Erkekten hemşire olur mu?

Sabah gazetesinde çıkan bir köşede, televizyon haberlerinde hemşire kelimesinin bir erkek için kullanılması eleştirildi (H. Uluç, Sabah, 5. 1. 2007). Yazar, hemşirenin kelime anlamının kız kardeş, bacı olmasını gerekçe göstererek erkekler için kullanılamayacağını söyledi ve yerine hastabakıcı kelimesini önerdi.
Haber: HANDE PAKER / Arşivi

Sabah gazetesinde çıkan bir köşede, televizyon haberlerinde hemşire kelimesinin bir erkek için kullanılması eleştirildi (H. Uluç, Sabah, 5. 1. 2007). Yazar, hemşirenin kelime anlamının kız kardeş, bacı olmasını gerekçe göstererek erkekler için kullanılamayacağını söyledi ve yerine hastabakıcı kelimesini önerdi. Bu, masum bir dil yanlışının düzeltilmesi gibi görünse de, dil toplumsal ilişkilerden bağımsız değil. Öncelikle, hemşirelik mesleğine verilen adın kız kardeş, bacı anlamına gelmesi toplumsal cinsiyet ilişkilerini yansıtıyor. Hemşirelik yerine önerilen hastabakıcılık da aslında işin farklı ve erkeğe daha uygun bir bölümü. Bu şekliyle kullanmak, varolan cinsiyet temelli ayrımcılığı yeniden üretiyor. Kelime anlamının dışında, hemşirelik (TDK'nın ve yazarın da köşesinde belirttiği gibi) bir mesleği tanımlıyor. Dolayısıyla kağıt üzerinde hemşirelik, hem erkekler hem kadınlar tarafından yapılabilecek bir meslek. Aslında kadın hemşirelerle aynı sağlık eğitimini alan erkeklerin de hemşirelik yapabilmesine izin veren kanun teklifi yeni görüşülecek ama bu hukuki problemin ötesinde, konu hemşirelik mesleğinin sadece kadınlara ayrılmış olması. Sorun tam da burada başlıyor çünkü devreye cinsiyet temelli eşitsizlik ve güç ilişkileri giriyor. Burada söz konusu olan, cinsiyet temelli mesleki ayrımcılık, yani bazı işlerin "kadın işi", bazı işlerin de "erkek işi" olması. Hemşirelik de daha çok kadınlara uygun görülen bir meslek. Aynı şekilde inşaat mühendisliğinin erkeklere uygun görülmesi gibi. Erkek hemşire olmaz dendiğinde, aslında toplumsal cinsiyet ilişkileri ve ayrımcılık yeniden üretilmiş oluyor. Hemşire sadece kelime anlamıyla değil, toplumsal rol olarak da kadına ait bir şey. Kadın pilotlar gazeteye haber olduğu gibi, ev temizlemeye giden erkeği de kolay kolay tahayyül edemiyoruz.
Daktilolar
Bu olguya işaret etmek için, çoğunlukla kadınların yaptıkları mesleklere "pembe yakalı" işler deniyor. Mesela Türkiye'de stenolar, daktilolar, kart ve rule delgi operatörleri meslek gruplamasında, yaklaşık toplam 164 bin çalışanın 119 bini kadın. Yani sekreterlik bir kadın işi. Öte yandan pilotlar, güverte subayları, makine subayları gruplamasında 5,071 çalışanın sadece 300'ü kadın. Posta dağıtıcıları ve sporcular da çoğunlukla erkek, toplam 27 bin posta dağıtıcısının 3,311'i ve 15 bin sporcunun 1,350'si kadın. Tıp ve öğretim ile ilgili mesleklerde Türkiye göreceli daha şanslı gözüküyor çünkü bu mesleklerde kadın-erkek çalışanların sayıları birbirine yakın (DİE, 2000 Genel Nüfus Sayımı). Batı ülkelerinde ise bu meslekler erkek egemen meslekler. Tabii tıp ile ilgili meslekler gruplamasının nasıl alt başlıklara bölündüğünü bilmiyoruz. Bunun içinde hemşireler çoğunlukla kadınsa ve cerrahlar çoğunlukla erkekse, cinsiyet temelli ayrımcılık eğilimi tekrarlanmış oluyor. Ayrıca, her ne kadar Türkiye'de, iddialı bir modernizasyon sürecinin sonucu olarak öğretim üyeliği, doktorluk gibi mesleklerde kadın oranları görece daha fazlaysa da, bunun çalışan kadın nüfusunun küçük bir kesimini oluşturduğunu unutmamak gerek. Kadınların çoğunluğu düşük ücretli, güvencesiz, kayıtdışı işlerde çalışıyor. Hatta Türkiye'de kadınların işgücü piyasasına katılımının en çarpıcı özelliklerden biri, erkeklere göre çok daha fazla kayıtdışı işlerde çalışması. Kadınların yüzde 71'i kayıtdışı işlerde çalışırken, bu oran erkekler için yüzde 44 (Türk-İş, Kadın Emeği Platformu Komisyon Raporları).
Peki bazı mesleklerin kadın, bazı mesleklerin erkek mesleği olmasının ne sakıncası var? Mesleklerde toplumsal cinsiyet ayrımı da eşit olmayan ilişkileri yansıtıyor çünkü kadınların yaptığı işler daha değersiz görülüyor, statüsü daha düşük ve gerektirdiği vasıfların karşılığı tam verilmiyor. Bunun sebebini iş ve vasıf olgularının sosyal olarak inşa edilmiş olmasında aramak gerekiyor. Yani bunlar da toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini yansıtıyor. Bu da, kadınların emeğinin ve vasıflarının görünmez olmasına, dolayısıyla karşılık bulmamasına yol açıyor. Kadınların yaptıkları işler, özel alanda "doğal" sorumlulukları olan işlerin devamı gibi görülüyor ve kamusal alana taşındığı zaman bile, düşük ücretli, düşük statülü işler olarak kalıyor. Ev işi veya çocuk bakımı gibi. Korkutucu olan, kadınların "doğal" görevleri ve doğuştan gelen özellikleri olduğu varsayımının değişmesinin zorluğu. 19-20 yaşlarındaki bazı öğrencilerimin bile bana itiraz ederken gönül rahatlığıyla söylediği gibi, "ama kadınlar tabii daha iyi çocuk bakar". Hemşirelik de bakım içerdiği için, kadınlara daha uygun görülüyor. Yoksa erkek hemşire neden olmasın?
HANDE PAKER: Bahçeşehir Üni., Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler