Eğitimde yeniden temcit pilavı: SBS

Ülkemizde Anadolu Liseleri ve Fen Liseleri ile yüksek öğretime öğrenci yerleştirmede test sınav yönteminin kullanıldığı hepimizin malumu. Test yönteminin, -pratik bazı gerekçeleri saklı tutmak koşuluyla-, genç adayların üzerinde geçiştirilemeyecek yan etkilerinin olduğunu düşünüyoruz.
Haber: İSHAK TORUN / Arşivi

Ülkemizde Anadolu Liseleri ve Fen Liseleri ile yüksek öğretime öğrenci yerleştirmede test sınav yönteminin kullanıldığı hepimizin malumu. Test yönteminin, -pratik bazı gerekçeleri saklı tutmak koşuluyla-, genç adayların üzerinde geçiştirilemeyecek yan etkilerinin olduğunu düşünüyoruz.
ÖSS, OKS ve/veya SBS (Seviye Belirleme Sınavı) gibi test sınavları yanlış uygulanıyor ve bu yüzden yanlış sonuçlar veriyor. Bu sorunla ilgili tartışmaların kamuoyunda yaygın bir şekilde yer ettiği gözleniyor. Öyle ki, ÖSS'nin kaldırılması konusu milletvekili seçiminde propaganda malzemesi bile oldu. Ne var ki, ÖSS veya OKS'nin davranışçı/ezberci eğitim felsefesine sahip merkeziyetçi Türk eğitim sistemiyle uyumlu sınavlar olduğu gözardı ediliyor. Sorunun sahici çözümü öncelikle Türk eğitiminin yapısal dönüşümüyle ilgilidir. Hükümet çevrelerinin "eğitimde reform" söylemi içinde yer alan uygulamaları ise, bütüncül bir yaklaşımdan yoksun olduğu için sorunu çözmek yerine eğitime yeni sorunlar ilave ediyor. Bu reformla eğitimin davranışçı/ezberci yaklaşımı yerine yapılandırmacı yaklaşımı ikame edilmek isteniyor. Kuşkusuz getirilmek istenen yenilik çağdaş ülkelerin ve küreselleşen dünyanın gereklerine uygundur. Ancak, merkeziyetçi bir eğitim sistemine yapılandırmacı eğitim felsefesini aşılamak abesle iştigal gibidir.
Mevcut sistemde bir yandan yapılandırmacı felseyeye göre eğitim yapılıyor (!) diğer yandan bütün eğitim performansı ezber ölçen ÖSS ve OKS sınavlarıyla belirleniyor. Nitekim, SBS gibi yeni bir sınav arayışı bu çelişkinin sonucu olarak gelişmiş, ama eğitim bohçasına bir yama daha ilave etmekten başka işe yaramayacaktır. Çünkü, SBS ile öğrencilerin dersane ve hazırlık çilesi biraz daha artırıldı. Bütüncül yaklaşımdan yoksun sözümona reform uygulamaları dersane sektörünü büyütmekten başka bir işe yaramıyor. Oysa, sorunun temelde çözümü eğitim sistemini libarelleştirip dersane sektöründe dönen kaynağı doğru mecrasına yönlendirmek olmalıdır.
ÖSS ve OKS gibi test sınavları bir yandan dershane sektörünü yaratıp milli kaynakların çarçur edilmesine neden oluyor, diğer yandan gençlerimizin psikolojisini bozuyor. Bu sınavların genç adayların üzerlerinde geçiştirilemeyecek yan etkileri oluyor.
Uygulama yanlış
ÖSS ve OKS'ye hazırlanan öğrencilerin yarıdan fazlasında davranış bozukluğu gözleniyor. Sınava hazırlık yapan öğrencilerde muhakeme ve anlama gücü giderek zayıflıyor. Kuşkusuz, bu etkenin yanına birçok sosyoekonomik ve sosyokültürel nedenleri eklemek mümkündür. Örneğin, günümüzde ailelerin toplumdaki statü mücadeleleri çocuklar üzerinden yapılıyor. Eskiden anneler kürkleri ve mücevherleriyle, babalar arabaları ile övünürdü. Günümüzde övünme konuları arasına zavallı çocuklar da girdi. İşin ilginç tarafı, istismara uğrayan çocuklar daha çok varlıklı aile çocukları.
Yeteneğin ortaya çıkarılmasında test uygulamasının aslında sakıncası yok. Test tekniğinde aslolan şuuru uyandırmadan sezgileri harekete geçirerek derinlerdeki bilinmez varlığı ortaya çıkarmaktır. Nitekim, bu teknikle psikiyatrik hastalıklar teşhis edilir veya gizli kalmış yetenekler keşfedilir. Ama, testlerle muhakeme gücü ve bilgi seviyesi ölçülemez.
