Doğudan yeni anayasa sesleri

Doğudan yeni anayasa sesleri
Doğudan yeni anayasa sesleri
Yeni anayasanın başlangıç bölümü, yaşanan tarihi haksızlık ve adaletsizliklere vurgu yapmanın yanı sıra her türlü etnik, dini, ideolojik ve kültürel referanstan da arındırılmalı
Haber: TAHİR ELÇİ* / Arşivi

Geçtiğimiz günlerde Doğu ve Güneydoğu’da 14 baro (Adıyaman, Ağrı, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Hakkâri, Kars, Mardin, Muş, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak ve Van Barosu) Diyarbakır’da bir araya gelerek, yeni anayasanın bazı konularına ilişkin görüşlerini kamuoyuna sundu.
Bir toplumsal mutabakat belgesi olan ve toplumun bir arada, barış içinde yaşamasının temel esaslarını belirleyen en üst norm niteliğindeki anayasalar, genellikle tarihsel dönemeç noktalarında gündeme gelir. Bu çerçevede, yaklaşık yüzyıllık bir tarihsel derinliği olan ve son 30 yıldır silahlı çatışma içerisinde varlığını sürdüren Kürt meselesinin kalıcı ve barışçıl çözüm arayışı ile yeni anayasanın yapım sürecinin paralel bir şekilde gelişmesi, tarihi bir fırsat. He ne kadar birkaç gün önce Cumhurbaşkanı Gül, yeni anayasa yapımında yaşanan tıkanıklığa dikkat çekmiş ve yeni bir anayasa olmazsa mevcut anayasada değişiklik yoluna gidilebileceğine dair bir açıklama ve uyarıda bulunmuş ise de, Türkiye bu tarihi fırsatı kaçırmamalı. Biz de katkımızı sunmak izin barolarımızın yeni anayasaya ilişkin görüş ve önerilerini sıralamak istedik.

Haksızlıklara vurgu

Anayasaların temel felsefe ve ilkeleri, genellikle “başlangıç” bölümlerinde yer alır. Özellikle, uzun çatışmalı ortamların yarattığı toplumsal dram ve travmaların yaygın ve yoğun olduğu toplumlarda, toplumsal barışı tesis edebilmenin ve barışçıl birlikteliğin normatif çerçevesini çizebilmenin bir gereği olarak hazırlanan anayasaların başlangıç bölümlerinde, geçmişte yaşanan adaletsizliklere vurgu yapıldığı, bir daha aynı uygulamaların yaşanmayacağına dair toplumsal irade ve kararlılığın ifade edildiği, yeni dönemin temel değer ve ilkelerine yer verildiği biliniyor. Türkiye toplumunun bir parçasını oluşturan, başta Kürtler olmak üzere, bugüne kadar dışlanan ve ötekileştirilen çeşitli toplumsal kesimlerin anayasaya ve anayasal düzene karşı derin bir güvensizlik duygusuna sahip oldukları gerçeği dikkate alındığında, yeni anayasanın başlangıç bölümünde böyle bir ifadeye yer vermek son derece elzem. Bu nedenle yeni anayasanın başlangıç bölümü, yaşanan tarihi haksızlık ve adaletsizliklere vurgu yapmanın yanı sıra her türlü etnik, dini, ideolojik ve kültürel referanstan da arındırılmalı. Barolarımız, anayasanın başlangıç bölümünde, “Türkiye toplumunun farklı dil, din, inanç ve kültürlere sahip topluluklara yapılan haksızlığın bir daha yaşanmayacağı inanç ve kararlılığını ifade eden biz Türkiye halkı…” şeklindeki bir ifadeye yer verilmesinin doğru olacağı kanaatinde.

Dil meselesi

Türkiye, farklı dil, din, inanç ve kültürlere sahip bir toplumsal yapıya sahip. Son bir araştırmaya göre, Türkiye’de etnik kimliğini “Kürt” olarak tanımlayan 15 milyona yakın bir topluluk var. Bu büyüklükte olmasa bile, farklı etnik özelliklere sahip ve farklı diller konuşan başka topluluklar ve vatandaşlarımız da var. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyetinin resmi dili Türkçe olmakla birlikte, diğer diller de anayasal güvenceye kavuşturulmalı, toplumun ihtiyaçları gözetilerek bu dillerle de kamu hizmetlerinin sunulmasını mümkün kılacak bir anayasal düzenleme yapılmalı. Bu amaçla yeni anayasanın ilk maddelerinde önerilen “Türkiye Cumhuriyetinin resmi dili Türkçedir” ibaresinin devamına, “…diğer resmi diller de anayasanın koruması altında olup, diğer resmi dillere ilişkin hususlar kanunla düzenlenir” ibaresi eklenmeli.

