Dondurmacı problemi

2002 seçimlerinde aldıkları ve 2007 seçimlerinde alacak gibi göründükleri oy sayısı itibarıyla Türkiye'nin en büyük iki partisi olan AKP ve CHP'nin ortak bir yönleri var: Parti liderlerinin söylem ve davranışları ile seçmenlerinin ayırt edici özellikleri birbiriyle taban tabana zıt.
Haber: HASAN KİRMANOĞLU / Arşivi
MURAT GÜVENÇ / Arşivi

2002 seçimlerinde aldıkları ve 2007 seçimlerinde alacak gibi göründükleri oy sayısı itibarıyla Türkiye'nin en büyük iki partisi olan AKP ve CHP'nin ortak bir yönleri var: Parti liderlerinin söylem ve davranışları ile seçmenlerinin ayırt edici özellikleri birbiriyle taban tabana zıt. CHP seçmenleri arasında "evrenselci" ve "değişime açık" bireylerin sayısı AKP'li seçmenlere kıyasla belirgin olarak daha fazla. Bu durum, CHP tepe yönetiminin, "vatan ve Cumhuriyet elden gidiyor" söylemiyle taban tabana zıt. Diğer taraftan, AKP üst yönetiminin "Türkiye'nin demokratikleşmesi" ve "dünya ile bütünleşmeden yana" söylemi, "evrenselci" ve "değişime açık" seçmenlerinin azlığı nedeniyle, tabanına çok da fazla hitap etmiyor. Peki bunları nereden biliyoruz ve de "değişime açık olmak" ve "evrenselcilik" kavramları ne anlama geliyor? Ayrıca, liderlerin söylem ve davranışlarıyla seçmen tabanları arasındaki zıtlık nasıl açıklanabilir ve bu açıklamadan hareketle 2007 seçimlerine ilişkin ne gibi öngörülerde bulunulabilir? Birinci sorunun cevabı ile başlayalım.
Değerler ve oy ilişkisi
Hangi partiye oy verileceği, bağlamın yanında, yaşamı durumlar üstü yönlendiren ilkelerle ilişkilidir. Değerler, belirli bir duruma özgü olmayıp her durumda (verilen oyun rengi dahil) ne yapılması ve nasıl davranılması gerektiği konusunda kişilere rehberlik eder. Seçmen profili, yaş, eğitim ve gelir düzeyi, cinsiyet, yaşanılan yer (kent ya da kır) vb. unsurların yanı sıra seçmenlerin "değerleri" üzerinden farklılaşır. Seçim kamuoyu araştırmaları layıkıyla gerçekleştirilmişse "hangi partinin ne miktarda oy alacağının" yanı sıra "partilerin seçmen profillerini" de ortaya çıkartır.
Dil, din, cinsiyet ve sınıf farkı gözetilmeksizin herkesin her düzeyde eşit muamele görmesini savunan, aynı fikirde olmadıkları insanların söz hakkının savunulması gerektiğini düşünenler, "evrenselci" değerlere sahip bireylerdir. Değişime açık bireyler, düşünce ve davranışlarında bağımsız, yenilikten çekinmeyen, değişimin beraberinde getire(bile)ceği, hoş olmayan, sürprizlerden ürkmeyen insanlardır.
Bireyin değişime açıklık düzeyi, evrenselciliğe yatkınlığı farklı ülkelerde birey düzeyinde, sayısal olarak ölçülebiliyor. Bu ölçme işlemini yapan araştırmalardan bir tanesi de belirli aralıklarla tekrarlanan Avrupa Toplumsal Anketi araştırmalarıdır (European Social Survey, kısaca ESS. Web adresi: www.europeansocialsurvey.org). İlki 2002, ikincisi ise 2004 yılında gerçekleştirildi. 2004 araştırması Türkiye'yi de kapsıyor. Bu araştırmalarda deneklere, seçimlerde oy verdikleri parti de sorulduğundan, parti yandaşlığıyla değerleri ilişkilendirerek, birinci sorunun cevabını vermek mümkün.
Oy verilen partilerle değerler ilişkilendirildiğinde, CHP seçmen kitlesinin AKP seçmenlerine kıyasla, değişime daha açık açık ve "evrenselci" değerlere bireylerlerden oluştuğu görülüyor.
Dondurmacı problemi, AKP ve CHP üst yönetimlerinin savunduklarıyla temsil ettikleri kitle değerleri arasındaki çelişkiyi açıklamakta yararlı olabilir.
Plajda iki dondurmacı
