Ergenler büyüdü

1980'li yıllar, sadece rutin birer etkinlik haline gelen 80'ler partilerinin, uzun süre burun kıvrılan kıyafetlerin tekrar gün yüzü görmesinin dışında, sinemada da sıkça ziyaret edilen bir dönem haline geldi. Ne de olsa 80'lerde çocukluklarını geçirenler artık üretime geçti, kendi karakterlerini şekillendiren bu dönemi perdeye daha sık getirmeye başladı.
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

1980'li yıllar, sadece rutin birer etkinlik haline gelen 80'ler partilerinin, uzun süre burun kıvrılan kıyafetlerin tekrar gün yüzü görmesinin dışında, sinemada da sıkça ziyaret edilen bir dönem haline geldi. Ne de olsa 80'lerde çocukluklarını geçirenler artık üretime geçti, kendi karakterlerini şekillendiren bu dönemi perdeye daha sık getirmeye başladı. Bu hafta gösterime giren 'A Guide to Recognising Your Saints/Hayatındaki Azizleri Keşfetme Kılavuzu' da 80'leri ziyaret eden filmlerden. Müzisyenlik ve yazarlıktan sonra yönetmenliği denemeye karar veren Dito Montiel, otobiyografisini kendisi sinemaya uyarlıyor. Böylece Montiel'in 80'ler New York'unda geçen ergenliği de perde yüzü görüyor. Genç Dito'nun arkadaşıyla bir hardcore punk grubu kurup evden ayrılmaya heveslenmesi, beladan uzak durma yönündeki sonuçsuz çabaları, babasıyla arasındaki meseleler, dönemin pop-rock şarkıları başta olmak üzere tanıdık birçok ayrıntı eşliğinde hafızaları tazeliyor. Biz de fırsattan istifade, hazır 80'ler furyası da etkisini hâlâ sürdürürken bu dönemi konu alan filmleri hatırlamak, günümüz sinemasında dar jean'lerin, new wave'in ve permanın izini sürmek istedik.
Synthesizer sesleri
Filmlerin 80'ler atmosferini yaratmak için ilk başvurduğu kaynaklardan biri, müzik. Sinema için bu zengin madeni deşen örneklerden biri de Adam Sandler'lı, Drew Barrymore'lu komedi 'The Wedding Singer/Düğün Şarkıcısı'. Frank Coraci imzalı komedi, dönemin bu türe elverişli unsurlarını, kabarık saçları, absürd kıyafetleri layıkıyla kullanıyor. Dönemin pop parçalarının arka arkaya sıralandığı soundtrack'iyle, 80'lere dair ne varse üzerimize boca ediyor. Bret Easton Ellis'in 'American Psycho/ Amerikan Sapığı'nın Mary Harron imzalı uyarlamasında ise yuppie seri katil kahramanımızın cinayet maceraları, Chris de Burgh, Phil Collins şarkılarıyla süsleniyordu.
Ama 80'ler müziğinin farklı bir cephesinin en görkemli haliyle arz-ı endam ettiği film, Michael Winterbottom imzalı '24 Hour Party People'. Zira 1976'dan 1992'ye Manchester müzik sahnesinde olan bitenin enerjik bir dökümü olarak da nitelendirilebilecek yapımda aslan payı 80'lerin. Müzikal eğilimlerin punk'tan kulüp müziğine doğru evrildiği 80'lerin kahramanları, New Order, Happy Mondays, vd. bir bir perdeye geliyor. Bunun için de Steve Coogan tarafından canlandırılan müzik adamı Tony Wilson'ın (plak şirketi sahibi, radyo ve TV programcısı, gece kulübü işletmecisi, menajer) punk'ı keşfetmesiyle başlayan maceraları aracı yapılıyor.
Winterbottom'ın, Tony Wilson'ın hayatından kapsamı bu kadar geniş bir hikâye çıkartmasının da kanıtlayabileceği gibi, 80'lerin eğlence figürleri aşırılıklarından dolayı sinemanın rağbet ettiği karakterlerden. 2003 yapımı 'Party Monster'ın kahramanı da bu devrin eğlence dünyasının sansasyonel ismi Michael Alig. Yine sansasyonel -çocuk yıldızlıktan uyuşturucu müptelalığına hızlı bir geçiş yapan- Macauley Culkin tarafından canlandırılıyor. Michael Alig, 80'lerin sonu, 1990'ların başında çarpıcı kıyafetlerle tüm gözde kulüplerde boy göstermeyi adet edinen, yetmeyince de illegal partiler düzenleyen Club Kids'in önderi. Çığrından çıkmış halleri, kulüplerde görünmeleri için para almalarına vesile oluyor. Alig'in sansasyonelliği ise işlediği cinayet. Torbacısını öldürdüğünü bir televizyon programında ağzından kaçırınca, bu cinayet, dellillerle de doğrulanınca Alig kendini hapiste buluyor. (Hâlâ da orada.)
