DTP'siz olmaz

Siyasal gündemin ve sürecin hemen bütün konu başlıkları, bu yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin muhtemel sonuçları bağlamında tartışılmaya başlandı. Sol cenahta, hem seçim ittifakları hem de seçimlere sol ve demokrat güçler...
Haber: ORHAN MİROĞLU / Arşivi

Siyasal gündemin ve sürecin hemen bütün konu başlıkları, bu yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin muhtemel sonuçları bağlamında tartışılmaya başlandı. Sol cenahta, hem seçim ittifakları hem de seçimlere sol ve demokrat güçler arasında gerçekleşme olasılığı yüksek bir formülle yani bağımsız adaylarla girme seçeneği üstüne farklı görüş ve öneriler var.
2007 yılı söylemeye gerek yok, birçok siyasi parti için, 'tarihin sonu' olarak kayda geçecek bir yıl olabilir. Yüksek baraj nedeniyle siyasal temsil hakkını elde edemeyecek olan partiler, eğer bu seçimlerde de bu haktan yoksun kalırlarsa, siyasal hayattan tamamen silinebilir, tabela partisi halinde ve fazlasıyla marjinal partiler olarak varlıklarını sürdürmek zorunda kalabilirler. Bu durum elbette demokratik çoğulculuğu ve toplumsal değişimi olumsuz etkileyecektir. Bu bakımdan, iktidar partisi AKP'nin yaptırdığı anketlerde AKP'nin ve CHP'nin dışında hiçbir partinin barajı aşamayacak olduğunun gösterilmeye(!) çalışılması, seçmene iki partili bir tercih hakkı sunmak ve bu konuda yaygın bir toplumsal kanaat oluşturmak gayretinden başka bir anlam taşımıyor.
Sol kimlikli iki parti, SHP ve HEP arasında gerçekleşen ortak adaylarla sonuç alındığı 1991 yılından sonra yapılan seçimlerde -1995, 1999, 2002 ve 2004- sol, sosyal demokrat partiler arasında birtakım ittifaklar denenmiş olmasına rağmen, Meclis'e girmek olanaklı olmadı ve yüksek seçim barajı bugün de ciddi bir engel.
90'lı yıllardan bugüne uzanan dönemin, bugünün 'sol' politikalarının yeniden oluşturulabilmesi bakımından kuşkusuz akıldan çıkarılmaması gereken önemli sonuçları oldu. Bunları özetle hatırlamakta yarar var:
- Demokratik Kürt hareketini temsilen kurulan ve çoğu Anayasa Mahkemesi tarafında kapatılan partilerin siyasal ve toplumsal bir meşruiyet sorunu olmamasına rağmen, bu partilerin toplum nezdinde ve siyasal sistem içindeki yerinin ve meşruiyetinin sorgulanmasını sağlamak için gerçekleşen baskıların dozunda bir azalma olmadı. Bu baskıların bir hayli zengin özel bir tarihi var. Deyim yerindeyse bu ülkenin 'Yasal Kürtler'i, siyasal yaşamlarında demokrasinin en temel özelliği olan toleransı ne bildiler ne de böylesi bir toleransın tadını alabildiler. Kamuoyuna verdikleri mesajların bir tek kelimesi bile çoğu kez mahkum olmalarına, tutuklanmalarına yetti.
- Yargı, yasama ve yürütmenin bazen açık bazen de zımni olarak bu partilere karşı yürüttüğü hukuk dışı uygulamaların aslında Türkiye'nin demokrasi güçlerini de hedef aldığı gerçeğini fark etmek ve baskıları göğüslemeye çalışmak birçok şeyi değiştirebilirdi, bu olmadı. Sistemin, bu hareketi 'criminal' kılmada ve onu doğal müttefiklerinden, soldan, emek dünyasından ayırmada belli ölçülerde, başarı elde ettiğini söyleyebiliriz.
- Yine bu dönemin ayırt edici bir özelliği olarak, bu hareketin kendi içsel gerçekliğinden kaynaklanan yapıcı ve güçlü dinamiklerini, geniş kitlelerden aldığı halk desteğini, hareketin büyümesini sağlayacak, siyasal değişimi ve yenilenmeyi mümkün kılabilecek bir imkana dönüştürebildiğini söylemek çok zor. Dolayısıyla Kürt demokratik hareketinin değişim ve yenilenme potansiyeli Türkiye'de bir hayli zayıf kaldı. Buna rağmen bu hareketin çok farklı nedenlerle, siyasi gücünde ve girdiği hemen tüm seçimlerde koruduğu oy potansiyelinde bir azalma veya güç kaybı yaşanmadı.
Bağımsızlar ve DTP
