Durumdan 'aile' çıkarmak

Durumdan 'aile' çıkarmak
Durumdan 'aile' çıkarmak

Bir Çocuk Sevdim in başrollerinde Gülcan Arslan, Hakan Kurtaş ve Çetin Tekindor (aşağıda) var.

'Bir Çocuk Sevdim'deki genç kız alabildiğine saf, sevdiği çocuk da zengin olmasına rağmen iyi biri aslında. Kötü olan zenginin ebeveyni. Kızı hamile kalan 'mağdur' babanın yaşadığı toplumsal mahcubiyeti fark edemiyorlar bile
Haber: ORHAN TEKELİOĞLU - orhantekelioglu@gmail.com / Arşivi

Ekranda onlarca dizi var, birçoğu yeni, bazılarıysa bir önceki sezondan. Her akşam bir sürü hikayeye bakıp hangisini izleyeceğine ekran başındakiler karar verse de hikayelerdeki benzerlikler çok şaşırtıcı. Özellikle yeni başlayan dizilerdeki hikayelere bakınca neredeyse aynı ekip tarafından yazıldığını bile düşünebilirsiniz. Böyle bir şey yok ama, Gramsci’nin kullandığı anlamda, dört başı mamur bir “kültürel hegemonyanın” kurulmakta olduğu da fark ediliyor. Gramsci, bu kavramı geliştirirken, daha önceki Marxçıların aksine, altyapıdan çok üstyapının, fiziksel güçten çok ideolojik hegemonyanın halkın indinde “rıza” sağladığına, direnci kırdığına dikkat çekmiş, bu çerçevede popüler kültüre göndermede bulunmuştu. Seçim sonrasındaki ciddi siyasal kırılmanın ardından yapımcılar, kendi meşreplerince, anaakım medyayı kültürel muhafazakârlığa açmaya çalışıyorlar. Buldukları formül aşağı yukarı şöyle: Önce bir “hata” (gelenekten sapma), daha sonra bir başka “hata” (şiddet yoluyla durdurma/bastırma), daha sonra da sulh içinde bir “çözüm” (evlilik). Süreci bir dizi üzerinden incelemeye çalışalım. Örneğin, yakınlarda Kanal D’de başlayan ‘Bir Çocuk Sevdim’de henüz 18’ine bile gelmemiş bir genç kız önce sevgilisiyle ve kendi isteğiyle yatıyor (hata), zaten “ceza”sını da hemen buluyor, hamile kalıyor! 

Genç kız cinselliği
Buradaki “ahlaki kodu” sorgulamıyorum ama tabii ki çok sorunlu. Devam edelim. Hamileliği öğrenen aile ve özellikle baba duygusal şiddet kullanmaya başlıyor. Kızına çok düşkün olan baba kederlere gark oluyor, kızına evden ayrılmama yasağı koyuyor ve kız odasında kilit altına alınıyor. Çözüm olarak aklına oğlanın ailesine gitmek ve gençleri evlendirmek geliyor. Ama oğlanın zengin ve zalim babası, kızın “mağdur” babasını (kızın mağduriyetinden çok ailenin ve babanınki öne çıkıyor) dinlemediği gibi, evinden de kovuyor. Fark ettiyseniz, bu olmaması gereken işler (gelenekten sapma) hemen her zaman ayrı dünyaların (zengin ve fakirler) insanlarının arasında oluyor. İşe sınıfsallık karışınca hikayeye bir mümkün olmama durumu ve nefret boyutu da eklenmiş oluyor. Gizli “solculuk” falan yapıldığı yok, aksine geleneksel toplumdan modern topluma geçişten hoşnutsuzluk, beklenen davranışa aykırı olana itiraz var. Saklanmaya çalışılsa da işlerin sarpa sardığı asıl alan cinsellik ve “ne yazık ki” metropol hayatında kızları eve kapatamıyorsun. Bu nedenle yeni başlayan dizilerdeki babaların varsa yoksa dertleri kızlarının dış dünyadaki davranışları. Toplumdaki en gerilimli alanların başında cinselliğin geldiğini bilmiyor değiliz ama, burada öne çıkarılan genç bir kızın cinselliği nasıl yaşayacağı ve örtük olarak, bekareti meselesi. Geleneksel toplumda genç bir kızın cinselliğini yaşayabileceği yer olarak evlilik kurumunun öne çıkması, tabii ki tesadüfi değil. Seçeneklerin önceden belirlendiği ve kısıtlı olduğu çok küçük bir toplumsal düzende dinsel inanç ve kültürel kodlarla uyumlu bir çözümün üretilmesi kolayca anlaşılabilir. Geleneksel “çözümün”, seçilme durumunda kalan kadınlar için hiç de kolay olmadığını ve metropolde yeniden üretilmeye çalışılmasının işi daha da çetrefilleştireceğini söylememiz lazım. 