80'ler, yeni eğlence usüllerinin doğuşu kadar diğerlerinin de bitişine tanık oldu. Whit Stillman da 'The Last Days of Disco/Diskonun Son Günleri'nde 80'leri diskonun önce zirveye çıktığı sonra da gözden düştüğü çağ olarak betimliyor. 80'ler New York'unda düşük maaşlarla çalışan, üniversiteden yeni mezun iki genç kadın (Kate Beckinsale ve 'Party Monster'ın kadrosunda da yer alan Chloe Sevigny) ve çevrelerindeki genç erkekler, kendilerini diskonun ışıltısına kaptırıyor, sosyal merdivende tırmanmanın yollarını arıyor. Ama zirve yapmasıyla gözden düşmesi bir diskonun son demleri, gençleri de 80'lerin ileriki safhalarına hazırlıyor. Temeli 1970'lerde olsa bile 80'lere de uzanan 'Boogie Nights/Ateşli Geceler' (Paul Thomas Anderson), videonun yaygınlaştığı bu yılları pornografi endüstrisinde hayati bir dönüşümün gerçekleştiği dönem olarak perdeye getiriyor. Gina Gershon'lu 'Prey for Rock'n Roll' (Alex Steyermark), yapımcıların yüz vermediği kızlardan kurulu bir rock'n roll grubunun tutunma çabalarını konu alıyor.
80'ler= Ergenlik
İşin ilginci 80'leri konu alan filmlerin favori mekanının New York olması. New York, 80'lerde de güzel sanatların odağı. Bu dönemin isimlerinden ressam Julian Schnabel, ilk yönetmenlik denemesinde eski meslektaşı ve arkadaşı Jean Michel Basquiat'nın yükseliş hikâyesini konu aldı. Grafitilerden prestijli sanat galerilerine geçiş yapan Jean-Michelle Basquiat'nın (Jeffrey Wright) hikâyesi, dönemin New York sanat ortamının perdeye gelmesine vesile oldu. Andy Warhol'un David Bowie tarafından canlandırılması da filmin en akılda kalan unsurlarından biri.
'Basquiat'dakiler kadar bohem olmasalar da 'The Squid and the Whale/Mürekkep Balığı ve Balina'nın kahramanları (Laura Linney, Jeff Daniels) yine 80'lerin New York'lu entelektüelleri. Geçen sene gösterime giren 'Mürekkep Balığı ve Balina' da tıpkı 'Hayatındaki Azizleri Keşfetme Kılavuzu' gibi otobiyografik. Yönetmen-senarist Noah Baumbach, anne babasının 80'lerde boşanmasının hikâyesini perdeye getiriyor.
80'lerin New York'u da aşıp dünyaya yayılan hazinelerinden biri ise Molly Ringwald'lu Patrick Dempsey'li gençlik filmleri. Banliyölerde geçen ve Amerika'da liseli olmanın zorluklarını anlatan bu filmler, 80'lerin en hatırda kalan unsurlarından. Müzik kanalı VH1 da geçen sene sırf bu türün klişeleri üzerinden ilerleyen bir yapıma, 'Totally Awesome'a imza atmış. Henüz görme şansına erişemediğimiz 80'ler odaklı bir başka TV yapımı da 'That 80's Show'. Bizde de zamanında tv8'de gösterilen 'That 70's Show/Yeniden Yetmişler'in yapımcılarının gerçekleştirdiği sitcom 'That 80's Show', anlatılanlara bakılırsa yine dönemin ayırt edici tüm özelliklerini komediye meze yapıyormuş.
Anlaşılan, 80'ler, müzik veya moda gibi farklı mecralarda her yönüyle çoktan didik didik edilse de bu keşfi takip etmekte nispeten geç kalan sinema ve televizyon, açığını kapatmaya çalışıyor. Örneğin Alan Moore'un ('V for Vendetta/V'nin yaratıcısı) 1985'te paralel bir dünyanın ABD'sinde geçen çizgi romanı 'Watchmen'in film uyarlaması da 2008'e hazırlanıyor. 80'leri yaşamış bir nesil ise hem bu çağın perdeye gelmesinden memnuniyet duyuyor hem de büyüdükleri onyılın dönem filmlerine konu olmaya başlamasıyla yaşlandığını görüp hüzünleniyor.