uluslararası modeller incelenerek; gıda, sağlık ve eğitim konuları öncelikli -mikro/makro projeler üretilmelisine yönelik- ortak bir yaklaşım tarzı belirlenmeli ve ivedilikle uygulanmalıdır.
Eğitim, gelecek, oyun, aile ortamı, gelir, sevgi yoksulluğundaki bu çocuklar, toplumsal çarpıklığın çaresizliğiyle oluşmalarına karşın, hep/her toplumun "ötekisi/ötekileştirileni" olarak dışlanıyor. Bu bakış açısı, "kağıt mendil satıcılığı" ve "tartıcılık" işlerini icat eden o zeki/mutsuz çocukları değil, umursamaz toplumu "öteki" kılıyor.

M. BURAK BULUTTEKİN: Dicle Üni., araş. gör.