EMASYA protokolü

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, CHP milletvekili Mustafa Özyürek'in EMASYA (Emniyet, Asayiş, Yardımlaşma) olarak tanınan birliklerin hukuki durumuyla ilgili Başbakana yönelttiği soru önergesini yanıtlarken, "özel maksatla teşkil edilmiş EMASYA birlikleri olmadığını" ifade etmiş...
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, CHP milletvekili Mustafa Özyürek'in EMASYA (Emniyet, Asayiş, Yardımlaşma) olarak tanınan birliklerin hukuki durumuyla ilgili Başbakana yönelttiği soru önergesini yanıtlarken, "özel maksatla teşkil edilmiş EMASYA birlikleri olmadığını" ifade etmiş ve "TSK'nın EMASYA görevlerinde kullanılması[nın] Anayasa'ya, kanunlara ve yerleşik uluslararası uygulamalara uygun olduğunu" belirtmişti. Gönül'e göre, "Türk Silahlı Kuvvetlerinin mevcut birlikleri, valilerce kuvvet talebinde bulunulduğunda EMASYA görevlerinde ikiz görevli olarak" kullanılıyordu. "Özel maksatla teşkil edilmiş EMASYA birlikleri olmadığı gibi faaliyetleri de söz konusu değildi. Toplanan istihbarat bilgileri, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu gereğince Silahlı Kuvvetlere verilmiş olan görevlerin başarılmasına yönelikti."
Vecdi Gönül ne der bilmiyoruz ama Hürriyet gazetesinde 17 Ocak 2006'da yayımlanan haber, TSK içinde özel maksatla teşkil edilmiş EMASYA birliklerinin varlığına işaret ediyor. Haberde, "Askere toplumsal olaylara el koyma yetkisi veren EMASYA Protokolü'ne göre İstanbul'daki 52. Tümen bünyesinde kurulan EMASYA birliğinin Çağlayan Meydanında tatbikat yapmayı planladığı" belirtiliyor. Ayaklanma bastırma tatbikatında yer alacak "tanklı toplu birliklerin" görüntülerinin basına yansıyacak olmasından komuta kademesi rahatsızlık duyduğu için, tatbikatın uygulamasına şimdilik geçilmediği bilgisi haberin esas amacını oluşturuyor. Söz konusu olanın, içinde polisin ve sivil savunma birliklerinin yer aldığı "iç güvenlik güçlerinin" bir tatbikatı değil, katıksız bir "askeri tatbikat" olduğu anlaşılıyor. Bu şaşırtıcı değil. Kara Kuvvetleri Komutanlığının bünyesinde, birkaç yıldan beri, iç güvenlik tugayları kurulmuş olmasının anlamını daha önce sorgulamıştık (bkz. Radikal İki, 30.7.2006 'Rutini iç güvenlik olan TSK').
Haberin, İstanbul'un içinde yapılacak böyle bir tatbikat için halkı psikolojik olarak alıştırma ve "gereksiz veya abartılı" haber girişimlerini önceden etkisiz kılma amacıyla basına ulaştırıldığı hissediliyor. Hürriyet Gazetesi, EMASYA oluşumunun birçok açıdan yürürlükteki yasalara aykırı olduğunun 2002'deki Mülki İdare Şura'sı kararları içinde tescillendiğini, bu Şura'da yüksek düzeyde sivil ve askeri sorumluların yer aldığını ve bu karara imza attıklarını hatırlatmayı ihmal etmemiş.
Hayrabolu'da tatbikat
Büyük basında yer almadığı ve olay İstanbul'da gerçekleşmediği için dikkatlerden kaçan bir haber, bu EMASYA tatbikatlarının başka yerlerde yapıldığını gösteriyor. Trakyam.net sitesinde yer alan AA kaynaklı 20 Aralık 2006 tarihli habere göre, Hayrabolu ilçesinde EMASYA tatbikatı yapılmış. Önceden hazırlanan senaryo uyarınca, "doğan ve hızla büyüyen toplumsal olay karşısında" mevcut iç güvenlik birimlerinin yetersiz kalması durumunda yeterli sayıda askeri birliğin olayı bastırmak görevini yerine getirme yeteneğinin denendiği haberde aktarılıyor. Tatbikat, garnizon komutanlığında görevli er ve erbaşın katılımıyla Halk Eğitim Merkezi binası ve Belediye Kültür Park'ta gerçekleşmiş. Uygulanan tatbikat senaryosunun, mahalli mülki idare amirinin talebi ve il valisinin onayı ve emirleri üzerine askeri birliklerin harekete geçmesi üzerine kurulduğu özellikle belirtiliyor. Ama Hayrabolu tatbikatının da "yeterli askeri birliğin olayı bastırmak görevini yerine getirmesinin sınanması olduğu" haberde yazdığına göre, bu da "ikiz birlikler" falan değil, katıksız bir askeri tatbikat olmuş.
