Erdoğan'ın Amok koşusu mu?

Erdoğan'ın Amok koşusu mu?
Erdoğan'ın Amok koşusu mu?
Gezi ile başkan olma amacından uzaklaşan Erdoğan'ın sembolik bir cumhurbaşkanı olarak Çankaya'ya çıkması ve AKP liderliğiyle birlikte başbakanlığı Gül'e bırakması, bir tür 'yenilgi' demektir
Haber: SEYFİ ÖNGİDER / Arşivi

Kim ne derse desin 11 yıllık AKP iktidarına en ağır darbeyi Gezi isyanı vurdu. Türkiye ’nin, Bayburt hariç, 80 ilinde sokağa dökülen 3,5 milyon insan, Tayyip Erdoğan ’ın geleceğe ilişkin bütün planlarını, hesaplarını bozdu. Onun için Gezi, Erdoğan’ın aklından çıkmıyor, dilinden düşmüyor.
Başkan olmayı ve siyasal sistemi tamamen kendisine göre yeniden kurmayı, düzenlemeyi Gezi’den sonra ertelemek zorunda kalan Erdoğan, sonuçta yeni bir eylem planı yapmış görünüyor. Gezi’de kaybettiğini geri almayı hedefleyen ve hayli riskleri olan bu eylem planında dershaneler üzerinden Gülen Cemaati ile kavga ve onu gerileterek, teslim alarak ilerlemek ilk adım gibi duruyor. Bu riskli ve cüretkâr plan öncelikle Erdoğan’ın 2014 yazında cumhurbaşkanı seçilerek Çankaya’ya çıkmasını, ancak orada kendinden önceki Özal ve Demirel gibi oturmamasını öngörüyor. Dolayısıyla Erdoğan’ın, Çankaya’ya çıktıktan sonra 2015 seçimlerinin ardından başkanlık sistemine geçilerek daha on yıl “Tek Adam” olarak ülkeyi yönetmeye devam etmesini içeriyor. Böyle 10-15 yıl sonrasını dikkate alan orta-uzun vadeli bir planı hesaba katmadan üç seçim gündemdeyken AKP’nin “The Cemaat” ile kapışmasını anlamak mümkün olmaz.

‘Tek Adam’ hayali

Gezi ile birlikte başkan olma amacından uzaklaşan Erdoğan’ın sembolik bir cumhurbaşkanı olarak Çankaya’a çıkması ve AKP liderliğiyle birlikte başbakanlığı Abdullah Gül’e bırakması bir tür “yenilgi” demektir. Erdoğan’ın “terfien” emekli edilmesidir. ANAP lideri Özal ve DYP lideri Demirel örneklerinden biliniyor ki, bugünkü koşullar ve statüyle Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkması demek liderini kaybeden AKP’nin dağılması veya Abdullah Gül’ün liderliğinde yeniden yapılanması olacaktır. Ama o zaman da Çankaya’daki Erdoğan ile iktidardaki AKP’nin artık bir ve aynı şey olması mümkün değil. Oysa Erdoğan tam da bunu istiyor; emrindeki AKP ile ve “Tek Adam” olarak daha 10 yıl Çankaya’dan ülkeyi yönetmek…
Erdoğan istiyor ama yine biliniyor ki, hem ABD hem de AB üzerine bir çarpı işareti koymuş durumda. Artık AKP’nin ve Türkiye’nin başında Erdoğan’ı görmek istemedikleri aşikâr. Erdoğan ve AKP kurmayları da bunu biliyor elbette. Nitekim 11 yıl önce iktidara gelmelerinde belirli bir rol oynayan ABD ve diğer Batı ülkeleriyle ilişkilerini yeniden düzenlemeye soyunmuş görünüyorlar. Önce Çin’le füze anlaşması, ardından son Rusya gezisinde Putin’e, “Alın bizi Şanghay Beşlisi’ne biz de şu AB derdinden kurtulalım” denirken Batı dünyasına mesaj gönderiliyor. Dolayısıyla hiç kimsenin masum bir dershane meselesi olmadığını bildiği bu kavganın arka planında böyle derin ve bugünün de ötesinde geleceği kazanmaya yönelik bir mücadele yürüyor.
1999’dan beri ABD’nin Pennsylvania eyaletinde yaşayan Fethullah Gülen ve cemaatinin de tıpkı Erdoğan ve kurmayları gibi 2014 ve sonrası için orta-uzun vadeli siyasi hesapları, planları var ve bunlar örtüşmüyor. AKP iktidarı sırasında 11 yılda birlikte alınan mesafeden sonra artık geleceğe dönük hesap ve beklentilerde farklılaşma derinleşti ve kavga kaçınılmaz hale geldi. Çünkü iktidar artık paylaşılamıyor.

