Dizilerin 2013 envanteri

Dizilerin 2013 envanteri
Dizilerin 2013 envanteri
Avantürün melodrama, 'doğu' hikâyelerinin 'metropol' hikâyelerine tercih edildiği bir post-Yeşilçam dönemine girdiğimizi söylesek yeridir
Haber: ORHAN TEKELİOĞLU* / Arşivi

Anaakım kanallarda en sert rekabetin dizilerin arasında sürdüğünü söylemek hiç de yanlış olmaz. Onlarca dizinin ekrana sürülüp çoğunun onuncu bölümü bile göremeden ekranlardan çekilmek zorunda kaldığı acımasız bir dünyadan söz ediyoruz. Üstelik, siyasi otoritenin müdahalesiyle yeniden tanımlanan örneklemin (izleyici paneli) ortaya koyduğu yeni profilinin kartları yeniden kardığı, bazı dizileri tercih ederken, bazılarını terk ettiği de aşikâr. Son yıl içindeki değişimi daha iyi anlamak için, geçtiğimiz sezonun, reytingler açısından tipik olabilecek dört haftasına (25 Şubat, 20 Mayıs, 21 Ekim ve 16 Aralık Pazartesi günleri başlayan) ve bu haftaların günlerinde ilk üçe giren dizilere (primetime’da) bakarak işe başlanabilir. Türkiye ’de, birçok ülkedeki uygulamaların tam tersine, izleyici alışkanlıklarını dikkate almayan bir eğilim (dizilerin gün ve saatleriyle oynama) olduğu için, günü ve saati değişmeyen dizilere bakarak “âlemin “kralları”nın kim olduğu kolayca anlaşılabilir. Ortalama yüzde 10 izlenme oranlarına sahip bu dizilerle yayınlandığı günlerde rekabet edebilmek hiç de kolay değil. Birkaç istisna dışında, izlenme oranları bakımından aynı gece ikinci olanla aralarında kapanması imkânsız bir fark oluyor.


Muhteşem üçlü

Pazartesileri ‘Karadayı’, Çarşambaları ‘Muhteşem Yüzyıl’ ve Perşembeleri ‘Kurtlar Vadisi’ yani sadece üç dizinin günleri ve saatleri değişmiyor. Anaakım ligde varolmaya çabalayan en azından 5-6 kanal ve bunların ekrana sürdüğü 20-30 dizi olduğu düşünüldüğünde bu üç dizinin önemi iyice netleşiyor, yeni diziler için bir tür “model” işlevi görüyorlar. Örneğin ‘Karadayı’, dönem dizisi olması, aşk hikayesinin iyice altını çizmesi, üstüne üstlük ana kahramanını kusursuz ve kötülerin düşmanı olarak sunması bağlamında, doğrudan Yeşilçam mirasına işaret ediyor. Melodramla avantür arasında ustaca bir denge kuran, entrikalı senaryosu, çok iyi oyuncu kadrosu ve “adaletsizliğe” odaklanan hikayesiyle izleyiciyi kolayca yakalıyor. ‘Muhteşem Yüzyıl’ ise, hem Yeşilçam’ın tarihi-avantür geleneğinden yararlanan ama o noktada durmayıp, bir kaç yeni kulvarda da izleyiciyi yakalayan bir iş. Öncelikle, doğru yanlış, resmi tarihe alternatif, neo-Osmanlıcı bir perspektiften tarihe bakıyor, üstelik sarayın “mahremini”, yani haremi, neredeyse “oryantalist” bir refleksle resme ekliyor. Süleyman’ın ruh dünyasını da tüm karmaşasıyla sunuyor, iktidar savaşlarını saklamıyor ve prodüksiyon olarak, çok iyi çekiliyor. ‘Kurtlar Vadisi’ ise, bir diziden çok, bir “alternatif hakikat” anlatısı olarak, siyasal entrikaların her daim bol olduğu bir memlekette hikayesini kolayca “güncele” bağlıyor. Ayrıca, Polat Alemdar, Yeşilçam geleneği düşünüldüğünde, “devletin fedaisi” (Malkoçoğlu da, Fatih’in “fedaîsi” değil midir?) gibi görünerek diziyi propagandist bir aventüre dönüştürüyor.

