Düzenbazların yönetmeni!

Bazı yönetmenler sanki auteur teorisini hayata geçirmek için çalışıyor. Örneğin senaristlikten gelme Billy Ray için başka bir tespitte bulunmak zor.
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

Bazı yönetmenler sanki auteur teorisini hayata geçirmek için çalışıyor. Örneğin senaristlikten gelme Billy Ray için başka bir tespitte bulunmak zor. Zira Ray'in yönettiği iki film de ortak tema yönünden hayli zengin. En başta iki Ray filmi de gerçek hayattan alınma düzenbazlık hikâyeleri anlatıyor. Shattered Glass/Asılsız Haber, haberlerinin yarısından fazlası aspragas çıkan Stephen Glass'ın (Hayden Christiensen) üzerineydi. Bu hafta gösterime giren Breach/İntikam da icraatlarıyla dudak ısırtan bir dolandırıcıyı, kariyerinin neredeyse tamamında Sovyetler Birliği'ne bilgi sızdırmış FBI ajanı Robert Hanssen'in (Chris Cooper) yakalanışını hikâyeleştiriyor.
Belli ki Billy Ray'in, hayatlarını yalan üzerine kurmuş karakterlere ayrı bir ilgisi var. Gerçi 2008 tarihli projesi Hurricane Season/Kasırga Sezonu, Katrina mağduru öğrenci futbolcuların civar lisenin takımına entegre olma çabalarını aktarıyor ama yönetmenin ilk iki filmi arasındaki tema, öykü benzerliği de söz edilmeden geçilmeyecek kadar belirgin. Sadece gerçek hayatta skandala sebep olmuş sahtekârların hayatını anlatmasında değil, onlara bakışta da bir yakınlık var.
Derdi karakter
Ray, hikâyelerini aktardığı iki düzenbazı da perdeye getirirken yargılayıcı bir bakışa pek itibar etmiyor. Onun derdi daha çok karakter analizi, sıradışı eylemlerde bulunmuş bu karakterleri neyin güdülediği. Ama bu, işin polisiye yönünü ihmal ettiği anlamına gelmiyor. Her iki filmde de söz konusu olan karakterlerin ipliğini pazara çıkarmaya çalışan kahramanlar var. Asılsız Haber'de Stephen Glass'ın editörü Charles 'Chuck' Lane (Peter Sarsgaard), herkesin sevgilisi bu muhabirin üstüne gitme cesareti gösteriyordu. İhanet'te de Robert Hanssen'ı iş üstünde yakalaması için umut vaat eden FBI görevlisi Eric O'Neill (Ryan Phillippe) görevlendiriliyor. Bu iki karakter de gerçek hayattan alınmış hikâyelerin polisiye formatında perdeye gelmesini sağlayan unsurlar. Ne var ki Ray, düzenbazların eylemlerini basit ahlaki ikilemlerle açıklamadığından bu karakterler de araştırmaları sonunda kendilerini pek sağlam bir zeminde bulamıyor. Bir bakıma Stephen Glass ile Robert Hanssen, hikâyeleri perdeye Billy Ray tarafından getirildiği için çok şanslı. Ya da daha doğrusu, bu skandallar, Ray gibi farklı yönlerden hikâyesinin hakkını vermesini bilen bir yönetmence filme aktarıldığı için seyirci şanslı.
Zira Asılsız Haber'in konu aldığı Glass skandalı, Ray'inkinden farklı bir yaklaşımla perdeye gelseydi, etkisinden çok şey kaybedebilirdi. Umut vaat eden genç yazarları kariyerlerine hazırlayan The New Republic dergisinin yıldız muhabiri Stephen Glass, 1998'de kovulduğunda büyük çaplı bir medya skandalına da imza attı. Yorumculara göre roman canlılığında haber makaleleri yazan Glass'ın, gerçekten de kurguya başvurduğu öğrenildi. Yazarın 41 makalesinin 27'sinin ya toptan ya da kısmen uydurma olduğu, dolayısıyla geri kalanın doğruluğuna da güvenilmemesi gerektiği ortaya çıkınca, tekrar tekrar ziyaret edilecek bir medya vakamız oldu. Glass'ın 'kafadan' yazdığı makalelerde yatak odalarında kokain bulduğu anne babasını polise ihbar eden küçük çocuğun hikâyesi, kongrede uyuşturucu, içki, seks alemi yapan genç Cumhuriyetçiler ve yakayı ele vermesine yol açan 'hacker' gibi karakterler var. Tehdit ettiği internet sitesi tarafından işe alınan 15 yaşındaki 'hacker'ın hikâyesinde sözü edilen kurumun aslında var olmadığı Forbes dergisince ortaya çıkarılınca skandalın geri kalanı da çorap söküğü gibi gelmişti.
Niye ki?
İnsanın aklına ilk gelen soru, böyle bir hayalgücüne sahip Glass'ın niye enerjisini gerçekten kurgusal eserler yazmaya vermediği. Hikâye Ray'in eliyle perdeye gelince de haliyle bu sorunun üzerine gidiliyor. Stephen Glass, filmin sonunu hâlâ sırrına vakıf olamadığımız, bildik etik kurallarının açıklamakta yetersiz kalacağı komplike bir karakter olarak bitiriyor. Hayden Christiensen'in, seyirciyi diken üstünde tutan performansı da bu histe büyük rol sahibi.
Zaten Ray'in henüz iki filmlik kısa filmografisinde düzenbaz hikâyeleri dışında bir başka ortak unsur da genç oyunculara verdiği şans. Nasıl Asılsız Haber'de Hayden Christiensen, seyirciyi hayran bıraktıysa,
İhanet'te de Ryan Phillippe, filmi başladığı gibi bitirmeyen, kafası karışık bir karakteri canlandırma fırsatı buluyor. Tabii karşısında Robert Hanssen'ı canlandıran Chris Cooper, sadece Phillippe'in değil, performansıyla seyircinin de algılarını allak bullak ediyor.
Sofu Katolik, bağnaz yurtsever Robert Hanssen, aslında karısıyla yatak hayatını pek de saygın bulunmayacak ortamlarda paylaşıyor ve film için daha da önemlisi, el altından tüm gizli bilgileri Sovyetler Birliği'ne sızdırıyor. Ama ne film ne de Chris Cooper buna bir kamuflaj meselesi olarak yaklaşıyor. Gerçek hayatta ABD istihbahratına en büyük zararı vermiş bu ajanı, hikâyedeki diğer karakterlerin altındaki zemini kaydırmak, onları tekinsiz bir pozisyona getirmek için kullanıyor.
Belki de bu yüzden Ray'in filmleri bittiğinde gerçeklerin ortaya çıkması, rahat bir nefes alınmasına yetmiyor. Daha öncesine dayanan senaryo kariyeri pek iç açıcı olmasa da (Ray'in Color of Night/Gecenin Rengi, Volcano/Volkan gibi filmlerin bulunduğu senaryo hanesinde tek bir yüz akı var; Jodie Foster'lı Flightplan/Uçuş Planı) yönetmenlikte farklı bir ton tutturan Ray'in düzenbaz karakter takıntısını sürdürmesini dilemekten başka bir şey gelmiyor elden.