Enseyi karartmamak

Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi'nin baskı dolu koridorlarını babacanlığı ile yumuşatan Nurettin Soyer dışında, karşılaştığım savcı örnekleri, daha çok Kafka'nın romanlarındaki gibi "insanı evrak gibi gören" türdendi.
Haber: ŞÜKRÜ HATUN / Arşivi

Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi'nin baskı dolu koridorlarını babacanlığı ile yumuşatan Nurettin Soyer dışında, karşılaştığım savcı örnekleri, daha çok Kafka'nın romanlarındaki gibi "insanı evrak gibi gören" türdendi. Onlara bakınca ve büyük suçlamalar için yazdıkları sığ iddianameleri okuyunca zihnimdeki "Cumhuriyet Savcısı" imgesi giderek silikleşti. Hukuk terimlerine uzak olsam da savcıların mahkemede "kamu" adına bulunduklarını, bu nedenle de toplumun yararını savunmakla görevli olduklarını biliyorum. Ama ülkemizde "devlet" düşüncesi o kadar merkezi bir yere sahip ki, "kamu" adına davranması gerekenler hep devletin baskıcı yüzüyle çıktılar toplum karşısına. En son Susurluk olayında pik yaptığı gibi toplumun geniş kesimleri aslında İtalya'daki "Temiz eller operasyonu" savcıları gibi hukuk adamlarına özlem duyuyordu. Bu özlemde, suç dosyalarında toplumsal yaşamın her alanında görünen yozlaşmayı etraflı bir şekilde inceleyen ve bulduğu bağlantılarla "kamu yararının" nasıl tahrip edildiğini gösteren savcı arayışı vardı.
İddianame
Kamuoyuna "Neşter-1 Operasyonu" olarak yansıyan davanın savcısı Ömer Süha Aldan'ın yazdığı iddianameyi okuduğumda bu arayışa bir karşılık bulmuş ve bu ülkede "enseyi karartmamak için" hâlâ güçlü nedenlerimiz var diye düşünmüştüm. Hatırlayacaksınız bu davada Savcı, SSK'ya tıbbi malzeme satan firmalar ve yöneticileri ile kuruma alımı yapan bürokratların yolsuzluk yaptıklarını, suç örgütü gibi davranarak piyasada mal darlığına sebep olduklarını, örneğin daha sonra SSK'nın 173 dolardan alabildiği stentleri bu sayede 1750 dolardan sattıklarını, bu süreçte hekimlerin de önemli roller oynadıklarını iddia ediyordu. Bizim açımızdan önemli olan ise, 59 sanığı ilgilendiren ve bazılarına sıradan görünebilecek bir yolsuzluğun arka planında bireysel çıkarı tahripkâr bir şekilde öne çıkaran bir hekimlik yozlaşması ve buna eşlik eden sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi operasyonu olduğunu birçok örnekle anlatılmasıydı. Daha önce Türk Tabipleri sözcüleri ve birçok bilim insanının saptamaları, daha önemlisi halkın her gün yaşadıkları sağlam bir bütünlük içinde iddianamede yer alıyordu. Savcı, hipokrat yemini ederek göreve başlayan hekimlerin bir süre sonra "dürüstlüğü enayilik olarak gören" bir düşünce tarzı geliştirmeleri karşısındaki hayal kırıklığını gizlemiyordu, ama bunun gerisinde kamu tarafından verilen ücretin yetersizliği olduğunu vurguluyordu. Bu iddianame, SSK'nın hortumlanması ile kamu sağlık kurumlarının çökertilmesinin, doktorların özel muayenehanelerine gitmeden ihtimamlı muayenene olamama ile hekimliğin ticaretin bir parçası haline gelmesinin, İstanbul'daki MR sayısının fazlalığı ile özel sağlık kurumlarında muayene olmanın özendirilmesinin, hekimlerin tıbbi kararları üzerinde maddi çıkarın artan etkisi ile tıp fakültelerinin toplumdan uzaklaşmasının, devletin küçülmesi ile soygunların ikiye katlanmasının, hekimlerin yabancı şirketlerin piyonu haline gelerek yoksul hastaları denek olarak kullanması ile özel sağlık kurumu açmanın özendirilmesinin aslında aynı suçun tezahürleri olduğunu anlatıyordu.
Sanıyorum bu iddianame, insanın biyolojik varlığının nasıl sömürü kaynağı haline getirildiğini ayrıntılarıyla anlatan bir suç belgesi olarak tarihe geçti. Geçen hafta ise bu dava sonuçlandı ve "Hakim Orhan Karadeniz, sanıklardan SESA firması sahibi İbrahim Erdoğan'ı, örgüt kurmak, görevi kötüye kullanmak ve piyasada mal darlığına sebep olmaktan 2 yıl 4 ay 10 gün, Onmed Medikal ve Kemer Country'nin sahibi Mehmet Nazif Edin'i de, örgüt üyesi olmak, piyasada mal darlığına sebep olmak ve müteselsilen dolandırıcılık suçlarından 3 yıl 2 ay 10 gün hapse çarptırdı. KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın doktoru Prof. Dr. Derviş Oral da, örgüte yardım suçundan 5 ay hapse mahkûm edilirken, cezası 900 YTL adli para cezasına çevrilerek ertelendi. Oral, ayrıca görevi kötüye kullanmak suçundan da 10 ay hapse mahkûm edildi, ancak bu cezası paraya çevrilmeden ertelendi. Karadeniz, 38 sanığı da, 'örgüte üye olmak, örgüte yardım etmek, piyasada mal darlığına sebep olmak ve görevi kötüye kullanmaktan' hapis ve adli para cezalarına çarptırdı. Bazı sanıklara verilen cezaları paraya çeviren, bazılarını da paraya çevirmeden erteleyen Karadeniz, 22 sanık hakkında ise beraat kararı verdi".
Dilerim bu iddianameyi Türk Tabipleri Birliği bir kitap olarak basar ve bütün hekimlere dağıtır. Bense hem kendi adıma ama en çok da, her şeye rağmen hekimlik onurunu korumaya devam eden ve varlıkları ile hâlâ daha büyük yozlaşmaları engelleyen hekimler adına sayın savcıyı ve bu davanın hakimlerini selamlamak ve başarılar dilemek istiyorum. Kalbimiz sizinle sayın savcı ve hakimler...
ŞÜKRÜ HATUN: Prof. Dr., Kocaeli Üni.