Bu bağlamda, çocuğun branş eğilimini belirlemek için test yapmak yanlış değil. Tam aksine çocuğun temel eğiliminin belirlenmesinde, önceden hazırlık yapmamak ve bilgi sorulmamak koşuluyla, test sınavının uygulanması çok yararlı olacaktır. Ne var ki, mevcut sınavlar tam da bahsedilen koşulları ihlal ediyor.
Uygulandığı şekliyle test sınavları muhakemeyi, düşünmeyi öldürüyor. Test sınavına hazırlanmak sürekli tekrarla beş duyunun hassasiyetini belirlemeye çalışıyor, hatta çocukları şartlandırıyor ve onları adeta dopingliyor. Tekrarda temel amaç hızlı bir şekilde, en kestirmeden sonuca gitmektir. Ve, bunun için aklı kenara bırakmak elzemdir. Testin en önemli özelliği, zaman faktörüne sıkı sıkıya bağlı olmasıdır. Zamanla yarışa çıkan bir insanın başarısı sadece ve sadece şartlanmaya bağlıdır.
OKS'nin yerine getirildiği söylenen SBS, nitelik olarak aslında hiçbir şey getirmiyor. Yalnızca, bir kerede yapılan sınav üç döneme yayılıyor. Çocuklar yine yarış atları gibi sınavlara önceden hazırlanacak, sınav soruları ise yine büyük oranda bilgi (enformasyon) ölçecek.
Belki merkeziyetçi ve ezberci eğitim sisteminin en kötü sonucu düşüncede yaratıcılığı öldürmesidir. Eğitim reforumunun söylemsel düzlemde bu mantalite sakatlığını değiştirmeyi amaçladığı doğrudur. Ancak, sözü edilen reform uygulamaları bütünsellikten yoksun olduğu için öğrencilere ilave yük bindirmekten başka bir işe yaramıyor. Okul, öğrenci ve onların aileleri için dersane öğrenimine ilave ve angarya yük gibi algılanıyor.
Çok geniş bir öğrenci kitlesini mevcut okullara yerleştirmek için bir eleme sınavı yadsınmayabilir. Ama, bu durumda reformdan bahsetmek anlamsızdır.
Geçici önlemler
Eğitim sisteminin birinci sorunu dershane sektörüne akan kaynağı olumlu bir şekilde kanalize etmektir. Bu şekilde gerek ilk ve ortaoğretime, gerekse yüksek öğretime olabildiğince özel sektörü çekmektir. Yine, Türkiye'nin en büyük ihtiyacı olan ara eleman yetiştiren meslek liselerini cazibe merkezi haline getirmek gerekir. Bu alanlardaki sayıları Batı'daki oranlara yaklaştırmak temel hedeflerden biri olmalıdır. Çocuklarımız üniversite okumak istiyor, ama yeterince üniversite olmadığı için okuyamıyor. Çünkü, gerçek bir yapısal reformu yapacak niyet ve iradeye sahip değiliz. Sanki, zihinlerimiz hayalimizde yarattığımız öcülere esir düşmüş!
Bütçe ve ekonomiden biraz anlayanlar kamu kaynaklarında çok büyük atılımın olmayacağını bilir. Çözüm aile bütçesinden dershane için ayrılan devasa kaynağı doğru bir şekilde kanalize etmekte yatıyor. Kafası Hegel'in kutsal devletinde kalmış bazı memur-bürokrat kılıklı kesime göre, dershaneye akan paranın devlete bağışlanması durumunda sorun çözülebilir. Çünkü, gönlünü her an davulcuya veya zurnacıya kaptırabilecek halka tokmak emanet edilemez ama davulu taşımalarında bir risk bulunmuyor! Diğer kesim ise, sosyal devlet sorumluluğunu azaltmadan eğitimi merkezilikten arındırıp olabildiğince yerelleştirmek, özerkleştirmek ve özelleştirmek şeklindeki yapısal dönüşümü gerçekleştirmek yerine palyatif tedbirleri reform diye sunuyor. Bu kesim ise, kendi hayal dünyasında yarattığı korkuların esiri olmuş görünüyor.

İSHAK TORUN: Yrd. Doç. Dr., Niğde Üni.