Yeşilçam’dan apartma
1950’lerden itibaren iç göç yaşayan bu toplumda, geleneksel toplumdan gelenlerin şehirde benzer sorunlarla boğuştuğunu popüler kültürün çok daha erken örneklerinde onlarca kez görmüştük zaten. Yeşilçam’ın en önemli temalarından biri şehir yaşamında parçalanan ya da sertleşen muhafazakârlık değil miydi? Son dizi furyasında şaşırtıcı olan, aynı temanın şehir mekanında benzer bir gerilimi ürettiği iddiası. Günümüz metropolündeki hayat, gündeminden kopartılarak bir 20 yıl öncesine “ışınlanıyor” ve benzer klişe karakterlerle aynı gerilimin sürmeye devam ettiği varsayılıyor. Günümüzdeki göç dinamiklerine baktığımızda ise, 1970’lerin Yeşilçamı’ndan apartılan bu sorunsalın, olsa bile böyle bir sosyal davranış olarak tezahür etmesi pek mümkün görünmüyor. Çünkü şehrin çoğunluğu oluşturan eski-göçerlere “yeni” demenin bir anlamı yok. En azından üç kuşaktır İstanbul ’da yaşayan biri, her ne kadar kendini, diyelim ki “Rizeli” de sansa, aslında İstanbulludur. Geleneksel toplumla kültürel bağını çoktan yitirmiştir. Dizilerin sorunsallaştırdığı ve çuvalladığı nokta tam da burası. Çünkü yeni sorunsalın kaynağı (post)modern ve yeni bir toplumsallığın (yeni muhafazakâr bir siyasanın) içinde şekilleniyor. Dizilerin altını çizdiği “geleneksel değerlere”, siyaseten en yakın duran kurum da zaten bir bakanlığın uhdesinde değil mi? Kadın ve aileden sorumlu bir bakanımız, aile ve sosyal araştırma isimli danışma kurullarımız ve 2008’de beşincisi toplanan aile şuralarımız var. Devletin internete koymaya çalıştığı filtrenin adı “aile koruma”, son yılların sağlık hizmetindeki en önemli yeniliği “aile hekimliği”. 

Mesele zenginlik değil
Odaklanılan iki alandan biri “aile” ise, diğeri de onun “koruyucu” öznesi olarak düşünülen “kadın”. Erkekse, “kurucu” özne olarak düşünülüyor belli ki, onu ne korumaya kalkıyorlar ne de kollamaya. Tüm bunların yarattığı, Gramsci’nin sözünü ettiği, ideolojik hegemonyanın koşulladığı kültürel dünyada yazılıyor dizilerin anlatıları. Örnek dizimize dönersek, ‘Bir Çocuk Sevdim’deki genç kız alabildiğine saf, sevdiği çocuk da zengin bir aileye mensup olmasına rağmen iyi biri aslında. Burada kötü olan zenginin ebeveyni. Servet düşmanlığından çok eski elitlere muarız bir tutum bu. Çünkü mutaassıp ve aynı zamanda zengin bir aile değil bu, aksine pek “alafranga” ve züppeler, gelenekselden nefret ediyorlar. Aile gibi görünmelerine rağmen aile kurumunun farkında bile değiller, kızı hamile kaldığı için mağdur durumda kalan babanın yaşadığı toplumsal mahcubiyeti fark edemiyorlar. Yeni ve modern muhafazakârlık, bireyi toplumuyla susturmaya çalışıyor. Bu ideolojik hegemonyanın anaakım kanallarındaki gücünün artacağını varsaymak için kâhin olmaya gerek yok. Çok da uzak olmayan bir gelecekte, tecavüzcüsüyle evlenecek kızların olacağı diziler de izlerseniz, şaşırmayın. 

ORHAN TEKELİOĞLU: Bahçeşehir Üni.