Eğitimliyiz, ne yazık ki

Sanırım Murat Belge'nin saptamasıdır: Türkiye'nin problemi eğitimsizlik değildir. Aksine, oldukça sıkı bir eğitim almış olmaktır temel problemimiz.
Haber: FERDAN ERGUT / Arşivi

Sanırım Murat Belge'nin saptamasıdır: Türkiye'nin problemi eğitimsizlik değildir. Aksine, oldukça sıkı bir eğitim almış olmaktır temel problemimiz. Tam da milli eğitim tezgahından geçtiğimiz için bütün dünya algımız dumura uğramış durumda. Tarih Vakfı'nın 2003'te tamamladığı "Ders Kitaplarında İnsan Hakları" projesinin bulguları sayesinde, vahametin boyutlarını somut bir şekilde gösterebilir durumdayız. Projenin sonucunda vakıf, üç kitap yayınlamıştı. Bunlardan özellikle "Tarama Sonuçları" adlı kitap her-eve-lazım bir antoloji... (İlgilisine not: Tarih Vakfı, konuya tekrar el atmaya karar verdi. Dört yıl önce yaptığı eleştirilerin hangi oranda dikkate alındığını, ders kitaplarındaki ana felsefenin değişip değişmediğini ortaya çıkaracak çok kapsamlı bir proje başlıyor. Gönüllülere de bir çağrı olsun!).
Aşağıda vereceğim örneklerin bazıları nihayet ders kitaplarından temizlenmiş olabilir. Bunun ne oranda yapılabildiğini yeni projeyle anlayacağız. Fakat yine de örnekler güncelliklerinden hiçbir şey kaybetmiş sayılmaz. Neticede çevrenizdeki insanların büyük çoğunluğunun nasıl bir eğitimden geçerek 'öyle' olduklarını unutmamakta sonsuz fayda var.
Proje kapsamında elde edilen bulguların, Türkiye'nin önde gelen sosyal bilimcileri tarafından değerlendirildiği bu kitaptan ufak bir seçkiyi sizlerle paylaşmak istedim. İşte hepimizin 'maruz' kaldığı ders kitaplarından örnekler (örneklerdeki italik bölümler bana ait). Ne kadar fazla okursanız o kadar fazla eğleneceğinizi baştan taahhüt ederim.
l Henüz ilkokul 3. sınıftaki küçücük çocuklarımıza Hayat Bilgisi kitabında okuttuğumuz bir şiirle başlayalım isterseniz.
"Eğer bir gün uğruna gerekirse canımız
Damarlarımızda saklı senin için kanımız
Yaşamak için ölmek davasıdır hürriyet
Yüz binlerce şehidin adıdır cumhuriyet".
Ölüm bundan daha fazla nasıl yüceltilebilir? O yaşta ve akıl sağlığı yerinde hiçbir çocuğun yaşamak için niye ölmenin gerekli olduğunu zaten anlayamayacağını ve dolayısıyla bu hamasetin boşa gideceğini düşünerek rahat edebilirsiniz. Etmeyin. Bu hamasetten kaçabilse bile bir diğerine yakalanacaktır. Ders kitaplarımızda, çocuğumuzun aslında vatanını ne kadar sevdiğinin ya da makbul bir vatandaş olabilmesinin en önemli ölçütünün, 'ölüme hazır olma yüzdesi' olduğu yolunda mebzul miktarda örnek var. (Meraklı okur kitaba bakabilir).