Bu geleneğin son mirasçısı DTP'nin, bu anlamda sol grup ve partiler içinde kitle gücü ve bu güçten kaynağını alan oy potansiyeli, siyasal açmazların anahtarı haline gelebilir. Ne var ki, bağımsız adaylarla seçime girme tartışmalarında DTP'nin adı ya hiç geçmiyor ya da geçse bile, anlamsız ve ne manaya geldiği belli olmayan 'ihtiyatlı' yaklaşımlar sergileniyor. Bu durum demokratik Kürt hareketinin kurduğu partiler barajı aşamadığı için, çok düşük oylarla üç dönemdir seçilenleri herhalde çok memnun ediyor.
Seçim barajı siyasal kalitenin artmasını engelledi. Özellikle Kürt nüfusun yoğun olduğu illerde sistemin imkanlarından beslenen geleneksel kurumların temsilcisi insanların, 10 binin altında oylarla seçilebilmeleri seçim barajının korunmasıyla mümkün olabiliyor. DTP Genel Başkanı Ahmet Türk'ün 28 Şubat'ta gerçekleşen olağanüstü kongrede bağımsız aday tercihini DTP'nin tek başına değil, Türkiye'de demokratlarla, aydınlarla birlikte değerlendirmek istediğini açıklamasından sonra, DTP'ye yönelik baskıların artması ve başta AKP olmak üzere diğer partilerin, bölgedeki aday arayışını, Kürt hareketinin periferisinde duran şahsiyetlerin kapısını çalarak sürdürmeleri boşuna değildir.
Sistemin 12 Eylül'den bu yana, en büyük başarısı Kürt demokratik hareketiyle bu hareketin biraraya gelebileceği sol-sosyal demokrat güçleri ayrı tutarak, her iki muhalefeti de kabul edilebilir sınırlarda tutmak oldu. Temel meselemiz artık kabul edilebilir sınırlarda ve düzeyde olmayı kabul etmemektir. 'Türkiye Barışını Arıyor' konferansının yarattığı heyecan ve bu heyecanı söndürmek amaçlı, statüko yanlılarından ve Genelkurmay'dan gelen açıklamalar, gösterilen tepkiler aslında doğru yolda olunduğunun kanıtıdır ve bu heyecanın farklı zeminlerde ve koşullarda, seçimlerde ortaklaşmak için de sürdürülmesi gerçeğine işaret ediyor.
Türkiye İşçi Partisi
Seçimlerde teknik düzeyde bir sorunu aşmak için yapılacak bir işbirliği, aslında kalıcı bir siyasal temelin ve alanın yeniden açılmasına hizmet edebilir ve etmelidir de. DTP'yi bu bakımdan hesaba katmadan meseleyi tartışmak, ihaleye teminat mektubu olmadan girmek gibidir.
Bu teminatın ne olduğunu iki ilden örnek vererek açmak istiyorum. 2002 seçimlerinde, kişisel olarak partinin birçok yerde yaptığı aday seçiminin isabetli olduğu kanısını taşımamakla beraber, biz DEHAP'lı yöneticilerin o seçim yılında barajın aşılabileceğine dair güçlü bir kanaati olduğunu hatırlıyorum. Baraj aşılamadı ama o tarihe kadar girilen seçimlerde alınan en yüksek oy alındı, 6.22. İstanbul 1. Bölgede yani Anadolu yakasında 90, 2. bölgede 80 ve üçüncü bölgede 108 bin civarında oy alındı. (Rakamlar net değildir.) Kuşkusuz bu oylar barajı aşıp aşmayacağı belli olmayan bir partiye verilen oylardır. Ve eğer bağımsız adaylarla girilmiş olsaydı, bu oyların tahmini olarak artabileceğini söyleyebiliriz. Bu halde bile 3. bölgeden iki olmak üzere dört milletvekili çıkarmak mümkündü. Mardin'de yine aynı seçimde 89 bin oy alındı. Baraj aşılabilse, DEHAP altı milletvekilinden dördünü alıyor, beşincisini de 1500 oyla kaybediyordu. Bağımsız olarak seçilen bir kişinin aldığı oy ise 17-18 bin civarındaydı.
Sol bağımsız adaylarla seçime girilmesi konusunda Ahmet İnsel'le beraber bir çalışma yapan Prof. Seyfettin Gürsel, bir televizyon programında başarılı olunması halinde, Meclis'te kurulacak grubun, TİP'in 1965'te yarattığı etkiyi yaratabileceğini söyledi. O seçimde Behice Boran'ın İstanbul'dan değil, Urfa'dan milletvekili seçildiğini, TİP'in içinde yaşanan siyasal birliğin, örgütsel ve ideolojik ayrılıklar yüzünden devam etmediği için nasıl da sona erdiğini ve bu tarihten sonra da, demokratik mecrada gelişen Kürt hareketinin derin müdahalelerle nasıl uzun yıllar sürecek bir çatışma sürecinin içine itildiğini hatırlarsak eğer, Kürt hareketinin sunduğu siyasal imkanların, sadece Meclis'e girmeyi garanti eden imkanlar olarak değil ama bir siyasal birliğin yeniden kurulması ve halkımıza, bizlere, Türkiye'ye acı veren bir tarihi dönemin kapanması yönünde kullanılabilecek bir imkan olduğunu görürüz. İşte bunun içindir ki, DTP'siz olmaz.

ORHAN MİROĞLU: DTP Genel Başkan Yard.