İstanbul'da yapılması planlanan tatbikatta, Çağlayan Meydanında gerçekleşecek bir "ayaklanmanın bastırılması" için mülki idare amirinin mi, garnizon komutanının mı karar alma yetkisine haiz olduğunu bilmiyoruz. Bu bir tatbikat olduğuna göre, büyük ihtimalle il valisinin talebi, onayı ve emirleri altında operasyona başlanması öngörülmüştür. Ama EMASYA protokolü bunu şart koşmuyor. Necmettin Erbakan hükümetinin düşmesini izleyen günlerde, Temmuz 1997'de Genelkurmay Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığı arasında imzalanan bu protokolde, "toplumsal hareketler" karşısında yerel mülki idare amirinin çağrısı ve kararını beklemeden askeri birliklerin harekete geçmesi öngörülüyor. Böyle bir durumda garnizon komutanı mülki idare amirinin güvenlikle ilgili yetkilerini fiilen devralıyor. Daha da önemlisi, bu tür olayların öngörülmesi için geniş bir istihbarat çalışmasının askeri güçler tarafından yapılmasına , bunların askeri yetkililerce değerlendirilmesine mülki bir temel yaratılıyor. Bu çerçevede, İçişleri Bakanlığına bağlı olmasının kulağa hoş gelen bir fiksiyondan başka anlamının olmadığı jandarma güçlerinin, kent merkezleri dahil olmak üzere, tüm yurt sathında kapsamlı bir istihbarat faaliyeti yürüttüğünü biliyoruz.
Mülki dayanak
Yapılan işleme yasal bir görünüm vermek için, EMASYA protokolü İller Kanunu'nun bir maddesine atıfta bulunuyor. Yukarıda belirttiğimiz gibi, bu atıf protokole mülki bir dayanak veriyor ama yürürlükteki yasalara aykırı olmasını engellemiyor. Söz konusu protokolün yasalara aykırılığını birçok kez işleyen Yeni Şafak gazetesi, Haziran 2006'da, dört yıl önce yasalara aykırılığı Mülki İdare Şurası'nın ortak kararında belirtilen protokolün hâlâ yürürlükte olmasını, hayretle karışık bir soruyla haber yapmıştı. Şura kararında yer alan ve protokolün yasalara aykırılığını gösteren 11 maddeyi yayımlamıştı. Bu konuyla ilgili kapsamlı basın dosyasına www.savaskarsitlari.org sitesinden ulaşılabilir.
Ama tatbikat haberlerinin de gösterdiği gibi, EMASYA protokolü sadece kağıt üzerinde yürürlükte değil. Garnizonlarda olası toplumsal olayların bastırılmasına yönelik planlar yapılıyor. Yurttaşların siyasal görüşleri, dini pratikleri, etnik aidiyetleri ile ilgili kapsamlı bir fişleme faaliyeti hummalı biçimde yürütülüyor. Tatbikatlar programlanıyor. Bakan'ın yoktur demesine rağmen, bu iş için özel olarak görevlendirilmiş askeri birlikler oluşturuluyor. Genelkurmay Başkanlığı düzenli olarak EMASYA direktifleri yayımlıyor.
Anlaşılan o ki, Ali Bayramoğlu'nun uzun zamandan beri varlığına ve tehlikeli sonuçlarına dikkatimizi çektiği EMASYA birlikleri yok ama varlar ve 24 saat aralıksız çalışıyorlar.