Bölünmez bütünlük

Yeni anayasada, devletin “cumhuriyet” olan şekli ile “demokratik”, “hukuk” ve “insan haklarına dayanan” niteliği dışında değiştirilemeyecek hükümlere yer verilmemeli. Özellikle, yürürlükteki anayasada yer alan, “ Atatürk ilkeleri ve inkılâpları”, “laiklik” ve “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” gibi bugüne kadar toplumun farklı kesimlerinin hak ve özgürlük taleplerini bastırmada ve sınırlamada referans norm olarak kullanılan kavramlara değiştirilemez hükümler arasında yer verilmemeli.

Eşitlik ilkesi

Kimi siyasi partilerin Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sundukları öneri metinlerinde yer alan ve egemenliği -isim anılarak- tek bir etnik unsura ait kılan teklifler, yeni anayasanın herkesin anayasası olması gerektiğine ilişkin yaklaşımla bağdaşmadığı gibi, eşitlik ilkesi ve kardeşlik hukukuyla da bağdaşmıyor. Egemenliğin yegâne kaynağı halkın iradesi ve hukukun üstünlüğüdür.
Vatandaşlık düzenlemesi

Öte yandan yeni

anayasadaki “vatandaşlık” düzenlemesi de, etnik atıf ve kavramlar içermemeli. Nüfusun daha büyük bir bölümünü de oluştursa, vatandaşlık, herhangi bir etnik kümenin ismiyle tanımlanmamalı; vatandaşlık tanımı, devletin toplumun belirli bir kesimine ait olduğu anlayışına yol açacak bir nitelikte olmamalı. Vatandaşlık tanımı, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarını kapsamalı. Tek bir etnik-kültürel kesime atıfla yapılacak bir düzenleme, dışlayıcı ve eşitliğe aykırı olduğu gibi, toplumsal barışa da hizmet etmeyecektir.

Anadil

Başta Kürtler olmak üzere, anadilleri farklı olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının anadilinde eğitim hakkı anayasal güvence altına alınmalı. Artık “Anadilde öğretim mi, anadilde eğitim mi veya anadilinde eğitim veya seçmeli ders mi?” gibi yapay ve gereksiz tartışmalar bırakılmalı. Anadilleri Türkçe olmayan toplumsal kesimlere yapılan yüzyıllık bir haksızlığın, anayasal düzenleme dışındaki bir formülle çözümü düşünülemez. Anadilinde eğitim gibi temel bir insani hak, anayasal hükümlerin altında bir norma bırakılarak geçiştirilemez. Yeni anayasada, “anadilinde eğitim temel bir haktır. Devlet vatandaşlarının ihtiyaç ve taleplerini gözeterek anadilinde eğitim için gerekli düzenlemeleri yapar” biçiminde açık bir hüküm yer almalı.

Yerinden yönetim

Halihazırda devletin siyasi ve idari yapılanması, dünyada örneği kalmamış ölçüde katı merkeziyetçi bir nitelik arz ediyor. Türkiye’nin sosyal, kültürel ve ekonomik gerçeklerine aykırı bir biçimde salt ideolojik tercihler nedeniyle oluşturulan bu katı merkeziyetçi yapı, çağımızın demokrasi anlayışına aykırı olduğu gibi, Türkiye’nin gelişim dinamiklerine ve çağdaş yönetim tarzına da aykırılık arz ediyor. Bu nedenle ülkenin coğrafi ve bölgesel sosyo-kültürel yapısı da dikkate alınarak, bölgesel yönetimlerin oluşturulmasını ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesini öngören bir âdemi merkeziyetçi sisteme geçilmeli.
Böyle bir yapılanma, kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde sunulmasına, yerel demokrasinin güçlendirilmesine, demokratik siyasal kültürün yaygınlaşmasına hizmet edeceği gibi, Kürt meselesinin çözümüne katkı sunacaktır. Bu amaçla bir an önce Avrupa Yerel Özerklik Şartı’na konulan çekinceler kaldırılmalı, bu şartta yazılı olan ilkelere, uygun bir düzenlemeye yeni anayasada yer verilmeli.

İnanç özgürlüğü

Türkiye toplumu etnik, dilsel ve kültürel açısından çeşitlilik arz ettiği gibi, din ve inançlar bakımından da zengin. Toplumun bu zengin inanç dokusu gözetilerek, bütün din ve inançlar karşısında devletin mutlak tarafsızlığı sağlanmalı. Demokrasinin temel ilkelerinden biri olan çoğulculuk, devletin dinler ve inançlar karşısında eşit mesafede bulunmasını, bunlardan herhangi birinden yana ya da ona karşı bir tavır içerisinde bulunmasını yasaklar. Toplumsal barışın sağlanmasında hayati öneme sahip olan bu ilke, yeni anayasada açıkça ifade edilmeli.
* Bölge Baroları Sözcüsü ve Diyarbakır Barosu Başkanı