DTP'den beklenen

DTP'nin 2007 seçimlerinden sonra parlamentoya girmesi, grup kurması ve siyasi hayatta yerini alması, şimdiye kadar olmadığı ölçüde bir iyimserliğe ve Kürt sorununun barışçı bir biçimde çözümü için yine şimdiye kadar olmadığı ölçüde umutlanmamıza yol açmıştı.
Haber: HAMİT ERDEM / Arşivi

DTP'nin 2007 seçimlerinden sonra parlamentoya girmesi, grup kurması ve siyasi hayatta yerini alması, şimdiye kadar olmadığı ölçüde bir iyimserliğe ve Kürt sorununun barışçı bir biçimde çözümü için yine şimdiye kadar olmadığı ölçüde umutlanmamıza yol açmıştı.
Üç temel etmen umutlarımızı tazelememiz için bizi cesaretlendiriyordu.
1. Aksi yönde çok aktif faaliyet gösteren ve her türlü kışkırtma da dahil olmak üzere, elinden geleni ardına koymayan resmi-sivil güçlerin gemi azıya almalarına karşın, Kürt sorununu mevcut sistemin içine alarak, demokratik-sivil araçları ve kulvarları çalıştırarak, onların da Türkiye'de temsil edilmelerine çabalayan güçler etkili oldu ve bu politik iklimle 2007 seçimleri ile sonrasına ulaştık.
2. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kendini hep baskı, sindirme ve buna tepki biçiminde gelişen mücadele sürecinde kayıplar vererek büyük bedeller ödeyen Kürt hareketi, buradan çıkardığı deneyimle ve özellikle de 1990'lı yıllarda yaşadığı DEP pratiğiyle rasyonel politikaları adım adım uygulayarak çözüme giden yolun başlangıcındaydı.
3. Ve nihayet Ortadoğu'nun bütün karanlık senaryolarına ve iç içe geçmiş ilişkilerine rağmen, demokratik ve meşru zeminlerde kalıp siyaset yaparak sorunları çözme iradesini gösteren hareketler, uluslararası planda hatırı sayılır bir destek bulabiliyorlar.
Seçimlerden sonra geçen bu dört-beş aylık zaman, birçok açıdan yitirilmiş bir zaman dilimi oldu. Henüz her şeyin bitmediği ama umutlarımızın da gölgelenmeye başladığı zamanlar yaşıyoruz.
Yukarıdaki birinci ve üçüncü faktör, asker cenazelerinin yarattığı hüzünlü ve öfkeli atmosfere, olası sınır harekâtlarına vb. rağmen pozisyonlarını büyük ölçüde koruyor.
DTP ise seçimlerden sonra kendisine çevrilen ve umutla yeni açılımlar bekleyen gözleri, yakaladığı bu olumlu atmosferi, Meclis'te grup kurma noktasına kadar getirdiği bu önemli kazanımı kullanamayarak yalpalamaya başladı. Siyaseten atması gereken adımları atmak şöyle dursun, tereddütleri artıran bir hava yarattı.
Kurulları ve kadroları varken kimsenin haddi değil ama kardeşlik ikliminin baskın olmasını dilediğimiz için, alınacak tüm yolların yalnızca bu iklimde alınabileceğine olan inancımızdan; politikalarını oluştururken, parti sözcüleri konuşurken, günlük politika içinde ortaya çıkan fırsatları değerlendirip ya da uzak durulacak pozisyonlarda bunu savuşturan bir siyasi hareket olması...
Kürtler de Türkiye de bunu görmek istiyor.
Yasal siyasi parti
Ne ki DTP, Türkiye'nin farklı kesimlerden destek bulacak, rasyonel, bugünün ihtiyaçlarına yönelik ve somut politikalar üretmek yerine, zamanlaması hiç hesap edilmemiş projelerini peşpeşe açıklıyor. Önümüzde bir yerel seçim gerçeği dururken, örneğin Milli Güvenlik Kurulu kaldırılsın türünden, bugünün işi olmayan isteklerini sözcüleri vasıtasıyla duyuruyor. Bunların DTP'ye bir yararı dokunmuyor. Ama onları bir kaşık suda boğmak isteyenlerin tezgahlarına ise, neredeyse istekle malzeme taşıyor.