Türkiye mülki geleneğinde, yok ama var olan oluşumlara alışkınızdır. Eski kontgerilla bunlardan bir tanesi. Azınlıklar Tali Komisyonu bir başkasıdır. Eski MGK içinde yer alan ünitelerin veya Sivil Savunma Teşkilatının amaç ve faaliyetleri de keza. Bunlar çoğunlukla yasal dayanağı güçlü olmayan veya hiç olmayan ama bir şekilde mülki dayanağı bulunan oluşumlardır. Yasal değil ama mülki içtihata göre meşrudurlar. İki idare arasında imzalanan bir protokol veya bir gizli yönetmelik, bir gizli kararname bu işlemlere devletin iç hukukunda "yasallık" sağlar. Bu hukuk devleti anlamında bir yasallık değildir. Askeri ve sivil memurların, herhangi bir idari dayanağı olmayan bireysel tasarruflarda bulunmasını engellemek ama yürürlükteki yasalara kayıtsız şartsız tabi olmaları zorunluluğu da yaratmamak için yaratılmış bir "mülki yasallıktır" bu. Gerekirse EMASYA protokolünde olduğu gibi, İller Kanunu'nun 11. maddesinin D fıkrasının kapsamı yorum yoluyla zorlanıp, genişletilir. Yasalarımız çok şükür bu tür ihtiyaçlar öngörülerek yazılmıştır.
İç devletin, yani esas olarak tasarruflarını "mülki içtihat" ve devletin çıkarları üzerine yaslayan sivil ve askeri bürokrasinin topluma, "toplumsal olaylara" bakış açısını EMASYA direktifleri çerçevesinde sürdürülen istihbarat faaliyetleri gayet iyi betimliyor. Kürtleri, Alevileri, liberalleri, sosyalistleri, AB'cileri, gayrimüslim azınlıkları, tarikatçıları, karısının başı dinsel simge tarzında örtülü olanları, ikinci Cumhuriyetçileri, misyoner faaliyetlerinin etkisine açık olanları, anarşistleri, şeriatçıları, vicdani retçileri, tinercileri, Sorosçuları, türlü çeşit mafyaları, ABD'cileri ve sosyetikleri ile bu toplum, tekin bir toplum değildir. Bu nedenle başlangıçta ne kadar masum olursa olsun, katılımı üç kişiyi aşan, yani toplumsal hale gelen her olayın devletin güvenliği açısından değerlendirilmesi gerekir. Bu geleneksel Osmanlı-Türk devleti tepkisidir.
Buna ilaveten, iç devletin kurmayları, yürürlükteki etno-kültürel tekil kimlik politikasının toplumsal gerçeklikle giderek daha az uyuştuğunun da bir o kadar bilincindedir. Daha vahimi bunu bastırmak için gaz verdikleri milliyetçiliğin, sonuçta tam da EMASYA direktiflerinde öngörülen senaryolara zemin hazırladığını gayet iyi biliyorlar. Bu nedenle yasal olmadığı en yetkili merciler tarafından doğrulansa da, bu iç devlet güçleri için önemli olan "mülki meşruiyet" olduğu için, bu hazırlıkların devam etmesine ne hukuk ne siyaset karşı çıkabilir. En fazla yeni bir kılıf bulunur ya da aykırılık yaratan yasa değiştirilir.
EMASYA planlarında yapılacak işler sıralanırken kullanılan dil bu iç devlet güçlerinin Türkiye toplumuna bakışını özetliyor. "Karşı gücün imkan ve kabiliyet tesirleri[nin] gözleneceği" belirtiliyor bu planlarda. Türkiye'de askeri metinlere giderek hakim olan tuhaf ve bozuk teknik dili bir kenara bırakırsak, ülke içi asayiş sorunu ele alınırken "karşı güç" tabirinin fütursuzca kullanılıyor olması düşündürücü değil midir? Ama ülkede iç düşmanların varlığını bir doktrin olarak kabul edenler için, bu tabir şaşırtıcı olmadığı gibi, teknik nitelikte, tarafsız bir tabirdir. Özetlersek, EMASYA birlikleri şimdilik iç karşı güçlerin imkan ve kabiliyet tesirlerini gözlüyor. Gerçekten harekete geçtiklerinde ise, iç düşman güçlerini imha edecek.