  • Peki lise coğrafya ders kitabında "erozyonla mücadele"nin nasıl öğretildiğini görmek ister misiniz? "Erozyonu önlemede amaç, toprağın bu vatanın en önemli unsuru olduğunu bilmektir... Bu, yürekli, mücadeleci, toprağını, doğayı ve vatanını seven yurttaşların sürdüreceği bir savaştır. Biz, vatanı uğruna canını veren milletiz. Bu savaşa gerekli maddi ve manevi desteği vererek..."
    İşte erozyonla mücadele edip TEMA'ya destek olmak gibi önemli bir yurttaşlık görevini bile çocuklara "canınızı vermeye" hazır olun, "savaşın" gibi militarist vurgularla anlatabiliyoruz. Bu yurttaşlık görevi için başka bir dil geliştirmekten bu kadar aciziz. Ölüm, bu kadar yüceltilirse, öldürmenin de o derece meşrulaşacağını bir an için olsun düşünmüyoruz elbette.
    Harem
  • "Yüce Osmanlı"nın sarayındaki harem dairesinin, 7. sınıf sosyal bilgiler kitabında nasıl anlatıldığını görmek ister misiniz? "Çeşitli ırklardan seçme güzel kadınlardan oluşan sarayın harem dairesi cariyeleri, ya saray için İstanbul gümrük emini aracılığıyla satın alınanlardan veya yüksek dereceli devlet görevlilerinin takdim ettikleri seçme kadınlardan oluşuyordu". Ne hoş değil mi? Bırakın harem konusundaki tümüyle yanlış bilgilendirmeyi, acaba "seçme güzel kadınları", "satın alınan", "takdim edilen" kadınları o yaşta okuyan çocukların kadın algıları nasıl şekillenecek dersiniz? Ya da isterseniz büyüdüklerinde "insan ticareti" konusunda ne tür bir fikre sahip olabileceklerini bir düşünün?
  • Peki üstün insan Türklerin, üstün dili Türkçe hakkında Lise Dilbilim I kitabında ne dendiğini merak ediyor musunuz? Buradan buyurun. "Türkçe'de ne İtalyanca'nın birbirini takip eden y'leri ve şiddetli r'leri, ne Rumca'nın yılan hışırtısını andıran peşpeşe sin kullanımları; peltek s'leri ve z'leri vardır". Komşumuzun dilinin, "yılan hışırtısını andırdığını" da böylece idrak eden çocuğumuz , hemen akabinde Kaşgarlı Mahmut'un şu sözüyle de bilinç düzeyini daha da yükseltmiş olmanın hazzını yaşayacaktır: "İki dil bilen, şehirlilerle düşüp kalkan kimsenin dili bozuktur". Kulağınıza küpe olsun: Çocuğunuzun İngilizce falan öğrenmesine izin vermeyin, hele kentli kozmopolitlerle hiç görüştürmeyin. Sonra 'zenci' olur!
  • Bu sefer önce okuyalım, sonra hangi ders kitabı olduğuna bakarız. Bana güvenin, böylesi daha eğlenceli olacak. "Ulusal kültürün bu değişim sürecinde, başka kültürlerin etkisinde kalmaması ve temel özelliklerini koruması gerekir... Turizm sosyal ve kültürel yapıları farklı olan insanların birbirinden etkilenerek gelenek, görenek ve ahlaki değerlerinde bozulmaların olmasına neden olmaktadır". Şimdi bu pasajın hangi kitaptan alındığını tahmin etmeye çalışın.
    Bilemediniz: Lise I Turizm kitabı! Söylemiştim eğlenceli olacağını. Turizm kitabımız, sağolsun, doğal yaşamın korunmasını da kendisine dert edinmiş. Acaba çocuklarımıza bu bilinci nasıl versek ki? Şöyle: "Yabancı avcılar, hiçbir sorumluluk duymaksızın katliam derecesinde sınırsızca avlanmışlardır". Gördünüz mü, hayvanlarımız da kökü dışarıda mihraklar tarafından avlanıyor. Bizler böyle şey yapmayız. Bizler hiç kötü bir şey yapmayız.
    Ormanlarımızı bile yabancıların kestiğini biliyor muydunuz? Dersinizi iyi çalışmamışsınız. Milli Eğitim hizmetinizde: "Tarih süreci içinde ormanların Anadolu'da uygarlık kurmuş insanlarca değil, bu uygarlıkları yıkmaya gelen savaşçılar tarafından tahrip edilmiş olduğu görülmektedir". Artık bu lafları zenofobi kavramıyla mı incelersiniz yoksa ırkçılıkla mı, milliyetçilikle mi size kalmış. Ama gördüğünüz gibi çocuklarımız emin ellerde. Hiçbir ahlaki sorumluluk almadan büyüyorlar. Yaşasın eğitim!
    İşte bizler böyle "biz" olduk. Eğitim adı altında bir sürü travma yaşattılar bize. Sevdiğim bir söz vardır: "Yobazlar onlardır ki, yeni hiçbir şey okumazlar. Ama daha da kötüsü okudukları hiçbir şeyi unutmazlar". Başta verdiğim sözü tutabildiysem oldukça eğlenmiş olmalısınız. Öte yandan durumun trajikliği çok açık: Çocuğunuzun iyi bir yurttaş olabilmesi için ilk yapmanız gereken şey, tam da yurttaşlığa ilişkin okuduklarını unutturmaya çalışmak olacak.
    FERDAN ERGUT: ODTÜ