Doğu hikâyeleri

Son sezonlarını tamamlayan, ‘Kuzey Güney’, ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’ gibi melodramlardan sonra başlayan diziler, iki yeni anlatı tipinin öne çıkacağının ipuçlarını verdi. İlk olarak ‘Huzur Sokağı’, şimdilerde iyi reyting almasa da, AB Grubu’nda da mütedeyyin-muhafazakâr bir izleyicinin varlığına işaret etti. Öte yandan, doğulu dizilerin artık “eskidiğine”, iş yapmayacağına inanılan dizi piyasasında “doğu hikayeleri” iki diziyle (Küçük Gelin ve Karagül) ciddi bir dönüş yaptı. Öyle ki, bu ataerkil, şiddet dolu, cinsiyetçi dizilerin her ikisi de gösterildikleri günde rakiplerini iyice zorlamaya başladı. ‘Karagül’ün gösterildiği Cuma akşamlarında izleyici tam ortadan ikiye ayrılır hale geldi, bir yanda erkek şiddetiyle dolu, “ağalı-konaklı” doğuda geçen ‘Karagül’ ve tam karşısında, şehirde, zenginlerin dünyasında, çok daha “özgür” kadınların hikayesini anlatan ‘Med Cezir’. Benzer bir durum, Pazar geceleri, ‘Küçük Gelin’ ile ‘Güneşi Beklerken’ arasında da sürüyor.

Yeşilçam etkisi

Uyarlama demişken, ‘Med Cezir’ hariç, daha önce iyi “çalışan” iki şaşaalı dizi (Umutsuz Ev Kadınları ve İntikam), reytinglerde hızla gerilemeye başladı. Belli ki, global olarak ne kadar başarılı olursa olsun, doğru bir dille “yerelleşmeyen” dizilere izleyicinin kredisi çok da uzun olmuyor. Tekrar bu sezon başlayan işlere dönersek, Yeşilçam formüllerinin halen geçerli olabildiğini iki dizi ispat etti. Bunlardan ilki, Salı akşamları iyi reyting almaya başlayan ‘Kaçak’, tipik bir avantür olarak, ‘Kurtlar Vadisi’ formülünden siyasal anlatıyı çıkartıp “hafifleten”, kadın izleyicinin yanı sıra erkek izleyiciye de uzanabilen bir dizi olarak öne çıkıyor. Müthiş bir kadroya sahip olan ‘Aramızda Kalsın’, uzun süredir bir türlü başarılı olunamayan aile komedisinde, Yeşilçam’ın Ertem Eğilmez formülünü kullanarak kült bir diziye dönüştü.
Hayal kırıklıkları listesi ise çok uzun, özellikle Kanal D’nin yeni örneklemle ciddi sorunları olduğu ortaya çıktı. Büyük umutlar bağlanan, ‘Muhteşem Yüzyıl’ klonu ‘Fatih’ sadece 5 bölüm dayanabilirken, bir diğer iddialı iş olan ‘Kayıp’, uzun süredir “uzatmaları” oynuyor. ‘Merhamet’, iyi bir formülü, eğitim için çırpınan bir kadının taşradan, imkansızlıktan başlayan yükselme hikayesini ne yazık ki zamanla hebâ etti. Tam bir metropol hikayesi olan ‘Kayıp Şehir’ ise, anlattıklarına “dayanamayan” kanalı tarafından günleri, saatleri değiştirilerek “imha” edildi. Şimdilerde başlayan ve yeni izleyici profiline hitap edebilecek ‘Vicdan’ ve ‘Sevdaluk’un ne olacağını zaman gösterecek.
Avantürün melodrama, “doğu” hikayelerinin “metropol” hikayelerine tercih edildiği bir post-Yeşilçam dönemine girdiğimizi söylesek yeridir. Şehirde geçen anlatılara ise mutlaka bir muhafazakârlık “sosu” ekleniyor.

* Bahçeşehir Üni.