Kürtlerle ittifak

Erdoğan Cemaat’e savaş açarken bu topluluğun ABD’nin en has, en doğrudan gücü olduğunu elbette biliyor ve dolayısıyla ABD’yi de karşısına almış oluyor. Böylece risk de üstlenen Erdoğan, Cemaat’le ipleri kopartırken son Diyarbakır gezisinin ortaya koyduğu gibi, Kürtlerle, sadece Türkiye Kürtleri değil, Barzani’nin liderliğindeki Sünni ve muhafazakâr Kürtlerle de ilişkilerini güçlendirmek, ittifak yapmak için uğraşıyor. Böylece hem gündemdeki üç seçimde oylarını artırmak hem de bölgesel gücünü, liderliğini sağlamlaştırmak istiyor. Dolayısıyla Kürt hareketi ve “çözüm süreci” artık dünden daha önemli ve daha farklı bir ağırlık kazanmış durumda. The Cemaat’le girdiği çatışmayı kazanan, muhafazakâr Kürtlerle ulus-ötesi ittifak ilişkileri kuran bir Erdoğan, cumhurbaşkanlığını kazandıktan sonra AKP üzerindeki egemenliğini sürdürerek, Abdullah Gül’ü değil ama bir tür “emir eri” olacak birini -örneğin Numan Kurtulmuş- başbakan tayin edip, 2014 seçimlerinde anayasayı değiştirecek bir çoğunluğa ulaşarak başkanlık sistemini gerçekleştirmek isteyecektir. Ve böylece gerçekten de 2024’e kadar yoluna devam edebilir.
Ancak Erdoğan bu ihtiraslı planını yaparken gücünü abartmış, bu arada Cemaat’in siyaseten fazla direnmeyeceğini varsaymış olabilir. Oysa sorunun dershane falan olmayıp önümüzdeki 10-15 yıl olduğunu bilen Cemaat, şiddetli bir direniş gösterdi. Erdoğan’sız bir AKP planı yapan Batı dünyasının da herhalde devreye girmesi üzerine Erdoğan’ın planı öyle kolayca gerçekleşecek gibi görünmüyor. Bu durumda dershaneler üzerinden başlayan bu çatışma, Erdoğan için bir zafer yürüyüşünden çok bir Amok koşusuna, siyasi hayatının sona ereceği çılgın bir koşuya dönüşebilir. Bu koşunun ilk kritik virajının dönüleceği yerel seçimler çok önemli. Özellikle İstanbul ’da kaybederse Amok koşusuna dönüşme ihtimali artacaktır. Ama yeni mevziler kazanırsa Gezi ile kaybettiğini geri alabilir ve on yıl daha “Tek Adam” olarak ülkeyi yönetme hedefine ulaşabilir. Gerçi siyasi ve kültürel olarak bu kadar gelişmiş ve farklılaşmış, çoğulcu deneyimleri ve anlayışı geliştirmeye çalışan bir ülkeyi 1920’lerin, 1930’ların dünyasındaki gibi bir “Tek Adam” olarak yönetmek mümkün değil; küresel sermayeyle birlikte Türk büyük sermayesi de böyle bir “Erdoğan Türkiyesi” istemiyor. Ancak AKP lideri halktan destek alarak bunu gerçekleştirebileceğine inanıyor. Nitekim önümüzdeki süreçte büyük sermaye ve merkez medya ile daha çok polemik yaparak, “halk dalkavukluğu” konusunda çok ilginç ve şaşırtıcı örnekler vererek, nasıl şefkatli bir “Başkan Baba” olacağını göstermeye çalışacaktır.

Başka bir Türkiye

AKP’nin uzun süren iktidarından sonra, özellikle de askeri vesayetin geriletilmesinin ardından Erdoğan ve yandaşları “Yeni Türkiye”den söz etmeyi seviyor, 11 yılda yeni bir devlet ve toplum kurulduğunu anlatıyorlar. Onların iddia ettikleri gibi olmasa da, bugün geçmişten farklı, yeni bir Türkiye’nin olduğu doğru. Kızlarla erkeklerin aynı evlerde kalıp kalamayacağının tartışıldığı bu Türkiye’de iktidar savaşları da tarikatlar, cemaatler arasında oluyor. Önümüzdeki süreçte bazen durulsa, hatta uzlaşılmış, barışılmış gibi görünse de, bu iktidar savaşı -bugün dershane, yarın başka bir şey üzerinden- taraflardan biri yenilgiye uğrayana kadar sürecek.
Bu iktidar kavgasında kirli çamaşırlar çokça ortaya döküleceğine göre AKP ile The Cemaat’in birlikte kurdukları bugünkü “yeni Türkiye”ye itiraz edenler siyasi olarak avantaj kazanabilirler. Ama bunu değerlendirebilmeleri için gerçekten de sadece bugünkünden değil dünkünden de farklı ve yeni, başka bir Türkiye vaadi, vizyonu, programı olmalı ve tabii bunu gerçekleştirebilecek bir toplumsal-siyasal güç de ortaya çıkmalı. Erdoğan’ın ve The Cemaat’in ihtiraslarıyla mücadele etmenin başka bir yolu yok.
Amok Koşucusu: Malezya’ya özgü tarihsel ve kültürel unsurlardan kaynaklanır. Kökeni bir çeşit intihar komandosu geleneğine dayanır. Amok koşucusu sonuna kadar savaşıp sonunda ölür. Böylece düşmanın arasına dalan küçük bir grup seçkin asker, yaşamak için savaşan düşman askerine psikolojik olarak büyük zarar verebilir.