Ekonomik aktörlerin faaliyetlerini nerede sürdürecekleri konusuyla ilgilenen "yer seçim kuramı" (location theory) çerçevesinde gündeme gelen dondurmacı problemi, şu şekilde özetlenebilir: Kilometrelerce uzunlukta bir plaj düşünelim. (Şu kavurucu yaz günlerinde, eğer zaten plaj kenarında değilsek, başka ne düşünebiliriz ki?) Plajın farklı köşelerinde sadece iki dondurmacı olsun. Buna karşılık, insanlar sadece uç noktalarda değil, plajın her yerindeler. Plajın uç noktalarında bulunan kişiler (seçmenler) açısından sorun yok. Çünkü kendilerine (değerler itibariyle) yakın olan dondurmacıdan (partiden) en az çabayla dondurma alma imkanına sahipler.
Ancak, her iki dondurmacı, haklı olarak, kendisiyle diğer dondurmacı arasındaki pazarda daha çok satış yapabilmek (daha fazla oy alabilmek), daha fazla pay almak istiyor. Dondurmacılar başlangıç noktasından ortaya doğru hareket etse de, kendileriyle plajın ucu arasında kalan müşterileri (seçmenleri) kendilerinden dondurma almaya (oy vermeye) devam ediyorlar. Buna, deyim yerindeyse, "elleri mahkum". Çünkü diğer dondurmacı (değerler açısından) çok daha uzakta. Bu problem iki dondurmacının plajın orta noktasında buluşmaları ile çözülüyor. Ancak bu çözüm tüm seçmenler, pardon müşteriler, için çok maliyetli. Çünkü, kendilerini "ferahlatacak dondurmaya" erişebilmeleri kızgın güneş altında uzun bir yürüyüş yapmalarına bağlı.
Dondurmacı probleminin müşteriler açısından bu maliyetli çözümü, dikkat edilecek olursa, "dondurmacı sayısının" iki ile sınırlı olmasından kaynaklanıyor. Oysa Türkiye'de dondurmacı, pardon parti, sayısı tabii ki ikiden fazla. Üstelik yüzde 10'luk baraj nedeniyle gidip de "dondurma alamama" riski CHP ve AKP 'ye önemli avantaj sağlıyor.
AKP ve CHP üst yönetimlerinin söylemleriyle seçmenlerinin değerleri arasındaki zıtlığı ikiden fazla partinin olduğu bir çerçevede değerlendirdiğimizde, potansiyel rakiplerle çevrili AKP üst yönetiminin CHP üst yönetiminden "daha az şanslı" olduğunu söyleyebiliriz. Bu, aynı zamanda CHP seçmenlerinin AKP seçmenlerinden "daha az şanslı" olduğu anlamına gelir. Çünkü bilindiği gibi, AKP seçmenleri için "esas oğlanlığa" aday AKP dışında başka partiler de var: MHP ve SP gibi (2002 seçimlerinde AKP'ye SP ve MHP'den önemli bir oy kaymasının yaşanmış olduğu bu noktada hatırlanmalı). Ayrıca, geçen Nisan ayından bu yana olup bitenlere tepki olarak, AKP'nin sürdürdüğü "mağduriyet" kampanyasının SP ve MHP'den 'gelmiş' seçmenler nezdinde cazibeli olma ihtimali düşük. Çünkü bu seçmenler için AB'ye üye olmak ve Türkiye'de demokrasinin gelişmesinden çok, örneğin türban sorununun çözümü daha öncelikli olabilir. Plajın orta noktalarında bulunan seçmenler açısından ise mağduriyet kampanyası iyice geçersiz. Çünkü bu noktalardaki seçmenler arasında, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde ortaya çıkan gerilimden AKP'yi de sorumlu tutanların miktarı hiç de az olmasa gerek. Ancak "en şanssız" ya da "mağdur" durumdakiler, hiç kuşkusuz değişime açık ve evrenselci CHP seçmenleri. Çünkü bunların AKP seçmenlerinin aksine, (sadece İstanbul'da "tünel kazmak" çabasındakı bağımsız adaylar dışında) alternatifleri yok. Evrenselcilik ve değişime açıklık gerçek sol değerler olsa da bunları söylem ve davranışlarına taşıyabilen bir parti kurmayı Türkiye'de sol bir türlü beceremedi. Oysa, şu "sıcak yaz günlerinde" ve hele seçim arifesinde, 'sol cenahta', tabanıyla söylemi örtüşen bir 'dondurmacı' ne iyi olurdu. Umalım bir gün...

HASAN KİRMANOĞLU: İstanbul Bilgi Üniversitesi