Gelinen bu aşamada iki nokta çok önemlidir. Ve bu iki noktaya karşı takınılacak olan tutum, hem DTP'nin hem Kürt hareketinin geleceğini mutlak surette etkileyecektir.
Karanlığa ve belirsizliğe mi, endişe ve korkunun giderek azaldığı daha normalin yaşanacağı günlere mi?
Öncelikle, DTP bir siyasi parti olarak seçmeniyle, programıyla, teşkilatıyla, yerel yönetimleriyle, parlamenteriyle yasal zeminlerde ve anayasal güvencelerle faaliyet gösteren bir partidir. Bu yönelimin derinleşmesi ve siyasal mücadelenin belirleyici olması herkesin çıkarınadır.
Hal böyle iken, hem bu zeminde durup hem de PKK'nın neden olduğu terörü onaylamak ya da ona sessiz kalmak, çok yakında DTP'yi bitirecek ve tüm yasal alanlardan sökecek büyük bir tehlikedir. 'Biz sizleşiriz' söylemi kolay ve aldatıcıdır. Hem silahlı bir güce yaslanmak hem de yasal zeminlerde böyle bir şey yokmuş gibi siyaset yapmaya devam etmek dünyanın bugün geldiği noktada inandırıcı olamaz.
Bu konuda geçen zaman ne yazık ki DTP aleyhine işliyor. Bir süre sonra karar vermek için, şimdi ayak sürülen zaman tükenir -ki tükenecektir- o zaman alınacak kararlar artık bir anlam da taşımayabilir. DTP alacaksa asıl bu alanda risk almalı, seçmenine, tabanına, halkına öncelikle ve hemen terörü reddeden ve siyaset kanalını genişleten bir çıkış yapmalıdır. PKK büyük ölçüde 12 Eylül faşizminin ürünüdür. Türkiye 12 Eylül ruhunu anayasa tartışmalarıyla aşmaya çalışırken DTP de PKK terörünün verdiği zararı görmeli ve bunu aşmalıdır.
2007 seçimlerinin ortaya çıkardığı bir imkanı DTP özellikle fark etmeli ve değerlendirmelidir. Kendisinin doğal seçmeni ve oy alacağına kesin gözüyle baktığı Güneydoğu Anadolu'nun birçok şehrinde AKP'nin DTP'ye rağmen aldığı oylar Kürt halkının farklı bir seçenek, değişik bir imkan çıktığı takdirde sağduyusuyla bunu değerlendirebileceğini gösteriyor.
DTP, savaştan ve sürekli yüksek gerilimden yorulmuş Kürt halkının etkili temsilini, ancak PKK'nın silahsızlandırılması ve mücadelede tek seçeneğin siyaset olduğunu kabul etmesiyle başarabilir.
İkinci olarak da, DTP siyaset yaparken, proje üretirken inandırıcı olmak ve güven vermek zorundadır. Bu durum, Kürt halkının güvenini kazanmak yanında, onun kadar önemli olmak üzere Türk halkı için de geçerlidir. 30 yıllık çatışma, binlerce ölüm, sürgün, yakılma, yıkılma ve acı olaylardan sonra, sorunların siyaset ve uzlaşma yoluyla çözümü için böyle bir iklim yakalanmışken, diyalog ve muhatap için İmralı ve Öcalan'ı öne sürmek diyalogsuzluk istemenin bir başka biçimi değilse önemli bir siyaset yanlışıdır.
DTP eğer alacaksa, alabilecekse burada da risk almalı; Kürt halkının esenliği, özgür ve eşit yaşama idealini Öcalan'ın özgürlük şartına bağlamamalıdır. Henüz yaralar çok tazeyken, psikolojik faktörler hâlâ çok önemliyken, sorunları duygulardan uzak tartışmak için bir normalleşme dönemi yaşanamamışken diyalog istiyorsan git İmralı'ya demek, çözümü bilerek tıkamakla eşdeğerdir.
DTP bu adımları attıktan sonra, Kürt sorununun çözümü için önereceği projeleri dinleyecek gerçek muhataplar bulabilir.

HAMİT ERDEM: Araştırmacı, yazar